> 2014 > Şubat - Mahmud Sâmî Efendi (k.s.) > Yüzyılın Vahşeti ve Dumura Uğrayan Vicdanlar
Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)
336.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Yüzyılın Vahşeti ve Dumura Uğrayan Vicdanlar
Beytullah Demircioğlu
2014 - Şubat, Sayı: 336, Sayfa: 056

Dış politikada yoğun bir ayı daha geride bıraktık. Suriye’de Baas diktatörlüğünün cürümlerini gözler önüne seren yüzyılın vahşetinden, Irak’ta, Maliki yönetimi, Sünni aşiretler ve aşırı uç örgüt İŞID üçgeninde yaşanan gerginliğe…  Ankara, Bağdat, Erbil hattında yaşanan petrol krizi ve Mısır’da darbe anayasasının referandumla onaylanmasına varıncaya kadar yakın bölgemizde önemli gelişmeler yaşandı. Bu dünya gündemi köşemizde geçen ayın dış politika gündeminde neler tartışılıp, nelerin konuşulduğuna, gelişmelerin perde arkasına ışık tutmaya çalışacağız.

Suriye ile başlayalım, dünya gündeminin geçen ayki hali pürmelaline bakmaya. Hemen yanı başımızda, dünyanın gözleri önünde, üç yıldır büyük bir dram yaşanıyor. Bir diktatörlük kendi halkına karşı üç yıldır deyim yerindeyse soykırım gerçekleştiriyor. Ama dünya üç maymunu oynamaya ısrarla devam ediyor. Dünya göz yumdukça katlediyor, katlediyor… Hiçbir hedef gözetmeksizin başlarından aşağıya yağdırdığı varil bombalarıyla kendi halkına karşı kıyım gerçekleştiriyor. Varil bombaları yetmiyor, açlıkla terbiye ediyor kendince, vahşetine ortak olmayı reddeden insanları. Aç, susuz bırakarak topluca cezalandırıyor binlercesini.

 BM artık Suriye’de ölenleri saymıyoruz diyerek, Suriye için bugüne kadar yaptığı tek şey olan ceset saymayı dahi bıraktığını açıkladı. BM saymasa da Suriye’de katledilen insan sayısının 130 bini geçtiği ifade ediliyor. Milyonlarca Suriyeli Esed zulmünden ülkesini terk ederek kurtulmaya çalışıyor. 2014 yılında Suriye halkının %80’inin mülteci haline geleceği öngörüsünde bulunuyor uluslararası örgütler.

Tüyler ürperten bu tabloya geçen ay inanılmaz görüntüler eklendi. Üç yıldır süren vahşetin boyutlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren korkunç görüntüler...

Suriye’de, başkent Şam’ın hemen yanı başındaki Yermük Mülteci Kampı’ndaki açlıktan ölen insanların yürek burkan görüntüleri medyaya yansıdı önce, insanların hayata tutunabilmek, açlıktan ölmemek için artık kedi köpek yediği haberleriyle birlikte. 

Bu kadar da olmaz ki! İnsan bu kadar vahşileşemez ki! İnsanları topluca ölüme mahkum etmek nasıl bir ruh halinin yansımasıdır diyorduk ki vahşetin çok daha büyüğünü belgeleyen görüntüler arkadan geldi.

Baas diktatörlüğünün o kapkara ruh halinin çok daha vahşileşebileceğine, çok daha vicdansızlaşabileceğine şahit olduk, Suriye ordusunda görevli askerin 11 binden fazla kişinin gözaltında, sistematik işkenceyle öldürüldüğünü ortaya koyan fotoğrafları dünya ile paylaşıldığı zaman.

Suriye ordusunda 13 yıl askeri polis olarak görev yapan Sezar kod adlı kişi, üç yıldır süren katliam boyunca askeri hastanelere getirilen cesetlerin fotoğraflarını çekmekle görevlendirilmişti. Çalışma arkadaşlarıyla 55 bin kare fotoğraf çeken asker, günlerce aç bırakılıp sistematik işkenceyle öldürme politikasına isyan ederek ülkesinden kaçtı ve 2 yıl boyunca çektiği fotoğrafları muhaliflere ulaştırdı.

