> 2014 > Mart - Tartılma Korkusu > Mahzûn Emanet
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Mahzûn Emanet
Neslihan Nur Türk
2014 - Mart, Sayı: 337, Sayfa: 046

Ey Hazreti Hatice’nin nasîbinden pay alan!
Bu yazı sanadır ey! Her ânı mahzûn olan!

Çok hassas ve bir o kadar da derin bir mevzûya, her devirde ve her toplumda var olmuş ve olacak bir emânete değineceğiz. Bunun için öncelikle, daha iyi anlatabilmek adına biraz sözlük deştik ve kelimenin tanımını şöyle toparladık: Dul: Beyini ya da hanımını kaybetmiş kişi. Bu tanımdan anlaşılan o ki dul kavramı sadece hanımlar için değil, erkekler için de kullanılagelmiş. 

Kaybetmek, bazen bir ölümle bazen de bir ayrılıkla söz konusu olur. Sebep ne olursa olsun, acıdır, yakıcıdır, sarsıcıdır. Dul kalan kişi hanım da olsa bey de olsa bu netice değişmez. Kanadı kırıldığında, en kuvvetli kuş bile yaralıdır.

Ruh sağlığı yerinde olan hiç kimse, sevgiyle ve iyi niyetlerle başlamış bir evliliğin sona ermesinden haz almaz. Bu, tüm insanları kapsayan bir hakîkattir ve kadın erkek ayrımını kaldırmaz.

Ayrılık bazen ecelle, bazen cedelle gelir.

Ecelle gelen ayrılık, ifâdesi pek zor bir hüzne, söndürmesi pek zor bir ateşe dönüşür, yakar, yakar, yakar… En netice kişi, öyle veya böyle duruma alışır, hayâtın keşmekeşi arasında bu yanmayı sıradan bir hâl gibi yaşar.

Cedelle gelen ayrılık, dinmesi pek zor bir kırgınlığa, düzelmesi pek zor bir yaraya dönüşür, kanar, kanar, kanar… En netice kişi, zamanla duruma alışır ve dünyanın koşturmacası içinde, mahzunluğu her günlük bir duygu olarak yaşar.

Herkesin evine çekildiği, seslerin kesildiği, yalnızlığın çepeçevre sarıverdiği zamanlarda, tebessümleri gözyaşına dönüşür. Onun gönlü kırıktır. Zîrâ fıtratına uygun olmayan bir hâle düşmüştür. Hele de gençse ve çocukları varsa, işi çok daha zordur.

Yaşı biraz ilerlemiş olan dul kimselerin hâli de bir başka acıklıdır. Onların hayatındaki en belirleyici unsur yetişkin (!) çocuklarıdır. Bunlar, “Miras bölünecek” kaygısıyla veya “Annemizin / babamızın hâtırasına saygısızlık ettirmeyiz” romantizmiyle, yeni bir evliliğe karşı çıkarlar. “Neyin eksik canım, biz sana bakamıyor muyuz, çamaşırlarını yıkamıyor muyuz, evini temizlemiyor muyuz, seninle ilgilenmiyor muyuz?!” diyerek de kendilerini haklı göstermeye çalışırlar. Halbuki kaç yaşında olursa olsun, dul bir kimsenin tekrar evlenmek istemesinden daha tabii bir durum yoktur. Bunu talep etmek onun hakkı ve hatta nefsine karşı vazîfesidir. Çünkü evlilik, hem birçok fitneden ve günâhtan koruyan sapasağlam bir kalkan, hem de huzûra ve sekînete erdiren muhafazalı bir liman gibidir.

Evinde huzûru ve sevinci yakalayamamış her insan mutsuzdur. Ruh; makam, para ya da kariyer ile değil, bir can yoldaşının ilgisi, müşfik bakışı ve tatlı sözü ile mutlu olur. Bugün, çok önemli muhtelif hizmetlerin içinde başarılar elde eden kimseler, mutlu bir evlilikleri olmadığı taktirde, hakîkî mutluluğu tadıyor değildirler. Onlarınki sadece eksik ve buruk bir sevinçtir.

Erkek için, dışarının maddî mânevî yorgunluğuyla geldiği evinde, işleri düzenli olarak çekip çeviren, yemeği ibâdet şuuruyla pişiren, çocuklarının terbiyesiyle meşgûliyyetten memnûn olan, huzur ve sevinç kaynağı bir hanımın bulunmayışı büyük bir noksanlıktır. Kadın için de evin geçimini temin edecek, dış işlerini hâlledecek, çocuklarının disiplinini sağlamaktan ve ihtiyaçlarını gidermekten zevk alacak, kuvvetli ve müşfik duruşuyla güvende hissettirecek bir beyin eksikliği pek zorlu bir imtihandır.

