> 2014 > Şubat - Mahmud Sâmî Efendi (k.s.) > Muharrem Çırak Hakk'ın rahmetine kavuştu… Bir Gönül Erinin Ardından
Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)
336.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Muharrem Çırak Hakk'ın rahmetine kavuştu… Bir Gönül Erinin Ardından
Altınoluk
2014 - Şubat, Sayı: 336, Sayfa: 055

Kütahya Tavşanlı’dan, bir güzel insanı Muhar­rem Çırak Ağabeyi Beka alemine yolcu (26 Aralık 2013) ettik. Hayatının her döneminde güzel bir Müslüman olarak yaşayan ve etrafına örnek olacak bir çok güzel hasleti titizlikle uygulayan bir insandı Muharrem Amca. Vefatından 19 yıl önce yazdırdığı ve içinde bir Müslüman hassasiyetinin nasıl olması gerektiği konusunda güzel örnekler olan vasiyetini aşağıda yayınlıyoruz. Altınoluk camiasının gönüldaşı olan Muharrem Amca’ya Allah’tan gani gani rahmet diliyor, sevenleri olarak onu fatihalarla yadediyoruz.

VASİYYETNAME

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdü lillahi rabbi’l-Âlemin. Vessalatü Ves­se­lamü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ezvacihi ve eshabihi ve etbaihi ecmaîn,

Ben Abdullah oğlu, Fatmadan doğma Muhar­rem, Ra­sû­linâ Zî Şân ve Zi’l-Kerem Sallallahu aleyhi ve sellem’in emr-i âlîleri ve tavsiye-i mübarekelerine imtisalen ve ittibaen iş bu vasiyetimi oğlum Hasan Hayri vasıtasıyla yazdım (yazdırdım).

Allahu Teâlâ Vetekaddes Hazretlerinden başka ma’bud olmadığına, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şehadetle vasiyet ederim ki;

Her fâniye olduğu üzere bizim için dahi ölüm kaçınılmaz bir tecellidir. Cenab-ı Bâri-i Teâlâ’nın müslüman ve mü’min-i kâmil olarak ölmemizi inayet buyurmasını, ölümü bizim için bir firâk değil, bir ebedi vuslat kılmasını niyaz ederim. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. Allah-u Teâlâ bütün kabirlerde olanları elbette diriltecektir.

Benden sonra geride bıraktığım varislerime ve haleflerime Şeriat-ı Ğarrâ’nın mukaddes düsturları üzere hayat sürmelerini tavsiye ederim. Ve yine derim ki, her daim tevbe üzere bulunsunlar, birbirleri ile olan münasebetlerinde şefkat, mülayemet ve muhabbet üzere bulunsunlar. Birbirleri ile kesinlikle dargın durmasınlar. Akraba ve ahbabımla münasebetlerini kesmesinler. Unutmasınlar ki akraba ile sılayı kesmek rızkın daralmasına sebep olduğu gibi Allah ve Rasulü’nün de rızasına muhaliftir. Allah ve Rasulünün rızası hilafına amel kılmaktan onları sakındırırım.

Benden sonra benim şahs-ı maneviyemi, izzet ve itibarımı zedeleyecek davranışlardan kaçınacakları hususunda kendilerine olan itimadımın boşa çıkmayacağını ümid ederim.

Vefatımı müteakip techiz, tekfin ve defnimin mümkün olan en kısa zamanda gerçekleştirilmesini vasiyet ederim. Nitekim Sünnet-i Seniyye’ye uygun olanı da budur. Zaruret haricinde defnimin geciktirilmesinden müteessir ve mutazarrır olacağım bilinsin.

Yine techiz ve tekfin ve defnimde, örfi uygulamalar nazar-ı itibara alınmakla birlikte, Allah ve Rasulünün rızasına muvafık olanın öne geçirilmesi bizatihi talebimdir.

Terikemin varislerim arasında Allah-u Teâlâ’nın Kur’an-ı keriminde belirlediği esaslar muvacehesinde paylaşılacağına olan itikad ve itimadım hasebiyle bu hususta söz söylemeyi gereksiz addediyorum. Bununla birlikte bu hususta birbirlerinin rızasını gözetmelerini ve birbirlerine îsâr üzere bulunmalarını tavsiye ederim.

Vefatımın her sene-i devriyyesinde, bu bahane kılınarak dostlarım ve ahbâbımın ve akrabamın evimde cem olunarak imkanlar nisbetinde kendilerine it’am ve in’amda bulunulmasını arzuladığım da biline. Her ne kadar bu, yerine getirilmesi hususunda zorunluluğu haiz bir vasiyet değil ise de, yine de bunun beni memnun ve mesrûr edeceğinde şüphe yoktur. Kişinin, ölümünden sonra babasının dostları ile irtibatını devam ettirmesi de sünnettir.

Bunun dışında Allah’ın Kitab’ında, Rasulünün de Sünnet-i seniyyesinde emir ve tavsiye buyurdukları her hayırlı iş, her salih amel benim varislerime ve hassaten oğullarıma icmâlî vasiyetimdir. Bu meyanda son söz olarak İbrahim ve Yakub Aleyhimesselâm’ın oğullarına vasiyeti üzere “Ey oğullarım, Allah-u Teâlâ sizin için hayırlı bir DİN (İslam Dini) seçti. Siz ancak o din üzere yaşayın ve yine ancak Müslüman olarak can verin (Müslüman ölmeye gayret edin)” (Bakara:132) diyerek vasiyetimi nihayete erdiririm.

Hicri Bin Dörtyüz On altı yılının Rebiu’l-âhir ayının birinci, Pazar günü (27 Ağustos 1995)