Fotoğrafların ve diğer görüntülerin gerçek olup olmadığı ve üzerlerinde oynama yapılıp yapılmadığı konuları İngiltere’de bir laboratuvarda uzmanlarca incelendi. İncelenen materyallerin tümünün müdahale edilmeyen gerçek fotoğraflar olduğu tespit edildi.

Uzmanların raporlarına yansıyan ayrıntılarda korkunç tablo şöyle resmediliyor;

Cesetlerde açlık ve işkenceden dolayı renk değişimi, çürüme, doku bozuklukları görüldü. Cesetlerin yarıdan fazlasının aşırı derecede zayıf olduğu görüldü. Bu durum, açlığın bir işkence aracı olarak kullanıldığının delili olarak rapora kaydedildi. Açlıktan iskelet haline gelmiş cesetlerde ayrıca işkence izleri tespit edildi. Bazı cesetlerde elektrik verilmesinin ardından oluşan yaralar görüldü.

Bu şok görüntülerin ardından Baas diktatörlüğünün artık vahşetinin sınırı olmadığını anladık. Anlayamadığımız, bölgesel, küresel, mezhepsel çıkarlar uğruna insanoğlunun bu vahşete nasıl elverip göz yumduğudur.

 Dergimiz hazırlandığı sırada Cenevre 2 toplanıyordu. Bakalım uluslararası toplum yüzyılın vahşetini belgeleyen bu karelerin ardından ne yapacak?

 Esed’in askerlerinin, şebbihalarının akıl almaz işkencelerle sistematik bir şekilde öldürdüğü 11 bin masuma ait, insanlığı dehşete düşüren bu fotoğraflar, küresel, stratejik ve mezhepsel çıkarlarının ardına gizlenen vicdanları uyandırmaya yetecek mi?

Hiç zannetmiyoruz. Fotoğrafların ortaya çıkmasından sonra uluslararası toplumdan kayda değer bir tepki gelmemesine bakılırsa kimyasal katliamına seyirci kalanlar bu vahşeti de geçiştirecek gibi görünüyor. Çünkü, hâlâ “Esed giderse onun yerini kim dolduracak?” kaygısındalar. Hâlâ, Esed’i ehvenişer olarak gösterme gayretindeler. Umarız yanılırız da eli kanlı bu diktatörlüğün sonunu getiren süreç hayata geçirilir.

Mısır’da Mübarek Dönemine Geri Dönüş

3 Temmuz 2013’te Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yapılan darbenin ardından Mısır, geçen ay geçici yönetimin hazırlattığı ve bir anlamda darbe anayasası olarak gösterilen taslağı oylamak için sandık başına gitti.

Müslüman Kardeşler ve diğer pek çok partinin boykot ettiği referandumun sonuçları sürpriz olmadı.  Resmi sonuçlara göre %38 oranında katılımın gerçekleştiği referandum ile Mısır’ın yeni anayasası %98 evet oyu ile kabul edildi. Sürpriz olmadı çünkü sandığa gidenlerin hepsi “Evet” oyu vermek için gitmişlerdi. “Hayır” diyecek olanlar da sandık başına gitmediler.  Darbe yönetimi katılımın %38 olduğunu iddia etse de bu oranın çok daha düşük olduğu ifade ediliyor. İddialar darbe anayasasının aslında Mısır halkının ancak dörtte birinin desteğini aldığına işaret ediyor.

Muhafazakâr aile değerlerine atıf yapan maddelerin ya silindiği ya da değiştirildiği, devletin ahlaki değerlerin koruyucusu olarak tanımlayan maddelerin kaldırıldığı yeni anayasa aynı zamanda General Sisi’nin cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturup oturamayacağının test edileceği bir oylama olarak görülüyordu. Anayasa oylamasından çıkan sonuçla birlikte General Abdulfettah Es-Sisi’nin cumhurbaşkanlığı adaylığının önünün açıldığı belirtiliyor.

Evet, kuvvetle muhtemel ki Sisi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak. Peki böyle bir durum Mısır’ın geleceğini nasıl etkileyecek? Mısır, istikrar ve huzura kavuşacak mı? Mısır’ı yakından takip eden Ortadoğu medyasının önde gelen kalemlerin beklentileri hiç de bu yönde değil. 