Nice zorluk zaten üstüne binmiş ve acısı canına yetmiş olan o mahzûna, bir de çevredeki boşboğazlar yüklenir. Niceleri bilir bilmez konuşarak, şeytanı sevindirir. O kadar çok zan yürütülür ki hayrete şâyân! Kimileri, “Öldürdü adamı!” der, dul kalan kadın için. Kimileri “En sonunda mezara da koydu kadını!” der bir başına kalan adam için. “Evinde doğru düzgün duraydı, adam da çekip gitmezdi” der, kimi çok bilmişler. “Bir başkasıyla ilişkisi varmış!” diyerek, günâhına günah katar, diline bal sürülmüşler. Anlayacağınız, dedikodu etmekten başka pek hüneri olmayanlar için âlâsından malzemedir dul kişi.

Gelgelelim toplumumuz her nedense dul hanıma, dul erkekten daha fazla yük taşıtır. Bunu, su-i zan etmek, yalnız bırakmak ve yan gözle bakmak sûretiyle yapar. Bazıları dul bir hanıma, sanki istedikleri her şeyi yaptırabilecekleri bir metâ gözüyle bakarlar. Bu aşağılık bakış onlara, fütursuzca yaklaşabilme cesaretini verir. Halbuki dul olmak, zül olmak değildir!

Dul bir hanımın yediği, giydiği, gezdiği, çoğu zaman birilerine dert olur. “Ekmeğin var mı kardeşim?” diye sormayı akıl edemeyenler, hadlerini aşan öyle çok başka soru sorarlar ki şaşarsınız.

Bir tuhaf durum daha var ki dile getirmek lâzım. Dul hanımlar, kimi evli hanımlar tarafından “tehlike” olarak algılanır. Bu algı daha çok, beyine güveni olmayan kompleksli kadıncağızlarda gelişir. Bu tip kadınlar neredeyse sürekli, birisinin gelip kocasını elinden alacağını düşünür. Bu acayip korkuyu da en çok dul hanımlar depreştirir. Bu sebeple su-i zanna sebep olmamak için bir adam, dul bir hanıma yardım ederken hanımını, anasını ya da kız kardeşini aracı etmelidir. Böylece şeytana fırsat verilmemiş, kimsenin gönlüne de kötülük düşmemiş olur.

Beyni beline kaçmış bazılarına göre çok farklı anlamlar taşısa da kalbiyle akleden mü’minler için dul hanım, Hazreti Hatice’nin nasîbinden pay almış, kırılgan bir emânettir. Emânete riâyet eden bir toplum olmak ve şunu hatırlamak gerekir: Çuvallar dolusu altın ikrâm etseniz, o yine de mah­zûndur. Mahzûnun duâsını almak, âhından da uzak kalmak lâzımdır.

Civârında dul bir hanım bulunan herkesin “Kocasız kadınlarla yoksulların işlerine yardım eden kimse, Allah yolunda cihâd etmiş gibi sevap kazanır” (Tirmizî, Birr 44) hadîs-i şerîfindeki müjdeye dâhil olmak için gayret etmesi, dul hanımı kendisi için cehennem oduna değil, cennet yoluna çevirmesi îcap eder.

Ne yazık ki bazıları, sırf maddî sıkıntılarından, art niyetlilerin akıl almaz zararlarından, boşboğazların bitmek bilmez dedikodularından ya da dul olmanın getirdiği sayısız başka zorluktan kurtulmak için tekrar evlenmek için, acele karar vererek, hiç de uygun olmayan kimselerle hayatlarını birleştirmek durumunda kalır. Bazıları da çektikleri sıkıntılara mukâbil verilmiş bir ödül gibi karşılaştıkları çok doğru insanlarla ikinci bir yuva kurup sevinir.

Hâsılı, hayat arkadaşlarından muhtelif şekillerde mahrum kalmakla imtihanda olan bu kimseler, toplum için birer imtihândır. Akl-ı selim sâhibi olanlara, dedikodu ederek hak yüklenmek sûretiyle imtihânı kaybetmek değil, şer’î sınırlara ve edebe riâyet ederek muhtâcın elinden tutmak sûretiyle imtihânı kazanmak yaraşır!

Mâdem böyle, bir duâyla bitirelim ve diyelim ki: Allah’ım! Tüm mahrumlara, iki cihan sevinci olacak zevc / zevce nasip eyle. Onları denkleriyle denk getirip mes’ut ve mesrûr eyle. Bizi de her birine, Allah ve Rasûlüne yaraşır din kardeşi eyle. Âmin.