> 2014 > Şubat - Mahmud Sâmî Efendi (k.s.) > Huzurullah’ta Bir Aile Hayatı
Mahmud Sâmî Efendi (k.s.)
336.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Huzurullah’ta Bir Aile Hayatı
Ahmet Taşgetiren
2014 - Şubat, Sayı: 336, Sayfa: 003

26 Şubat 2013 tarihinde İstanbul Bağlarbaşı’nda yapılan toplantıda torunları Mahmud Kirazoğlu Bey, söze şöyle başlamıştı:

“Bir yabancı atasözü vardır; “Hiçbir kral uşağına göre kral değildir” diye. Sebebi, uşak efendisinin oturmasına kalkmasına, sereserpe durumuna, rahat hareketlerine, hatta bir sürü hatasına şahit olmuştur.”

Benzeri bir söz şöyledir:

“İnsan kendi köyünde Peygamber olmaz.”

Aynı sebeptendir, düne kadar birlikte olduğunuz insanlar, birlikte yiyip içtiğiniz, sokaklarda gezdiğiniz, oturup sohbet ettiğiniz insanlar, birdenbire “ilahi bir görev”le vazifelendirildiğinizi kabullenmek istemezler. Kur’an’da da Mekkelilerin Rasulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellleme böyle itiraz ettikleri zikrediliyor.

Zaman içinde, hayatının en ince boyutlarına vakıf olunmuş ve en yakınında bulunan insanlar, Hazreti Muhammed’in “Rabbani bir terbiye”ye mazhar olduğunu idrak etmişler ve nihayetinde ilahi risaleti konusunda en küçük bir tereddüde kapılmamışlardır.

Onun için Rasulullah Efendimizin aile mahremine ilişkin bilgilerle, O’nun tebliğ ettiği “insan kalitesi”ne ilişkin bilgiler arasında en küçük bir farklılık mevcut olmamıştır.

Bir “Allah dostu”nun, bir “mürşidi kamil”in aile hayatı nasıl olur acaba? Acaba onun insanları eğitirken ifade ettiği ölçülerle, kendi “mahrem”inde yaşadıkları birbirinden farklı mıdır?

Sami Efendi Hazretleri mesela...

Bunu belki de en iyi, çocukluğunu onun etrafında yaşamış, belki ona çocuk saflığı ve hesapsız gözlemi içinde bakmış birisinden, torunundan öğrenebiliriz.

O sebeple, Mahmud Kirazoğlu Beyefendi’nin, “Efendim dedeciğim” diye başlayan ifadeleri bizlere Sami Efendi Hazretlerinin o çok özel dünyasına ilişkin çok değerli bilgiler sunuyor. İşte şu cümle, aile hayatına da yansıyan topyekün bir “Sami Efendi şahsiyeti”nin ana dokusunu ifadelendiriyor:

“Efendim dedeciğim, o müstesna zat her zaman Huzurullah’ta olduğunun bilincinde ve yaşantısındaydı. Dışarıda nasılsa, içeride de öyle olduğuna çocukluğumuzdan beri şahidiz.”

Sonra da o “Şahsiyet”in, hayatın farklı alanlarına yansıyan çizgilerine işaret ediyor:

“Zirve tevazu, mahviyyet, manevi heybet, emanet, merhamet, cesaret ve metanet, suçu yüze vurmamak, cömertlik, sadâkat, ibadet, züht, takva, mahlukata şefkat, sevgi, hoşgörü, ibadet azmi, hizmet aşkı, yüce ahlâk, edep, safiyet, samimiyet, tertip, usul, duruş, davranış, takdir, mükemmelliyetçilik, horgörmemek, muhabbet, teslimiyet, aşkullah, üzmemek, üzülmemek, incitmemek, incinmemek, muâmelât, maneviyat, sevdirecek yumuşak anlatım, hukuka riayet, adalet gibi peygamberî sıfatlarla mücehhez idi.”

