> 2014 > Nisan - Din Samimiyettir > Rûya İlham Keşf
Din Samimiyettir
338.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Rûya İlham Keşf
Prof. Dr. Süleyman Derin
2014 - Nisan, Sayı: 338, Sayfa: 040
Sufiler ilham ve keşfe bilgi kaynağı olarak özel bir yer vermişler ve bu yönleri ile de diğer ilim dallarına müntesip olanlardan ayrılmışlardır. Ne var ki bu kavramlar bazen sufiler bazen de başkaları tarafından sıkça istismar edilmiştir. İmam-ı Rabbani tasavvufun en zor meselelerinde suhuletle kalem oynatan bir müçtehit sufi olarak bu konuda da ufkumuzu aydınlatan bilgiler verir ve böylece istismara giden kapıları kapatır. Ona göre farz, helal, haram, küfür ve iman gibi şerî hükümlerin inşasında asıl olan Yüce Kitabımız Kur’an ve Resulullah’ın sünnetidir. Bu sebeple gerek sufilerin gerekse de onların dışında bazılarının dinin hoş görmediği bir meseleyi ilham ve rüyalarına dayanarak ters yüz etmeleri kesinlikle kabul edilemez: Şer’î hükümlerin ispatı hususunda dikkate alınacak merci Kitap ve sünnettir. Müçtehitlerin kıyası ile ümmetin âlimlerinin icmaı da hükümlerin ispatında birer mercidirler. Ancak bu dört şer’î delilin dışında hiçbir şey kesinlikle hüküm ispat etme vasıtası olamaz. İlham bir şeyin helal veya haram olmasında delil olamaz, aynı şekilde batın erbabının keşifleri de bir şeyin farz veya sünnet olma noktasında kaynaklık edemez. (Mektubat, II, 55. mektup) İmam’a göre müçtehit fakihlerin fetvalarına uyma konusunda velayet-i hassa sahibi olan sufilerle sıradan müminler eşittir. Onların keşif ve ilhamları diğerlerine karşı fıkhî konularda bir üstünlük sağlamaz ve ilgili konularda taklit sorumluluğundan onları kurtarmaz: İçtihadî hükümlerde müminlerin avamından olan Ahmed, Mehmet, Bekir ve Halid’in müçtehitleri taklit etme noktasında durumu ile Zünnûn-i Mısrî, Beyazıd-i Bistamî, Cüneyd-i Bağdadi ve Şiblî’nin durumları aynıdır. Evet, başka hususlarda bu büyüklerin üstünlükleri söz konusudur. Bunlar keşif ve müşahede ehlidir, tecelli ve zuhuratlara muhataptırlar. Gerçek sevgilinin sevgisi kendilerini bütünüyle kuşatması sebebiyle mâsivadan kopmuşlardır. Gayrı görme, gayriliği idrak etme köleliğinden kurtulmuşlardır. İmam’a göre ilham, keşfî bilgiler ve marifet ancak şeriatın tam olarak yaşanması ile ele geçer. Şeriatı ağacın köklerine benzeten İmam, kök çürüyünce meyvelerin de bozuk olacağını ifade eder:  Gerçi bu marifetlerin de bu ahkam (-ı şer’iyye)nin meyveleri ve neticeleri olduğu muhakkaktır. Ağaçtan maksat meyve almaktır. Şayet ağaç varsa meyve alma beklentisi de olur. Ancak ağaçların köklerine bir hastalık vurmuşsa meyveler de yok demektir. Ağaçları kestiği halde meyve beklentisi içinde olan kimsenin ahmaklığı ne de büyüktür. Ağaçlar ne kadar güzel bakılırlarsa o kadar güzel, verimli ve bol meyve verirler. Evet, meyve her ne kadar maksat ise de unutmamak gerekir ki, ağacın bir şubesidir. Başka bir deyişle şeriat kökü sağlıklı olmaz ise elde edilen meyve de sağlıksız olur. Zira meyvenin tüm gıdası ancak kök ile ulaşır. Bunun aksine dinin şer’î kurallarını içselleştirmeyen ve onları zahiren yapar görünenler her ne kadar