> 2014 > Nisan - Din Samimiyettir > Dinde Sebat
Din Samimiyettir
338.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Dinde Sebat
M. Sâmi Ramazanoğlu
2014 - Nisan, Sayı: 338, Sayfa: 030

“İnsanlardan bazısı dinde şek ve şüphe üzere Allah Teâlâya ibâdet eder. Eğer kendisine hayır isâbet ederse kalbi dînine mutmain olur. Dinde bulunduğunu kendisine fâl-i hayr addeder. Ve eğer ona bir fitne isâbet ederse yüzü üzerine küfür cihetine dönüverir ve din ile teşe’üm eder. İşte dînine îtimad etmeyerek dönen kimse dünyada ve âhirette hüsranda kalır, zarar görür ve şu zarar apaçık bir zarardır.” (Hacc Sûresi, 11) buyurulmuştur.

Mün’im-i hakîkî olan Rezzâk-ı Hâlık teâlâ ve tekaddes hazretlerini unutup isyan etmek âdeti olan kimselerden bazısı dîninde bir şek üzere ve bir yan üzere Allâh’a ibâdet eder. Fakat ibâdetinde yakîn ve sebât olmaz. Hesabına gelmezse, dünyaca bir zarar görürse öbür tarafta dönmek kolay olsun diye kalbinden sıdk ile dînine sarılmaz; kenarında gezer içine girmez. İşte bu gibi kimselere hayır, menfaat isâbet ederse kalbi mutmain olur, bu hayrı dîninden bilir. Ve eğer bir fitne isâbet ederse irtidad eder; dînini terk eder, küfür cihetine döner.

Fahr-i Râzî, Kâdî ve Hâzin’in beyânlarına nazaran bu âyet-i celîle Medîne’ye hicret eden bir tâife hakkında nâzil olmuştur. Bâdiyeden Medîne’ye gelip müslüman olduklarında bazılarının karısı oğul, kısrağı da tay doğurup malı çoğalınca dîn-i islâmı fâl-i hayr addedip kalbi mutmain ve müsterih olarak Medîne’de dîn-i islâm üzere sebat edip kaldılar. Bunun aksine karısı kız doğurup kısrağı da yavrulamayan ve kendileri de hasta olup maîşetleri daralanlar dîn-i islâmdan teşe’üm ettiler; yani biz müslüman olduğumuzdan işimiz rast gitmedi, dediler. Dîn-i islâmdan geri dönüp mürted oldular.

İşte Cenâb-ı Hakk -azze ve celle- dînine îtimad ve teslîmiyeti olmayan kimselerin halini harbde askerlerin bir tarafında bulunup eğer askerde zafer ve galebe görürse harbe iştirak eden ve eğer inhizam görürse derhal firâr eden kimsenin haline teşbih eder. Binaenaleyh dînine îtimadı olmayan kimsenin hâli aynıyla askerin içine girmeyip kenarında bulunan kimsenin hali gibidir. Bu gibilere münâfık denilir. Nitekim Uhud harbinde üç yüz kadar münâfık nâzik bir zamanda harbden imtinâ ile çekilerek kalblerinde besledikleri nifaklarını izhâr ederek dîne ihânet cinâyetleri tebeyyün etmiştir.

Şeytanın fitne, vesvese ilkâ ve iğvâsına Cenâb-ı Hakk’ın müsâade buyurmasından murâd-ı subhânî de şu âyet-i celîle ile beyân buyurulmuştur:

“Şeytanın ilkaatı, kalblerinde bir maraz bulunanlara ve katı olanlara bir fitne kılmak içindir. Ve hakîkaten o zâlimler uzak bir şikak içindedirler.” (Hacc Sûresi, 53)

“Habîbim! Eğer sana şeytandan bir vesvese ârız olursa o vesveseyi def etmek için Allah Teâlâya ilticâ et; zîra Allah Teâlâ senin duânı işitici ve halini bilicidir.” (Âraf Sûresi, 200)

Yani şeytan insanı iğfal için fırsat bekler, eğer gadap halinde bir vesvese ve teşvîş ve asabiyet başlarsa derhal şeytanın şerrinden Cenâb-ı Hakk’ın himâye-i ilâhiyesine ilticâ ile istiâze etmek lâzımdır.

Şeytanın nezği, Fahr-i Râzî, Fethu’l-Beyân ve Hâzin’in beyânlarına nazaran vesvese ve fesad ilkâ etmek ve insanın zihnini teşviş edip endişeye düşürmektir.

“Şu kimseler ki onlar ittikâ ettiler ve haramdan sakındılar, şeytan onların kalbleri etrâfında tavâf edip vesvese verdiğinde, onlar derhal tezekkür ederler ve Cenâb-ı Hakk’ın emirlerini ve nehiylerini düşünürler, hatâlarını idrâk ile günahlarından sakınarak şeytanın iğvasından Allah Teâlâya ilticâ ederler. Amma haramdan sakınmayan, yasaklardan çekinmeyenler ise şeytanların kardeşleridirler. Şeytan onları dalâlete çeker. Şeytan onları iğvâ ve ifsâdda kusûr etmez. Hatta onlar ile bir dereceye gelir ki, artık onlardan asla felâh me’mül olmaz.” (Âraf Sûresi, 201-202)

Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musâhabe- 6; s. 18-25