> 2014 > Ocak - Mü’min Ahlâkı > Ne Kadar Hazırız
Mü’min Ahlâkı
335.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Ne Kadar Hazırız
Adem Saraç
2014 - Ocak, Sayı: 335, Sayfa: 056

İslâm güneşi doğmuş, gönülden gönüle dalga dalga yayılarak, o eşsiz nûru ile karanlık diyarları aydınlatıyordu…

Aydınlığın kaynağına yönelen nasipli insanlar, birer birer aydınlandıkları gibi, her biri birer Sahâbî olarak, başlı başına kendileri de birer aydınlık öncüsü oluyorlardı. Mesaja ulaşan, mesajı ulaştırma çabasına giriyordu. Bunun için, aile ve çevrelerinden başlamak üzere, her tarafın aydınlanmasına vesile olmak arzusuyla gece gündüz koşuşturuyorlardı.

Birinci ve İkinci Akabe Biatları yapılmış, gönülleri Allah ve Rasûlü aşkıyla çarpan bu aydınlık öncüsü insanlarla, insanlığın tarihini değiştirecek bir yapılanmaya girilmişti.

Akabe’de Rasûlüllah Aleyhisselâm’a verilen söz ile başlayalım söze…

“Kolaylıkta ve güçlükte, sevinçte ve kederde, bollukta ve darlıkta, sağlıkta ve hastalıkta, her zaman ve her yerde Allah ve Rasûlü’ne itaat edeceğiz. Nerede olursak olalım, her zaman ve her yerde Hakkı söyleyeceğiz. Allah yolunda yürürken, kınayanların kınamasından da korkmayacağız!”1

Bu sadece bir söz değildi. O anın heyecanı ile ifade edilen şeyler de değildi. Bu sözü verenlerin bütün hayatlarına yansıyan bir hayat tarzıydı âdeta…

Peygamberlerimiz Aleyhisselâm’ı her şeyden daha çok sevmek gerektiğini biliyorlardı. Hazreti Mus’ab (ra), çok güzel anlatıp öğretmişti bunu. Ama şimdi her şeyden çok seviyorlardı O’nu. Bilgiden uygulamaya yükselmişlerdi. Sözden amele çıkmışlardı.

Hazreti Mus’ab (ra) vasıtasıyla İslâm ile şereflenip Müslüman olmuşlardı. Akabe mevkiinde de Rasûlüllah Aleyhisselâm’ı görerek O’na biat edip Sahâbî olmuşlardı. Böylece her biri büyük davanın büyük şahsiyeti oluvermişti artık.

Peygamberimiz Aleyhisselâm biat ettikten sonra, O’nu ve O’nun sevgili Ashâbı’nı Medine’ye davet etmişlerdi.2

Peygamberler Sultanı ile buluşarak şereflerin en yücesine eren bu seçkin topluluk, her şeyleri ile O’nu kuşanıp, dönüşe geçmişlerdi. Rasûlüllah Aleyhisselâm’ı öyle kuşanmışlardı ki, bir an bile içlerinden çıkmazken, yol boyu da sürekli O’nu düşünüyorlar, hatta O’nunla gidiyorlardı sanki yolu artık…

Mekke’ye gidip, Peygamberimiz Aleyhisselâm ile görüşme şerefine erenlerin evlerine doluşan Medineliler, soru yağmuruna tutmuşlardı onları. Onlar da, Peygamberimiz’i ilk görüşlerinden başlamak üzere, Akabe mevkiinde olan biten her şeyi anlatmışlar, sonra da yüreklere işleyen bir cümle kullanmışlardı…

- Rasûlüllah Aleyhisselâm’ı buraya davet ettik. O da önce Ashâbı’nı gönderecek, sonra da kendileri teşrif edecek! Rasûlüllah Aleyhisselâm buraya, Medine’ye gelecek yani!

- Allahu Ekber, Rasûlüllah gelecek ha!

- Fakat O gelmeden önce çok iyi bir hazırlık yapmalıyız. Bütün her şeyi kuşatan bir hazırlık olmalı bu.

- Öncelikle her birimiz kendimizi çok iyi yetiştirmemiz lazım. Allah ve Rasûlü’nün istediği gibi birer Müslüman olmalıyız önce.

