> 2014 > Nisan - Din Samimiyettir > Aziz Okuyucu
Din Samimiyettir
338.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Aziz Okuyucu
Altınoluk
2014 - Nisan, Sayı: 338, Sayfa: 001

Nisan ayındayız ve her nisan Türkiye’de “Kutlu Doğum” mevsimi olarak yaşanıyor.

Her Kutlu Doğum’da Diyanet, Kur’an-ı Kerim’in ve Rasulullah Efendimiz’in mesajlarından yola çıkarak bir ana gündem belirliyor, o istikamette toplantılar icra ediliyor. Böylece insanlarımız Rasulullah Efendimizi ve O’nun tebliğini farklı veçheleriyle öğrenmiş, hayatlarına taşımış oluyorlar.

Biz de Altınoluk olarak, İslam-İnsan, İslam-Müslüman, İslam-Toplum ilişkilerinin gerektirdiği mesajı, kapak gündemimiz halinde sunmaya çalışıyoruz.

Bu sayımızda Diyanet ile paralel olarak “Dinde Samimiyet” konusunu kapak gündemi olarak belirledik.

Bu bir ihtiyaç mıydı?

Aslında bu, bir Müslümanın din ile ilişkisinde her zaman göz önünde bulundurması gereken bir zaruret.

Çünkü dergimize giren yazıları da okuduğunuzda göreceksiniz ki Rasulullah efendimiz, her amelin niyetine itina edilmesini ikaz buyurmuş.

İşin gerçeği şu: Amelin kalitesi içinde barındırdığı niyete bağlıdır.

Onun için niyeti arı – duru tutmak en temel hassasiyet olmalı.

Ancak bunun o kadar kolay olmadığı da bir gerçek. Çünkü “Niyet” dediğimiz şey, kalb ya da duygu alemine ait bir hadise. Fiziki bir varlığı yok ve onun için fiziki olarak biçim verilmesi mümkün değil.

Peki kalbimize hakim miyiz?

İşte asıl problem bu.

Kalbimize hakim miyiz?

Duru ve durgun sularda insan kalbine hakim olabilir, ama fırtına çıktığında sular kabardığında, dalgalı denize düşüldüğünde korkular ümitler savrulduğunda, insan denize düşmüşlük paniği yaşadığında ve yılana sarılma telaşına kapıldığında niyetlerin başına ne gelir bilinmez.

Kur’an’da sık sık Hristiyan ve Yahudi din adamlarının dini küçük bir baha karşılığında değiştirdiğinden bahsedilir.

Bunları sadece o din adamlarına münhasır bir sapma olarak okumamak gerekiyor. Onlar bir prototip olarak önümüze konuyor ve Kur’an, onların şahsında bizleri eğitiyor.

-Dininizi küçük – büyük bir bedel karşılığında değiştirmeyin, satmayın çağrısıdır, ikazıdır o.

Öyle ortamlar yaşanıyor ki, insanların tamamı birbiri ile mücadelede “dini delil” ortaya koyuyor.

Sanırsınız ki, memlekette herkesin tüm davranışlarının gerekçesi dini ilkeler olmuş.

Ama bir başka veçheden baktığımızda, öne sürülen bütün delillerin kendi hesaplarımıza uygun hale getirildiğini, ona payanda kılındığını görüyoruz. Kendi haramlarımız helal hale getirilmiş, ya da düşman bildiklerimizin mekruhları haram muamelesi görür olmuş. Ya da tersi kendimiz için helal gördüklerimiz ötekinde harama dönüşmüş.

Nasıl olur bu?

Bizler bunları yaparken, yaptığımız her şeyin Allah Teala nezdinde de kabul gördüğünden emin miyiz?

Galiba ana soru bu. Bunu unutmamak.

Kalbimizde hep “ilahi nazar”ın denetleyiciliğini hissetmek.

İnanın bu da kolay değil.

İnsan, ortama baktığında ve savrulmaları gördüğünde bunca Müslümanın kalb kayması yaşayabileceğini düşünemiyor.

Ne oluyor?

Zor, zor, zor. Samimiyet disiplini zor.

Onun için Rasulü Ekrem Efendimiz “Ey kalbleri evirip çeviren Rabbim, kalbimi Senin dinin üzerinde sabit kıl” duasını tekrarlayıp duruyor. O duaya sarılalım bizler de.

Sizleri Altınoluk’la başbaşa bırakıyor, saygılar sunuyoruz. Allah’a emanet olunuz.