> 2014 > Mart - Tartılma Korkusu > Araçlar ve Amaçlar
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Araçlar ve Amaçlar
Prof. Dr. Süleyman Derin
2014 - Mart, Sayı: 337, Sayfa: 028

İslam’a hizmet ve güzel Müslüman olma yo­lun­da gayret eden insanlar her zaman toplumun sevgi ve saygısını kendilerine çeker. Kısa sürede maneviyat aşıkları onların etrafını sarar. Ne var ki bir cemaat veya din hareket ne kadar büyük olursa olsun hatadan münezzeh değildir. Bu sebeple ortaya çıkan her tarikat, her dini cemaat sık sık kullandığı metotları gözden geçirme hususunda dikkatli olmalıdır.

İmam Gazali’nin ifadesine göre insanlar ba­zen bir işe iyi niyetle başlarlar, sonra niyetleri kötüleşebilir veya başında kötü niyetli iken daha sonra niyetleri düzelebilir. İyi niyetle başlanmış bir işin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur. Tarih boyunca sufiler bu konuda son derece dikkatli olmuş, Kuran ve sünnetten uzak düşen şahıslar öncelikle kendi dostları tarafından eleştiriye tabi tutulmuştur. Bunlar arasında İmam Rabbani özel bir yere sahiptir, zira o, sufilerin düştükleri hataları ve kullandıkları yanlış metotları ortaya koymaktan bir an olsun geri durmamıştır.

Söz konusu hatalardan birisi “mahlûkatın ce­ma­linde Hâlik’ın cemalini müşahede etme” yak­laşımını meslek haline getirmektir. İnsanın mecaz­dan hakikate geçmesi manasına bazı sufi­ler bunu “Leyla sevgisinden Mevla sevgisine ulaşmak” olarak isimlendirirler. “Mecaz hakikatin köp­rü­südür” sözü bu konuda sufilere dayanak olmuş­tur. İmam Mektûbât’ının III. cilt 66. mek­tubunda bu meseleyi şöyle açıklar:

Bilmelisin ki, mecaz hakikatin gölgesidir. Göl­gede asla giden büyük bir yol bulunur. Bazı büyükler, “Kendini bilen Rabbi’ni bilir.” sözünü bu manada söylemiştirler. Çünkü gölgeyi bilmek kişiyi aslın marifetine götürür. Zira gölge, aslının sureti üzere kaimdir. Bu sebeple de o aslın açığa çıkmasına sebeptir.

İmam’a göre burada tehlike bazen sufinin me­cazda kalması, yani amacı bırakıp araca takılmasıdır. Öyle ki mecazın güzelliği karşısında salikin başı döner; Hakk’a basamak olması gereken mecaz, Hakk’a giden yolu keser. Hadisten aldığı ilham ile İmam insanın eşyaya ancak bir kere bakabileceğini, iki kere bakmanın metotta yanlışlığa götüreceğini ifade eder:

Ancak şu da unutulmamalıdır ki, mecazın hakikate köprü olması, me­cazla (gereğinden fazla) ilgilenme fitnesinin olmaması ve işin sonunun ikinci bakışa varmaması durumunda olur. Hakikatin köprüsü, Peygamber Efendimiz ‘in (s.a.v.) “ilk bakış senin içindir. “ buyurduğu bi­rinci bakıştır. Efendimiz burada “leke (senin lehinedir)” ifadesiyle bu büyük devletin gerçekleşeceğini haber vermiştir. Ne var ki buradaki en büyük tehlike Allah korusun eğer hakikate giderken salik mecaza mübtelâ olur ve iş ikinci bakışa varırsa, bu durumda mecaz, hakikate götüren köprü olması bir tarafa hakikate giden yola engel bir şeytan olur. Hatta bu mecaz, kendisine ibadete çağıran bir put, hakikat yolundan saptıran bir tuzak olur. Bundan dolayı En Doğru Haberci olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ikinci bakışın zararını açıklama sadedinde, “ikinci bakış aleyhinedir.” bu­yurmuştur. Hak Sübhânehu’dan uzaklaştıran ve onu bâtılla meşgul eden şeyden daha zararlı ne olabilir?

