> 2014 > Şubat - Mahmud Sâmî Efendi (k.s.) > İhsan Makamında Bir  Hayat
Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)
336.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

İhsan Makamında Bir  Hayat
Mustafa Eriş
2014 - Şubat, Sayı: 336, Sayfa: 046

Muhterem Üstaz Mahmud Sâmi Ramazanoğlu kuddise sırruh hazretlerinin dâr-ı beka’ya irtihallerinin 30. Yılını idrak etmekteyiz.

Rabbimiz bizlere o büyük Allah dostunun ahlâ­kın­dan, feyiz ve himmetlerinden hisseler nasib eylesin. Sevenlerini ve cümle evlatlarını cennetinde cem eylesin.

Muhterem Üstaz hazretleri Osmanlı’nın son, Cumhuriyet’in ilk dönemini görmüş, yaşamış ve nesiller arası köprü olmuş büyük bir velidir. Yetiştirdiği talebeleriyle toplumumuza kâmil müminler, olgun, müstakim, faziletli insanlar kazandırmıştır..

Yazdığı eserlerle, yaptığı sohbetlerle ve yetiştirdiği salih insanlarla memleketimize büyük hizmetleri geçmiş bir Allah dostudur. O büyük Allah dostu ile ilgili yeni hatıraları sizlerle paylaşalım istedik. Zira Allah dostlarının her hali, İslam’ın güzelliklerinin sergilendiği bir meşherdir.

Onlar, sevenlerini sadece söz ve sohbetleriyle değil, hal ve davranışlarıyla da irşad ederler. Onların sözleri, sohbetleri, sükutları, oturuşları, kalkışları, yürüyüşleri sevenleri için ne güzel örnektir. Allah dostlarının her hal ve hareketi sevenleri için bir ders ve bir eğitimdir. Onlar çarşıda, pazarda, alış veriş yaparken, aile içinde ve dışında söz ve davranışlarıyla hep bizleri eğitmeye çalışırlardı.

Allah dostları bir ömür boyu kendilerini ihsan makamında, Rabbın huzurunda bilerek yaşayan erlerdir. Kendilerini her an Allah’ın huzurunda bilerek nefeslerini alıp verme cehdindedirler. Onlar eline, diline, gözüne, kulağına hatta duygu ve düşüncelerine sahib yiğitlerdir. Hiç kimseyi kırmaz, hiç kimseyi incitmezlerdi.

Eşya ile münasebetlerinde bile bu hassasiyet çok açık olarak görülürdü. Her varlıkla aralarında bir hukuk olduğuna inanır ve onlarla adeta hal diliyle konuşurlardı.

Dua İsteyenlere Verilen Cevap

Muhterem Üstaz  hazretleri sevenlerine karşı çok müşfik çok merhametli davranırdı.

Kendilerini ziyaret edip dua taleb eden sevenleri kapısında eksik olmazdı. Ziyarete gelip dua isteyen kardeşlerimize şöyle cevap verirlerdi:

“-Biz dua edelim amma siz de duayı unutmayın” tavsiyesinde bulunurlardı.

Bir defasında ziyarete gelen birisi, bir yakını için dua talebinde bulunmuştu. Muhterem Üstaz  hazretleri aynı şekilde o kardeşe de şu cevabı vermişlerdi:

“-Biz dua edelim amma kendisi de dua etsin” buyurmuşlardı.

Muhterem Üstaz  dua isteyen kimsenin de bir gayret içinde olmasını arzu ederlerdi. Çünkü çalışmadan, gayret etmeden bir şeyi elde etmek mümkün değildi. Bu Rabbimizin koyduğu bir ölçü idi. Ayet-i celilede şöyle buyurulmaktaydı:

“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm: 39) İnsanoğlunun muvaffak olması için hem fiziki hem manevi şartları hazırlaması şarttır. İşte Allah dostları da muvaffakıyetin, başarının reçetesini böyle göstermekteydiler.

Bir Muhâlif Rüzgar Estiğinde

Allah dostları etrafında cereyan eden her hadiseden ibret alıp ders çıkartırlar. Kâinattaki hadiselere hep ibret nazarıyla bakmaya çalışırlar. Mahlukatın davranışlarını bu nazarla seyredip değerlendirirler.

Muhterem Üstaz hazretlerinin bu konuda ibretli, tatlı bir hatırası vardır. Calib-i dikkat bu hâtırayı muhterem Ahmed Aköz bey merhum Mustafa Kamer amcadan şöyle nakleder:

“-Sami Efendi hazretlerinin evinin bahçesinde iki tane horoz varmış. Horozlar bazen birbirleriyle kavga eder, ses çıkarırlarmış. Damadı Ömer abi bunların seslerinin Üstadımızı rahatsız ettiğini düşünürmüş. Bir gün merhum Ömer Kirazlı ağabey Muhterem Üstaz hazretlerine:

“-Babacığım şu horozların birini kessek!” diye müracaatta bulunmuş.