Aslında burada yanyana ve topluca dercedilen özelliklerin her birinin bir şahsiyet çizgisi haline gelmesi için bir ömür emek vermek gerektiğini ve bunların tamamının Sami Efendi Hazretlerinin şahsiyetinde buluştuğunu dikkate alırsak, ortaya nasıl “Emek verilmiş bir kişilik” çıktığını tahayyül edebiliriz.

Mahmut Kirazoğlu Beyefendi, daha sonra müşahhas davranışların altını çiziyor Muhterem dedeleri için... Bu değerli konuşmanın, “Aile içi”ne ilişkin bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Çok az ve hafif iki öğün yemek yerler, çorbayı tercih ederlerdi. Bazen herhangi bir yerden gelen yemeği yemezler, ama birşey de söylemezlerdi. Tabi ki biz de yemezdik. Meyvede çürük veya çürüğümsü kısımları özellikle yemezlerdi. Malum fermantasyon yani alkole dönüşme ihtimalinden dolayı. Kahvaltı hazır olduğunda kaşığı bardağa tıkırdatarak bizleri çağırır, seyrine doyum olmayan mütebessim bir nur yüzle karşılarlardı.

“Giyimleri son derece temiz, titiz ve sadeydi.

“Ev işlerinde rahmetli hacıannemize yardımcı olurlardı. Bakla, bamya, fasulye gibi bazı sebzeleri itina ile ayıklarlar...

Yıkanmış perdeleri yerine takarlardı.

Çivi çakmaları, tırnak kesmeleri, kalem açmaları sanatkârâneydi.

Meslek icabı hayatım boyunca lazım olacak kalem açmayı ben dedeciğimden öğrendim.

“Her işleri mükemmeldi. Çünkü Rasulü Ekrem’in hadisi şerifleri mucibince, “Allah’ımız, yaptığı işin, gücü nisbetinde en mükemmelini, en âlâsını yapan kullarını seviyor.”

“Berbere gitmezler, evde aile 3 numara traş ederdi. Uzayınca tekrar edilirdi. Ancak uzun seyahatlerde Mustafa Büyükbayram ağabey gibi manevi evladlarına da bu hizmet nasip olmuştur.

“İstirahate çekilmeden elini öpmeye gittiğimizde “önce hacıannenizin elini öpün” buyururlardı. Her defasında önce kendisine yönelmemize rağmen önce hacıannemizin elini öptürürlerdi.

“Evde odalarından hacıannemizin haberi olmadan hole dahi çıkmazlardı.

“Hacıannemiz de Medine-i Münevveredeki evimizde arada tek kapı olsa bile torununun evine geçerken dedeciğimin elini öpüp iznini almadan bize gelmezlerdi. Cenab-ı Mevlam dağına göre kar lütfediyor. Böyle bir mürşide böyle bir eş.

“1977 Nisan’ında umredeyiz, Kabe’de akşam namazı kılındı. Tesbihattan sonra bekleniyor. Efendimiz yatsı namazına kadar kalacaklar mı, yoksa otele mi gidecekler? Ben mübareğin yanındayım, benim kulağıma eğilerek hanımlar tarafına giderek hacıannemizden kalıp kalmayacağını sormamı istediler. Büyük sultan kalıp kalmamayı ailesine sorarak karar veriyorlar. Aile hukukuna dair irfan sahipleri için mühim bir ders.

“Konuşma uslûpları gayet yumuşak hitapları nezaket üzreydi. Ağızlarından hiçbir zaman kaba bir tabir zuhur etmemiştir. Hayatları hep şer’i şerif ve sünneti seniyye üzerineydi. Konuşmalarında ‘çok fazla’, ‘en hızlı’ ‘pek zor’ gibi mübalağalı kelimeler kullanmazlardı.

