> 2014 > Nisan - Din Samimiyettir > Sıkıntılarımız ve Sebebi
Din Samimiyettir
338.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Sıkıntılarımız ve Sebebi
Sâdık Dânâ
2014 - Nisan, Sayı: 338, Sayfa: 031

Günümüzde herkes sıkıntıda, fertler sıkıntıda, cemiyetler sıkıntıda, gençler huzursuz, yaşlılar huzursuz, fakirler huzursuz, zenginler huzursuz.Tüccarı huzursuz, sanayici huzursuz, memur huzursuz, işçi huzursuz. Sanki huzur bir zümrüd ü ankâ olup semâya çekilmiş.

Elhamdülillah memleketimizde zenginlik zuhûr etmiş, herkes nasiblerince ondan istifade ediyor. Herkes istediğini vüs’atı nisbetinde alıyor, istediğini yiyor, istediğini giyiyor. Hulâsa, gezmeye tozmaya harcamak için elinde parası bulunuyor.

“Sıkıntıda olan yalnız dar gelirli memurlar, bir de çalışamayacak kadar âciz kimselerdir.”

Kayser ve Kisra’nın sarayını andıran muhteşem binalar inşa ediliyor. O mutantan köşklerin sahibleri de huzursuz. Mütevazi dairelerde ve gecekondularda oturanlar da öyle. Hepsi sokaklara dökülmüş vaziyette.

Bir hasedçiliktir gidiyor, ortalığı kasıp kavuruyor, herkesin, gözü diğerinin malında, saâdetinde (Halbuki bugün saadet diye bir şey kalmamıştır, bu sözün gelimi) bir çekememezliktir gidiyor. Çok kazanan kendisinden daha çok kazananı kıskanıyor. Bu onu, adeta yiyip bitiriyor. Hiç hakkına razı olup da şükür eden yok.

Bir kimse istediğinin, yüzde doksan dokuzuna malik olsa o bir noksanı yüzünden, kendisini bedbaht, talihsiz görüyor.Herkeste doymak bilmez bir göz var. Sadırlar sıkışık, kalbler sıkışık, gönül âlemi diye bir şey kalmadı.

Bu öyle bir beliyye ki zamanın hekimleri bir çare bulamıyor, âdeta herkes biribirinin düşmanı olmuş. Tek tük hayır yapmak isteyen istikamet sahibi faziletli kimselere ahmak nazarıyla bakılıyor.

Ya Rabb! Gönüller, görüşler ne kadar değişti. Kimsenin düştüğü bataklıktan çıkmaya, sıyrılmaya hem mecâli yok, hem de niyeti yok.

Bu zamanın vebâsı da, bu içleri kemiren ruhî çöküntülerdir, hastalıklardır.

Bilhassa İstanbul, Ankara, İzmir gibi zâhiren medeni büyük şehirlerde, her sokağın başında bir itişme, kakışma; ortasında iffete tasallut ve hırsızlık, yankecisilik; nihayetinde de, bıçak saplama, silah çekme, kurşun seslerinin vukuuna şahid olmakdayız. Hulasa kimse hayatından, geçiminden memnun değil, razı değil. Hep şikâyet, gene şikâyet. Bu yüzden kimsenin hatırını sormaya cesaret edilemiyor. Çünkü alınacak cevap şikâyettir.

Aile nizamından, aile sevgisinden herkes mahrum. Anne, baba çocuklarıyla layıkı vechile alakadar olamıyorlar. Ahlâkî durumları verimsiz olduğu için, iyi bir rehber, iyi bir terbiyeci olamıyorlar. Kimse karısı ve çocuklarına söz geçiremiyor.

Erkekler haysiyet ve dirayetlerini kaybetti. Adeta birer kukla haline geldiler. Bütün çabalar, gayretler ve zevkler mide ve vücudun aşağı kısımlarına intikal etti. Rûhî zevkler, nezâket edeb, haya ve emsâli güzel ahlâklar, sessizce sıyrıldı, gitti, yok oldu.

Allahım! Rahmetin her şeyi kuşattığına göre, sevgili Habib-i Edîbin hörmetine, diğer Peygamberân-ı ızam ve bütün has kulların hörmetine, İslâmiyete canlarıyla, mallarıyla ve bütün imkânlarıyla, hizmet eden şerefli ecdadımız hörmetine, bizleri bu bataklıktan çıkar, rah-ı müstakîm, selâmet, hıdayet yoluna sevket. Bizlere acı. Gadabınla ve adaletinle değil, rahmetinle muamele et. Çünkü bizlere düşen, kusurlarımızı itiraf edip afvına sığınmaktır.

Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-4, s. 154-156