Mısır’ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin yaptırdığı anayasaya, tüm Mısırlıları temsil etmiyor diye kazan kaldıranlar, bu yüzden darbeye çanak tutanlar şimdi Mısır halkının ancak dörtte birinin onayını alabilmiş anayasayı nasıl savunacaklar? Dolayısıyla yeni anayasanın Mısır’ı düzlüğe çıkarmayacağını, sokakların tansiyonunu düşüremeyeceğini söylemek pekâlâ mümkün.

Abdulfettah Es-Sisi’nin cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasıyla da ülkenin yeniden Mübarek’in Mısır’ına döneceğinin vurgusu ön plana çıkıyor. Yani tek adam dönemi. Her şeye tek başına karar veren, tek başına ülke yöneten, Genelkurmay Başkanlığı, İstihbarat Başkanlığı, devletin tüm köşe başlarını elinde tutan Hüsnü Mübarek döneminin Mısır’ına yeniden dönülmüş olacak. Sonuç olarak Mısır’da siyasi tansiyonun yakın zamanda düşeceğini beklemek fazlasıyla iyimserlik olacak.

Terazinin Bir tarafında 85 Diğerinde 3.5 Milyar İnsan

Kıtlık ve açlık sorunlarına çözüm üretmeyi amaçlayan uluslararası Oxfam kuruluşunun yayınladığı rapora göre dünya üzerindeki en zengin 85 kişinin toplam malvarlığıyla en yoksul 3.5 milyar insanın toplam malvarlığı birbirine eşit. Oxfam’ın raporuna göre söz konusu 85 kişinin toplam malvarlığı 1 trilyon sterlini buluyor.

Oxfam Yönetim Kurulu Başkanı Winnie Byanyima, raporla ilgili şu tespiti yapıyor: «21. yüzyılda yaşıyoruz ve şu an dünyanın yarısının nüfusunun -ki bu 3,5 milyar eder-  toplam kazancı, hepsi ancak çift katlı bir otobüsü dolduracak sayıda olan küçük bir elit topluluğun kazancına denk, bu gerçekten şaşırtıcı.»

Kim Var Bu IŞİD’ın Ardında?

Son dönemin adından en çok bahsettiren Irak Şam İslam Devleti örgütünün hem Irak hem de Suriye’de tepki çeken eylemleri, cinayetleri geçen ayın dış politikada en çok konuşulan bir diğer konusu oldu.

 IŞİD denen örgütün arkasında kimler var? Irak genelindeki stratejisi nedir? Suriye’de neden hep muhaliflerle savaşıyor? İddia edildiği gibi Irak’ın Sünni bölgelerini, Suriye ile birleştirip büyük Emevi Devleti Kurmak mı istiyorlar? Yoksa işin içinde başka şeyler mi var? IŞİD etrafında gündeme gelen soruların cevaplarını bulmaya çalışalım.

Irak Şam İslam Devleti, El Kaide bağlantılı bir örgüt. Liderleriğini Ebubekir el Bağdadi yapıyor. Eylemlerini muhalifler özellikle de Özgür Suriye Ordusu üzerine yoğunlaştırmalarıyla dikkat çekiyor. Ele geçirdikleri yerlerin kısa süre sonra Beşşar Esed güçlerinin ellerine geçiyor olması çok daha dikkat çekici bulunuyor.

Bu noktada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Irak Müftüsü Rafi er Rifai’nin Irak Şam İslam Devleti ile ilgili tespiti örgütün kimliği ve kimler tarafından kullanıldığı hakkında önemli ip uçları veriyor. Diyor ki Davutoğlu, “Ne zaman Suriye’nin kuzeyinde muhalefet güçlendi, Irak Şam İslam Devleti o zaman ortaya çıktı ve savaşını da muhalif unsurlara karşı yaptı. Bunlarla rejim arasında perde gerisinde bir ortaklık var.” diyor.

Irak Müftüsü Rafi er-Rifai ise “Siz hiç IŞİD’in Beşşar Esed’in ordusuna karşı savaştığını, ya da IŞİD ile İran’a bağlı milisler arasında bir savaş yaşandığını duydunuz mu?” sorusu bu noktada oldukça anlamlı.