“Bizler dahil bir kere tam uzanarak yattığını gören olmamıştır. Hep sağ taraflarına yatar, elleri başlarının altında olur, büzüşme şekli istirahat ederlerdi. Hiç kimseye karşı alayın imâsını dahi etmezlerdi. Âzâ noksanlığı veya engelli kelimelerini asla kullanmazlardı. Kibarca ikaz ettikleri halde anlamayıp, uygulamayanın hatasını yüzüne vurmazlardı. “Ben sana demedim mi?” gibi bir ifadeyi ondan kimse duymamıştır.”

Şöyle bir durup, zihnimizi durultup, nasıl bir şahsiyet kıvamı ile karşı karşıya bulunduğumuzu düşünmek lazım.

-Her an Huzurullah’ta bulunuyor hassasiyeti ile yaşamak.

-Aile içi kul hakkına azami riayet.

-Refikanızın izzetini korumak.

-Aile halkına, küçüklere büyüklere, Hanımefendi’nizin “Hürmete öncelikle layık” bir kimse olduğu terbiyesini vermek.

-Rıfk ile muamele.

-Kınamamak.

-Ayıp aramamak.

Sonra “Evin Hanımefendisi”nin küçük bir ayrılışta bile zevcinin elini öpecek bir ihtiramı gönüllü hayat disiplini haline getirmesi.

Bütün bunlar, binlerce, onbinlerce gönül yoldaşı bulunan, girdiği her ortamda büyük izzet ikram gören, bunları nefis planında değerlendirse, gururu küçük dağları yaratma boyutuna ulaşacak olan, bundan çok daha az statüler sebebiyle kibir dağları üreten insanların bulunduğu bir dünyada, bir insanın kişiliğinde bir araya geliyor ve o insanı siz bir gün bamya, fasulye ayıklarken, evin temizliğine katılırken görüyorsunuz.

O’nun önündeki kılavuz, önder, güzel örnek.... Allah Rasulü sallallahü aleyhi ve sellem. Söküğünü dikiyor, evin temizliğine iştirak ediyor, zevcesinin ağzına lokma koyuyor...

Oralardan tevarüs edebiliyorsanız kişilik dokularınızı, o güzellikler sizin hayatınızda da aynıyla tecessüm edebiliyor.

Farkında oluruz olmayız, ama kul hakkının belki en çok gözden kaçtığı, hatta ihlal edildiği ortamdır aile hayatı...

Orada, Sami Efendi titizliğinde bir “Huzurullah hassasiyeti” içinde hareket etmek, bütün bir hayat refakatinde, refikanıza karşı rıfkı temessül etmek, gözle, kaşla, sözle, davranışla her an rıfkı tecessüm ettirebilmek... Bu, Müslümanın aile hayatının ana formatıdır.

Mahmut Sami Ramazanoğlu Efendi hazretlerine zamanının gönül ehli tarafından verilen “Melek Sami Efendi” sıfatının belki de en çok, en bariz müşahede edildiği dünyadır Sami Efendi ailesinde tesis edilen dünya...

Bir çok insan, dışarda insan ilişkilerinde çok munis gözükür, ama evinde eşine ve çocuklarına karşı ceberuttur, işyerinde çalışanlarına, dairesinde emri altındakilere karşı çok haşindir. Sahip olunan güç, pek çok insanı, mahrem alanlarda canavara dönüştürür. En mahrem alanda rıfkı, mülayemeti, şefkati, kul hakkı duyarlılığını kuşanabilmek, bu deyim yerindeyse, Peygamber terbiyesini kuşanmış “er kişi”nin kârıdır.

Sami Efendi Hazretleri, bu “Peygamber vasfı”nı, Asr-ı Saadetten alıp, bu zamanlara taşıyan bir Allah dostudur. Onun aile hayatından yola çıkarak kurulacak aile yapıları, Peygamber melteminin ruhları sarıp sarmalayacağı aile yapıları olacaktır. Ne mutlu o meltemle gönülleri serinleyen aile bireylerine...