> 2014 > Mart - Tartılma Korkusu > Esad Erbilî Hazretlerinin 'Âteş'i ve Mektupları
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Esad Erbilî Hazretlerinin 'Âteş'i ve Mektupları
Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu
2014 - Mart, Sayı: 337, Sayfa: 024

Yazımıza Hazret-i Pîr’in (ks.) mektuplarıyla ilgili bir hâtırayı anlatarak başlamak istiyoruz.

Efendim, Birinci Meclis’teki Kayseri Milletvekili/Mebusu Ahmed Remzi Akoğuztürk, ilk dönem mecliste “men-i müskirât” (yani içki yasağı) kanunu çıkarmasıyla büyük hizmetlere vesile olmuş bir zattı.

Kendisi Es’ad-ı Erbilî Hazretlerinin yakın ıhvâ­nındandı.

Es’ad Efendimiz (ks.) onu çok severdi. O da onu çok severdi.

Ahmed Remzi Efendi, Pîr Efendimizle (ks.) çok sık mektuplaşırdı. Zamanla oldukça yekün tutan bu mektupları, Ahmed Remzi Efendi, teberrüken biriktirmiş ve saklamıştı.

Esasen tasavvufta manevî yadigar olarak bu tür teberrük eşyaları, nesilden nesile intikâl ederdi. Bereket olarak saklanırdı. Bu hem manevî, hem de maddi bakımdan bir tür diriliğe vesile olurdu. Teberrük eşyasına sahip olmak, tasavvuf kültürümüzün önemli geleneklerinden biriydi.

Ancak Menemen tertibinden sonra, bir gün polis tarafından evi aranmak üzere basılır. O da bu nâdide mektupların hepsini, alelacele yerdeki geniş minderin altına koyup orada saklar.

Polisler evin her tarafını didik didik aramalarına rağmen, biiznillah o minderin altına bakmayı akledemezler. O devirde mektubun bulunması neredeyse idâma mahkûm olunmakla eş manada bir keyfiyetti.

Neticede polisler hiçbir şey bulamazlar ve elleri boş olarak evi terkederler.

Ahmed Remzi Efendi, o mektupları alır hepsini maalesef istemese de yakmak zorunda kalır. Boynu bükük, gözü yaşlı, kalbi mahzûn olarak…

Efendim, o devirde her şey “ÂTEŞ”tir; kefen de ateştir, gül de âteştir, gülzâr da âteştir, bahar da âteştir.

…ve mektuplar da ÂTEŞ olmuş yanmıştır vesse­lâm

Şiir:


Ateşten bir gömlek giymişti aşkı uğruna
Hazret-i Es’ad böyle yandı Hak yoluna

Bismillahî

Pîr Efendimiz Es’ad Erbilî (ks.) 4 Mart 1931 tarihinde şehâdet mertebesine yükselerek, aşk âteşi ve çilesini noktalamıştı.

Kendisi, sevenlerine karşı son derece vefalıydı; sık sık mektuplar yazar onların hal ve hatırlarını sorardı. Dertleriyle dertlenir halleriyle hallenirdi. Yani Fena fi’l-ihvandı. Hemen neredeyse her ihvanında az çok mektupları vardı.

Ancak, Menemen sonrası bu mektuplar, mahkemelerde en önemli suç delili olarak değerlendirilmiş ve yargılamaya mesned edilmişti. Bu yüzden mektupların pek çoğu imha edilmek üzere ÂTEŞ’te yakılmıştı.

Dişçi Mehmed Efendi’den kalan onbeş civarındaki mektubunu bir şans eseri nasılsa ele geçirip yayınlamıştık. Çok güzel ve edebî bir üslupla İstanbul Türkçesi/Osmanlıcasıyla yazılmıştı. İlk defa onun torunlarında o mektupları görüp okuduğumuzda, içimizde bir sevinç, bir ateşli hal yaşamıştık.

Zaten Mektubat’ındaki mektuplarda da bu husus açık seçik görülür. İfadeler tam yürektendir. Samimiyet ve nezâket yüklüdür. Ve her biri aşk ve tebliğ merkezlidir.