rüya ve ilham ile ortaya çıksalar da onlara güvenilemez. Özellikle günümüzde bazı kesimler, bir proje ürünü olarak tasavvufu şeri kurallardan ayırarak marifet görüntüsü altında farklı bir din haline getirmeye çalışmaktadırlar. İmam’ın şu sözleri bu tür gruplara ve şahıslara karşı güzel bir uyarıdır: Binaenaleyh şeriata gerçekten bağlı olanlarla yağcılık yapanların da bu esasa göre değerlendirilmeleri gerekir. Şeriata bağlı olan kimse marifet sahibidir, bağlılık arttıkça da marifet artar. Şeriata bağlılık gösterişinde olanların ise marifetten nasipleri yoktur. Farz-ı muhal fasid düşünceleri ile kendilerinde bir maheret görüyorlarsa bu gerçekte marifet olmayıp, istidraç kabilinden şeylerdir ki, bu şeyler Hint Brahmanlarında ve yogilerinde1 de görülmektedir. Şeriatın kabul etmediği hakikat olarak bilinen her türlü şey zındıklıktır, kafirliktir. Bu sebeple İslam akaidine ve fıkhına aykırı hiçbir görüş ne rüya ne de ilham ile normal görülebilir, ayrıca İmam Rabbani bazılarının dinin Kitap ve sünnet ile tamama erdiğini, dinde ne tür bir eksiklik olsun ki, bunun ilham ile kapanacağını soranlara ise şöyle cevap verir: İlham, dinde zaten var olan gizli bir takım kemâ­lâtı ortaya çıkarır, yoksa dinde olmayan bir takım kemâlâtı ona ilave ediyor değildir. Nasıl içtihat hükümleri izhar ediyorsa, ilham da bir çok insanın anlamaktan aciz olduğu incelikleri ve sırları izhar etmektedir. Aynı şekilde İmam rüyalara da ihtiyatla yaklaşılmasını tavsiye eder, her ne kadar rüyalar insanın ulaşabileceği müsbet mertebeleri işaret etse de çoğu zaman gerçekleşmez ve rüya sahibini hüsrana uğratır. Bu sebeple bir insanı değerlendirirken onun şehadet yani şu alemdeki haline bakılır rüyalarına değil. Tarikattaki taliplilerin görmüş olduğu vakıalar da bu kabildir. İmam pek çoğumuzun yanlış anlayabileceği bu konuyu şöyle açıklar: Bu tarikattaki taliplilerin görmüş olduğu rüya ve vakıalara da itibar edilmez. Şöyle ki, kendilerini yüksek makamlarda görürler; velayet erbabının makamlarına ulaşmış sanırlar. Şahadet âleminde de bu kabiliyetleri ortaya çıkarsa bu büyük bir bahtiyarlık olur. Aksine görülen rüya misâl âlemindeki zuhuru ile kalırsa bunun bir faydası olmadığı gibi, musibet olarak görülmelidir. Zira her dokumacı ve hacamatçı kendini rüyasında sultan görür. Ancak bunun ona pişmanlık ve hasret dışında kazandırdığı bir şey olmaz. Binaenaleyh vakıalara itibar etmeye gerek yoktur. Şahadet âleminde ortaya çıkan her ne ise asıl ganimet odur. (Mektubat, II, 58. Mektup) Bu durumda İmam’a göre ilhamlar, rüyalar dinin aslında olmayan bir konuda delil olamaz, onlar dinde olup da ilk bakışta anlaşılmayan manevi inceliklerin anlaşılmasını ve şahsî takvanın artmasını sağlar, müminlere dinin açık bir emrini daha güzel yerine getirme hususunda destek olur. Nasıl ki müçtehidin içtihadı dinin zımnen içinde ise bunun gibi ilhamlar da dinin kemalatının dahilindedir. Allah Teâla bizleri maneviyat yolunda hata yapmaktan korusun zira fıkhi konularda hata insanı fıska, tasavvufi ve imani konularda hata ise insanı bazen zındıklığa götür.

Dipnot: 1) Yoga yapan brahman, din adamı.