> 2014 > Nisan - Din Samimiyettir > Evimizdeki Hazinenin Farkında mıyız?
Din Samimiyettir
338.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Evimizdeki Hazinenin Farkında mıyız?
Cemal Nar
2014 - Nisan, Sayı: 338, Sayfa: 017

Altınoluk Dergimiz, İslam’ı yaşama ve yaşatma davasında içinde yaşadığımız buhranlı çağın sosyal meselelerine çözüm bulmak için, Kur’an ve Sünnetin eğitip öğrettiği o örnek asrı, asr-ı saadeti anlama ve kavrama konusunda, bu seneki de dahil olmak üzere, acaba kaç kitap hediye etti, hatırlayabiliyor muyuz?

Bunu niçin mi soruyorum?

Günü doğru anlama ve yorumlama adına tarihte yaşanan büyük oluşumları öğrenme amacıyla yaptığımız her işin, söylediğimiz her sözün ve yazdığımız her yazının, yeniden diriliş ile İslam toplumunu inşa edişte bir tuğla olması hayati önem arzediyor.

Hiç şüphesiz bu diriliş ve inşada örnek alacağımız üsve-i hasenemiz, Sevgili Peygamberimiz ve şanlı ashab-ı kiram efendilerimizdir. O inşa hizmetini görenler, Asr-ı Saadet’teki hayatı değişik şartlarda veya benzerlikte de olsa bir şekilde yaşamak durumundadırlar. Bu yüzden sorunlarımızı çözmede, şartların gerektirdiğini kavrayıp uygulamada asr-ı saadet hep önümüzde mübarek bir tecrübe alanıdır. Önemli olan o tecrübeden istifade ehliyetini kazanmaktır.

Bilindiği gibi Kur’an kadar Sünnet de dinimizin aslî kaynaklarındandır. Sünnet, Peygamber Efendimizin sözleri, işleri ve sükûtudur. Kötülük karşısında susmayan bir Peygamberin, bir durum karşısında sükutu onay sayılır.

Sözü şuna getirmek istiyorum; nasıl ki Kur’an, kıssa anlatırken bile bütün çağlardaki insanlara bir mesaj veriyorsa, mesela bir Karun kıssasına, bir Ashab-ı Kehf veya Uhdut kıssasına, mesela anlatılan Peygamber hikayelerindeki olaylara, tarihte kalmış ve işi bitmiş ayetler olarak bakmıyorsak, bugün için bize söyleniyor gibi üstünde düşünerek inanç, hukuk, ahlak ve metot bulmaya çalışıyorsak, aynen öyle de, Peygamber Efendimiz ve Ashabının çağı, bizim için işi bitmiş bir tarihî çağ değil, aksine hayatımıza hayat kazandıracak ilkelerin kaynağıdır. Bugün için yaşanan sorunlara inanç, hukuk, ahlak ve metot bazında çözüm ortaya koymada Sünnet de, ashabı-ı kiramın (r.a.) uygulamaları da geçerlilik taşımaktadır.

Bu bakış açısının ötesinde bir düşünce, hadis ve siyer ilmini herhangi bir tarih kültüründen farklı kılmayacaktır. Bu ise elimizdeki mucizevi çözümü kaybetmek demektir. Bu, kendimize ve insanlığa büyük bir zarar ve vebal olduğu kadar, aynı zamanda korkunç bir ihanettir de.

Asr-ı saadet bizim için her zaman canlıdır, diridir, bizi beslemeye devam eden bir damar, bir kaynaktır. Bizim için hayatımızın âb-ı hayatıdır siyer ilmi. Onu çok okumalı ve iyi öğrenmeliyiz. Bazen çok basit meselelerin çözümünde bile tıkandığımızda o bize yol açacaktır. Ya da bu bencil çağda, küçük küçük eziyet ve işkencelerle engellendiğimiz zamanlarda bile düşmemiz muhtemel olan ye’s bataklığını ve ümitsizlik çukurunu yine o hayatı iyi tanıyarak aşacağızdır.

Öyle de oluyor. Bazen bunalıyor, öfkeleniyor, kızıyor, sağa sola tehditler savuruyoruz. Ya da kırılıp küsüyor, içimize kapanıyoruz. İnciniyor ve incitiyoruz. İşte tam da bu sırada birden bire “Bu asr-ı saadette olmuş mu? Olmuşsa nasıl aşılmıştı?” diye düşündüğümüzde ve aklımıza birer birer bilgiler sökün edip geldiğinde, işte o zaman kendi kendimize gülmeye başlıyoruz. Çünkü bizim yaşadıklarımız, onlarınkinin yanında devede kulak bile olmayınca, vaziyetimiz kendimize bile komik gelmektedir.

Yeni bir “Kutlu Doğum” mevsimine girerken, Altınoluk dergimizin bu konuda verdiği hediyeleri raflardan indirmeyi, tek tek ele alarak içindekileri inceleyip ilk ve son sözlerini okumayı size teklif etsem, “evet” der misiniz?

Daha fazlasını mı? Yani hepsini yeniden okumak mı? Allah sizlerden razı olsun kardeşlerim.