> 2014 > Şubat - Mahmud Sâmî Efendi (k.s.) > Sevenlerinin Diliyle Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)
Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)
336.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Sevenlerinin Diliyle Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)
Sâdık Dânâ
2014 - Şubat, Sayı: 336, Sayfa: 031
Seyyid Şefik Arvasî (kuddise sirruh)

Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz sülâlesinden olup, nâsıyelerinde nûr lemeân ederdi. İlmi, fezâili, kemâli herkes tarafından takdir edilir, kadirî meşayihinden idi. Uzun müddet Sultan Ahmed Camii
imam­lığını büyük bir vecd içinde ifâ etmişlerdi. Muhterem Mahmud Sâmî kuddise sirruh hayranlarından idi.

Son hastalıklarının en ağır zamanlarında Mahmud Sâmî kuddise sirruh kendilerini ziyaret etdiklerinde, kendilerini o yüksek karyoladan aşağı atarak, iki dizi üzerine oturarak Üstaz Hazretlerine hitaben:

– “Fakir çok ehlullah ile musâhabede bulundum. Fakat size karşı istisnaî çok derin bir sevgim var” buyurmuşlardır.

Diğer zamanlarda Üstaz Hazretlerinin yakınlarından kim kendilerini ziyaret etse, onları büyük alâka ile karşılar, ikrâm, i’zâz etdikten sonra uzun uzun üstad hazretlerinin kemâlinden bahseder. Şayed namaz vakti ise, o kimseyi imam yapar, kendisi cemaat olurdu.

Allah azze ve celle hazretleri bizleri şefaatlarına nâil eylesin! Amin.

Muhammed Ahmed Kürdî

Keşfi açık bir insandı. Mescid-i Nebevî’de herkes tarafından sevilirdi. Susayanların susuzluğunu giderir, çoğundan para almazdı.

Bir hac zamanı idi. Heyecanlı, heyecanlı ağlayarak Ashâb-ı Suffa’ya geldi. Muhterem Üstaz Hazretlerinin önünde diz çökdü ve dedi ki:

– Evet, o gördüğüm siz idiniz. Bir kaç ay evvel burada oturuyordum. Uyanık halde idim. Türbe-i Saadetin kapıları tamamen açıldı. İçeriden çok ihtişamlı bir zat çıkdı. Bir türlü kim olduğunu anlayamadım. Ve buna benden başka kimse muttali olamadı. Şimdi sizi görünce, merakım zâil oldu. Anladım ki o mübârek zat siz idiniz.

Sonra sık sık gelir, büyük bir sevgi ve tazim ile muhterem Üstaza su, bazan da zemzem ikrâm eder ve yanından ayrılmazdı.

Abdülvehhab es-Selâhî (kuddise sirruh)

Tarîkat-ı Nakşiyye şeyhlerinden idi. Aynı zamanda Halbunî camii imamı idi. Kâmil insandı. Sehâvet ehli idi. Şam’a giden her kimse kendisinin misafiri olur hatta aylarca ikrâm görür, ağırlanırdı. Üç oğlu adetâ kendilerini bu hizmet işine vakfetmişlerdi.

Muhterem Mahmud Sâmî kuddise sirruh hakkındaki sözleri:

– “Şam ehlullah diyarıdır. Ben bu mübârek zâtı daima derin bir hayranlıkla temâşa ederim. Sebebi ise, bütün güzel sıfatları üzerinde toplayan bu zât kadar, Ebû Bekir es-Sıddık meşrebinde bir insan görmedim.”

Ali Yekta (kuddise sirruh)

Yüksek tevâzû ve fazilet ehli idî. Zülcenaheyndi yanı zahirî ve batınî ilimlerle mücehhez idi. Uzun müddet İstanbul Müftülüğünde vazife görmüş, ferâiz ilminde ismiyle müsemma “yektâ” olduğu söylenirdi. Sorulan verâset bahsinde hemen kalem kâğıdı eline alır, bir iki dakikada neticeyi bildirirdi. Hak âşıklarındandı. Pîr-î Ekmel Efendi hazretlerinin icâzetli hülefâsından olmasına rağmen icazet kâğıdını saklamış, ancak vefatlarından sonra duyulmuştur.

Vefatlarından evvel kütübhane temizliği yapan muhterem damatları Emin Saraç Bey’in bundan haberi olmuştu. Ona hitaben:

– “Kitabların arasında bir kâğıt bulmuşsun, aman onu kimseye söyleme, mektum tut. O vazifenin ehli ve salahiyetlisi Mahmud Sâmî Hazretleridir” buyurmuşlardır.

Sâdık Dânâ, Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu, s. 118-121