İmam özellikle birbirine namahrem olanlar hakkında gelen “Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsın­lar” âyet-i kerimesinin yorumunda insanı Allah’tan alıkoyan her tür bakış ve alakanın bu ayet ile yasaklandığını ifade eder. Ne var ki, işin ilginç tarafı ise bazı cahil sufiler bu ayeti tamamen ters anlamış Hakk’ın cemalini insanların yüzlerinde seyretme hevesine kapılmışlardır. Hâlbuki hadiste geçtiği üzere bu, göz zinasıdır ve haramdır. Bazı ham ve akılsız sufiler bu ifadenin manasını anlayamadı. Bu yüzden yanlışa düştüler ve işi karıştırdılar. Kendilerini vuslata ulaştıran bir vesile ve maksada basamak olma­sını arzulayarak, güzel suretlere bağlanıp kaldılar ve onların güzelliklerine aldandılar. Bu cahiller suretlerin güzelliğini Hak Sübhânehû’nun güzelliği sanar. Onlarla ilgilen­me­nin Hak Sübhânehu ile ilgi­lenmenin aynı ol­duğunu düşünürler. Onları müşahede etmeyi, Hak Süb­hânehû’yu müşahede etmekle aynı zannederler. İmam’a göre bu tür anlayışlar tamamen yanlış ve Ehl-i sünnet çizgisinin dışındadır. Allah Teâlâ’nın cemalini onun mahlûklarındaki ile aynı zannetmek büyük bir günahtır. Onun cemali tüm tasavvurların üstündedir. İmam bu hali Hz. Musa’nın durumu ile anlatmaya çalışır: Hak Sübhânehû’nun tek bir tecellisi sebebiyle Tûr dağının yanıp parça parça olması ve Hazret-i Musa’nın (a.s.) yüksek makamlarda olmasına rağmen o tecellî sebebiyle bayılarak düşmesi Kur’ân nassıyla sabittir. Sözü geçen sufiler ise kı­sır akıllarıyla birlikte Hak Sübhânehû’yu her zaman perdesiz ola­rak mahlûkatında görebileceğini iddia ederler. Allah Teâlâ bu zalimlerin söylediklerinden çok yücedir. Bu kusurlular taifesi Hak Sübhânehû’yu ne zannederler? O’nun hüsnü­nü ve güzelliğini nasıl tasavvur ederler? Duymamışlar mıdır ki, farz-ı muhal, Hak Sübhânehu’nun mahlûkatından olan cennet hu­rilerinden birinin saçlarından bir tel dünyaya düşseydi onun ışığı ve parlaklığı sebebiyle dünya bir daha asla kararmaz, hiç gece olmazdı. İmam Rabbani bu mektubunda sufilerin düştüğü hatalardan bir tanesini detaylı olarak incelemiştir, Mek­tubât’ında bunun gibi daha nice hataları tenkit etmiş ve doğrusunu göstermiştir. Yıllarca tasavvuf eğitimi almış sufileri bile uyarmaktan geri durmamıştır. Velhasıl her zümreden ayet ve hadisleri yanlış anlayan, bu sebeple de hedeflerine batıl metotlarla ulaşmaya çalışan kimseler çıkabilir. Kuran ve sünnetin açık hükümlerinin çiğnendiği bir ortamda kulun kula itaati caiz değildir. Bu sebeple her zümre Kuran, sünnet ve icma ışığında kendi hatalarını görebilmelidir. Özellikle içinde bulunduğumuz şu zor günlerde kişiler ve zümreler kendi muhasebesini yapmalı, İslam adına dinin ruhundan fersah fersah uzak metot ve işlerden tevbe edilmelidir. Unutmayalım ki Hz. Peygamber hariç hiçbir sufi, alim veya sâlih kişi hatadan masun değildir. İslam tarihinde nice iyi niyetli hareketlerin daha sonra sapıttığı görülmüştür. Zira şeytan için önemli olan gafil ve fasıkları değil alim ve arifleri sapıttırmaktır. Şeytanın bu hususta en çok kullandığı metot amaç ve araçların birbirine karışmasını sağlamak, aşırı grup taassup ile hareket edilmesine öncülük etmektir. Rabbimiz bizleri her tür aşırılıklardan uzak tutsun ve sevad-ı azamdan ayırmasın. Mektubumuzu İmam’ın duası ile bitirelim: Selâm hidayete tâbi olanların ve Hazret-i Muham­med Mustafa’nın (s.a.v.) yoluna sımsıkı sarılanların üzerine olsun.