> 2014 > Mart - Tartılma Korkusu > Hani Nerede?
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Hani Nerede?
Durmuş Koç
2014 - Mart, Sayı: 337, Sayfa: 050

Bir ses bir nefesle başlar hayat. Çığlıkla geliş, feryat edişle doğuş, bir irkiliş, bir serzeniş, esrarengiz bir diriliş. Bir hayattan başka bir hayata ince bir geçiş. Müthiş sanat ve müthiş bir iş. Yokluk alemiyle varlık alemini birbirine bağlayan sırlı geçiş.

Küçücük bir alemden daha büyük bir aleme göçüş. Sırlar içinde sırlar, hikmet içinde hikmet, karmaşık mı karmaşık, çetin mi çetin iş. Akılla idrak edilmeyen, insana hiç aman vermeyen, her nefes alış verişte yürekleri inleten, çileli yokuşu, sarp geçit’i hiç bitmeyen garip, fani zorlu bir hayat. Rüyadan uyanış, uykuya dalış kadar zamanı kısa. Tırmanma şeridi kılıçtan keskin, engel taşları fazla, an be an değişken, çile ve ızdırabı hiç bitmeyen, vefası az, cefası çok olan bir hayat. Kimi zaman düşe kalka gidersin, kimi zaman şaşırır hayret edersin. Bazen ağlar, bazen güler, bazen düşünür, bazen hayal eder ve bazen de umut edersin. Kimi zaman sevdiklerine kavuşmak için can atarken kimi zaman çekilmez durumuna feryat eder çekip gidersin. Kimi kalplerden şimşek hızıyla çıkar kimi kalplere çıkmamak üzere girersin. Mumların yanıp bittiği gibi biter, yenilerin eskidiği gibi sen de eskiyip gidersin. Zamansız çalan bozuk saat gibi işleri çoğu zaman alt üst edersin. Değer vermez değer verdiklerin. Hiç uğramaz olur sevdiklerin. Sana ansızın sırt çevirir binlerce emek verdiklerin. Merhamete susayan o titrek ellerin vicdanı pas tutmuş merhametsizlerin oyuncağı olur. Çaresizlik içinde çaresiz kalınca kırık kalbinle mahzun bakışınla olup bitenleri hayret içinde gözü yaşlı seyredersin. Gerçekleri haykırsan da, ağlayıp sızlasan da, hatta başını taşa vursan da hiç kimseyi ikna edemezsin. Nice kalabalıkların içerisinde kalbi kırık, boynu bükük yapa yalnız gidersin. Garip insanların sana şaşkın ve garip garip baktıkları gibi sen de garip garip bakar gidersin. Seni hiç görmeyeni, seni hiç anlamayanı ve senden hep kaçanı sen neylersin?

Seni sana okuyan mahzun aynalara çoğu zaman bakmak istemezsin. Kimin dostluk kimin düşmanlık edeceğini bilemezsin. Bir gün seni anlayan gönül erleri karşına çıksa da ama artık sen aldırış etmeden çekip gidersin. Sessizliğin, kimsesizliğin, sahipsizliğin acıları seni çaresiz bıraksa da ama sen yılmadan yoluna devam eder, hedefine gidersin. Anlayışı kıt ufku dar bir insana sen neylersin? Hayatın sana bakan aynasına bakar acı acı gülersin. Sabır taşı olur onunla sabrını her geçen gün daha güzel bilersin. Bütün kaybettiklerine yanar yakılır umut defterinden acı çeke çeke silersin. Seni hayata bağlayan artık veda eder yalnızlıktan yalnızlığa gidersin. Çoğu zaman itilir kakılır, ihanet çemberine takılır, için için yanar bitersin. Nereye? Nasıl? Niçin tutunmalı? Hayatın dalgası, borası, fırtınası, tufanı, girdabı, med ceziri, sarp geçidi, ilginç esen rüzgarı eser durur hiç bitmez. Çözmek için uğraştığınız sorular kör düğüm olup gider. Tırmanmak için çıktığınız merdivenler ayağınızın altından kayar. Tebessüm eden yüzler ihanet zinciri gibi ellerinize ayaklarınıza takılır. Dost görünümlü düşmanlar sizi hep yokuşa, mayın tarlasına sürer. Doğrulara eşik gerçeklere beşik yok denecek kadar azdır. İnsan şaşkın ördek misali yalan yanlış içerisinde bocaladıkça bocalar. Edep aynası paslı, kemal aynası çamurlu, sevgi ve saygı aynası kırık, insanlık aynası tuz buz, sadakat ve güven aynası permeperişan olunca çileler ve dertler hiç bitmez. İçin için yansanız, feryat ederek yüreğinizi dağlasanız, iki göz iki çeşme ağlasanız sizi gören, duyan, bilen olmaz. Çaresizlik sahiline çaresizce inince başlayan, çileleriyle insanı daima pişirip haşlayan, deryadaki sandal gibi bir oraya bir buraya yalpalayan bir hayat. Kışında bahar baharında kışı özlenen, gönüllerdeki hasret acılarıyla yolları gözlenen, kader ve kaza çizgileriyle müthiş sözlenen, ümidi, korkusu, heyecanı, coşkusu, hüznü, elemi hiç bitmeyen bir hayat… Bazen kendimizle, bazen başkalarıyla bazen arzu ve isteklerle boğuştukça boğuşulan çile meydanı. Yalnız kalışın, aldanışın, terk edilişin, ihanete uğrayışın ayyuka çıktığı bir imtihan sahnesi. Kimini pişiren, kimini şaşırtan, kimine de engelleri aşıran bir hayat. Her şeye rağmen hayat yolculuğu dolu dizgin sürmekte, hayat takviminden her gün bir yaprak daha kopmakta, kimileri kurtuluşa kimileri de uçuruma gitmektir.

Merhametin izine sevginin tozuna rastlamak mümkün değil. Hani nerde bir birbirini Allah için sevip özleyenler? Hani nerde bir lokmayı birbiriyle bölenler? Hani nerde birlikte ağlayıp gülenler? Hani nerde? Hani nerde? Kin ve nefret kılıcı, servet kılıcı, şöhret kılıcı garip ve mazlumların ensesinde düğün bayram eder durur. Diller bülbül gibi şakıyor ama güller dargın, güller soluk. Umut ırmağı boşa çağlıyor, merhamet çeşmesi boşa akıyor, gönül yarası durmadan kanıyor. Artık aşk bulutları yağmurunu dökmüyor, sevda çiçekleri açmıyor, sevgi dalgaları coşup kabarmıyor. Hayata tutunmak zor ki zor. Dünyada baskı, zulüm, korku tehdit rüzgarı estikçe esiyor. Mazlum ve gariplerin iplerini merhametsizler kesiyor.

Kimileri dostluk mumunu söndürüyor. Kimileri düşmanlık ateşini alevlendiriyor. Dünya dönüyor, ağaçlar kuruyor, insanlar ölüyor, bir çokları da yokluk aleminde varlık kavgası yapıyor. Zaman tokmağı canhıraş bir şekilde vuruyor geleceğe, maziye. Artık ne mazeret geçiyor ne de taziye. Eskimiş saatler gibi tutkular da umutlar da eskiyip gidiyor. Tam hayata tutunalım derken tutunduklarımız da bizleri terk ediyor. Yanan ateşin kül olup söndüğü gibi, güneşin doğup battığı gibi, bütün arzu ve isteklere son veriyor. Elde avuçtakilere veda edip çekip gidiyor.