Muhterem Üstaz  hazretleri damadına tebessüm ederek şöyle demiş:

“-Horozların birisini bir dost hediye etti, beyaz horozu da kesmem” buyurmuş.

Bu horozlar bir gün çok ibretli bir fotoğraf oluşturmuşlar. Rüzgarlı, soğuk bir günde birbirine sığınarak bahçede bir kenarda durmuşlar. Rüzgar ve soğuktan etkilenmemek için birbirinin kanatları altına girmişler. Sami Efendi hazretleri bu manzarayı görünce hoşuna gitmiş ve sevinmiş. Dün kavga eden iki horozun bugün nasıl birbirlerine sığındıklarına hayret etmiş. Bu manzaradan ders çıkartan Üstadımız hemen damadı Ömer beyi çağırmış. Pencereden bahçedeki horozları göstererek şöyle buyurmuş:

“-Bak Ömer! Şu horozların haline bak! Ne ibretli değil mi? Dün kavga ediyorlardı. Bugün nasıl birbirine sığınmışlar? İşte müslümanlar da böyledir. Bir muhalif rüzgar estiğinde birbirlerine böyle sığınırlar.”

Evet! müslümanlar da böylesine muhabbetle kucaklaşmalılar. Bir muhalif rüzgar estiğinde birbirlerine sığınıp destek olmalılar. Tehlikeli, krıtik zamanlarda birbirlerinin sevgi kanatları altına girmeliler.

Biz Kitab ve Sünnetten Anlatıyoruz

Allah dostları temkin ehlidirler. Tevfiz-i umur ederek sıkıntıları atlatmaya çalışırlar. Hayatın zor anlarında bile asla ye’se düşmezler. Onlar daima ümid ve müjde vermeyi severler. Olaylar karşısında panik ve telaş göstermezler.. Tedbire riayet ederek hizmetlerine devam ederler.

Muhterem Üstaz  hazretlerinin bu konu ile ilgili Kayseri’de geçmiş bir hatırası vardır. Bu hatırayı merhum Mustafa Eliboyalı amcadan naklen Ebu Bekir Yücel bey şöyle anlatır:

“-1960’li yıllarda  Mustafa Eliboyalı amca merhum Şaban Kavafoğlu amcaya hizmet edermiş. Bir gün Muhterem Üstaz  hazretleri Şaban Kavafoğlu amcaya misafir olarak gelmiş. Gece sohbet için kardeşleri çağırmış. O gece kardeşlerle beraber dışarıdan da gelenler olmuş. Evdeki odalar dolup taşmış.  Ev sahibi bu durumdan endişe edip telaşa kapılmış. Sohbetten önce Muhterem Üstaz’a bilgi vermeyi uygun görmüş. Durumu şöyle arz eylemiş:

“-Efendim! Bugün misafirimiz çok. Elhamdülillah evimizin bütün odaları doldu. Fakat gelenler arasında tanımadığımız kişiler de var. Katılanların hepsi mensubiyeti olan kişiler değil. Ne yapalım?” diye endişesini bildirmiş.

Muhterem Üstaz hazretleri gönül huzuru içerisinde şöyle cevap vermiş:

“-Şaban Efendi! Hiç telâşa gerek yok! Endişe etmeyiniz. Biz Allah’ın kitabından ve sünnetten bahsediyoruz. Korkacak bir şey yok” buyurmuşlar. 

Şaban Kavafoğlu amca bu hatırayı anlattıktan sonra halet-i ruhıyesini şöyle ifade edermiş:

“-Üstadımızdan bu cevabı alınca; sanki Erciyes dağı üzerimden kalktı” dermiş.

Hayatında Red Yoktu

Muhterem Üstaz  hakkında duyduğum bir güzelliği torunları anlatmışlardı. O büyük Allah dostunun hayatında hiç kimseye karşı “yok, hayır” sözü geçmemiştir.

Kendinden bir şey isteyen kimseye; yok dediği görülmemiştir. İstenilen şey yanında yok ise de onun yerine kaim olacak bir şey verirlermiş. Kapısına gelen hiç bir kimseyi red etmemiş, hiç bir kişiyi geri çevirmemiştir. Hayatında “hayır, yok” diye geri çevrilen bir kimse duyulmamıştır. Kendisine müracaat eden her Müslümana değer vermiş ve derdini dinlemiştir. Üç beş gün değil, bir ömür “bu kapı hak kapısıdır” şuuru ile hareket edilmiştir. Gelen kimsenin ne ihtiyacı varsa onu halletmek için gayret etmişlerdir.