Ancak şu kadar var ki bir dönemin müretteb baskısı sonucu, Es’ad Erbilî Hazretlerinin (ks.) pek çok mektubu imha edilmek zorunda kalınmış ve ATEŞ şiirindeki espiriye uygun olarak yakılmıştı. Keşke bütün bu mektupların tamamını toplayıp yayınlayıp, günümüz maneviyat dünyasına insanına sunsaydık, ne kadar faydalı olurdu… Hezâr efsus…

Es’ad Efendimizin (ks.) “ATEŞ” şiiri, uzmanlarca da kabul edildiği gibi gerçek mânâda bir edebiyat şaheseridir.

Çok derin bir duyuş, seziş, hal ve yaşayışın ürünü olan bu şiirdeki ATEŞ sembolizmi ilahi aşkı anlatır. Tabiî o âteş Es’ad-ı Erbilî Hazretlerinin (ks.) âteşidir. Daha doğrusu onun aşk çilesi.

Eskiden Tekke duvarlarında bir tablo olurdu, basit ve elle yapılmış derin manalı bir tabloydu bu tablolar. Nehirler, dağlar, ağaçlar, gökler, bulutlar, yerler, yollar, yarlar, çimenler hâsılı her yer alev alev ilahî aşktan yanardı… ve tablonun tam ortasında nefis bir sülüsle büyükçe “Âh mine’l-aşk” yazısı, hemen altında da küçücük harflerle “ve hâlâtihâ” kaydı olurdu.

Yani aşk yakıyor, ama aşkın halleri de bir başka yakıyor…

“ÂTEŞ” şiirinde Pîr Efendimiz (ks.), kaleme aldığı yedi mısrada bütün olarak aşkı ve her satırında da ayrı ayrı “Aşkın Hallerini” anlatıyor. Yani Aşk güldür, birdir, Allah’tır. Onun çevresinde oluşan haller de o gülün âteş gibi yakıcı dikenleri çileleri…

İlginçtir ki Peygamber Efendimiz (sav.) 22 yıllık (610-632) “çileli, zorlu, sıkıntılı, ateşli, ağır yüklü” risalet dönemine uygun olarak, “ÂTEŞ” şiirinde de 22 aşk ahvalinin yansımaları anlatılıyor ve şiirde de yirmi iki kerre “ÂTEŞ” kelimesi geçiyor. Nübüvvetin herbir senesi, ayrı ayrı aşk ve çile yani… Abdulhakîm-i Arvasî Hazretlerinin; “Hz. Peygamber’i (s.) seven O’nun gibi belâ ve çilelere hazır olsun” sözü bu bakımdan çok mânîdardır.

Hz. Peygamber (sav.) yirmi iki sene ızdırap, gözyaşı, gam, keder, mahrumiyet, ayrılık, tahammül, çaba, gayret, yorgunluk, horlanma, hakaret, istihza/alay, ölüm tehdidi, fakirlik, açlık, susuzluk, uykusuzluk, hastalık, za’fiyet, ihanetler, ve düşmanlıklar olarak yaşadıkları, hep aşkın “ve halâtihâ” (ve halleri) kısmına dahildir. Yani Gülün dikenleri meselesi…ama Gül uğruna… Sevgili uğruna, Allah (c.) uğruna…

Es’ad-ı Erbilî Hazretlerinin (ks.) şiirinde meknuz, ama sonradan ortaya çıkan “ÂTEŞ”ler ve çileler de az değildir. Mesela Sami Efendimiz (ks.) başta olmak üzere, pek çok ihvanının kalbi suzinak olarak ömür boyu o aziz şehid (ks.) için ateş ateş yanmıştır. Yâd edildikçe gözlerden kanlı yaşlar boşanmıştır.

Bu “ÂTEŞ”ten onun mektuplarının da nasiplendiğini görüyoruz. Ondaki aşk ateşi her şeye sirâyet, etmiş yakmıştı. Mektupları da mânen ateşti ve pek çoğu maddî olarak da ÂTEŞ’lenmişti. Ancak şu kadar var ki, gün gelecek o, bu yanan mektupların geriye kalmış küllerinden tekrar hayat bulacaktır, inşallah.

Ümîd-i âfiyet besler mi Es’ad Yâr’dan hâşâ

Saçar oldukça gözden ol nigâr-ı gülzâr âteş

Es’ad-ı Erbilî