- Öyleyse hiç zaman kaybetmeden başlayalım çalışmaya.

İslâm ile şereflenen bu seçkin Müslümanlar, bütün vakitlerini en hayırlı işlerle doldurmuşlardı. Bununla beraber, ev işleri ve çocuklarının terbiyesinin yanında, ailelerine karşı sorumluluklarını da aksatmadan yerine getiriyorlardı.

İnandıklarını yaşıyorlardı. Bu güzellik ile güzelleşip anlatmaya çalıştıkları aşkı, sevdayı, muhabbeti yaşıyorlardı. Yaşayınca da anlatmak daha kolay oluyordu tabii. Komşu ve arkadaşlarıyla bir araya gelip, Kur’ân talimi yapıyorlardı önce. Her şeyin başı Kur’ân idi çünkü.

İbadetler başta olmak üzere takıldıkları şeyleri Hz. Mus’ab bin Umeyr’den sorup öğreniyorlardı. Hz. Mus’ab (ra), Peygamberimiz’in temsilcisiydi burada. O’nu temsil ediyor ve O’nun adına icraat yapıyordu.3

Peygamber Efendimizi Evlerinde Misafir Etmek!

İşte bunun için de hazırlık yapıyorlardı. Evlerinin en iyi odalarını O’nun için hazırlıyorlardı. İki katlı evi olanlar, üst katlarını O’nun için hazırlamanın gayreti içine girmişlerdi.

Bu hazırlıkları yaparken bir “Keşke” yankılayıp duruyordu içlerinde. “Rasûlüllah Aleyhisselâm keşke bizim eve misafir olsa!”4 Herkes bunun aşkına düşmüştü şimdi… Her türlü hazırlıkların yanında, bunun için de özel olarak hazırlık yapıyorlardı…

Herkes, her şeyleri ile hazırdılar artık… Yesrib Müslümanları, O’nu bekliyorlardı artık… Beklemeleri uzun sürmedi…

Peygamberimiz Aleyhisselâm’ın talimatıyla yola çıkan Sahâbîler, duruma göre birer, ikişer, ya da küçük guruplar halinde Yesrib’e gelmeye başlamışlardı.

Mekkeli çilekeş Müslüman kardeşinin yüzünde, gözünde, özünde, sözünde, her hal ve hareketinde Rasûlüllah’ı görmeye çalışmaları, görülecek bir manzaraydı…

Ve nihayet bekledikleri şerefli yolcu yola çıkmıştı. İşte bu haber bir defa daha coşturdu muhabbetli gönülleri. Rasûlüllah geliyordu! Karanlıklar aydınlanacak, zulmetin yerini nûr alacaktı! O geliyordu çünkü O… İki Cihan Güneşi geliyordu… Güneş geldi mi, karanlık kaybolup giderdi öyle ya… Gönüller Sultanının Mekke’den çıkışında başlayan heyecan, gün geçtikçe artmış, evlerinde duramaz olmuşlardı artık… Geceler zor geçiyor, sabahın erken saatlerinde yollara dökülüyorlardı. Heyecanlı bekleyiş, her dakika bir başka heyecana dönüşüyordu…

Rasûlüllah Aleyhisselâm ufukta göründüğünde, Medine yerinden oynamıştı âdeta…

- Geliyor işte! Rasûlüllah geliyor! Peygamberler Sultanı geliyor! O geliyor, O…

Medine, her şeyi ile muhabbet yarışındaydı. Her biri büyük bir coşkuyla muhabbet vesilesine, muhabbetle koşuyorlardı… Herkes bir başka ifade ile aynı muhabbeti seslendiriyordu. Bu muhabbet güfteye, güfte besteye döküldü ve meşhur “Taleal Bedru Aleyna” gibi bir şaheser oluşuverdi…

Rasûlüllah Aleyhisselâm’ı karşılamaya çıkanlar, sevinçlerinden ne yapacaklarını şaşırmış bir haldeydiler. Kimisi sevinçle çığlık atıyor, kimisi hıçkırıyor, kimisi yerinde duramayıp havalara zıplıyordu! Herkes bir başka âlemdeydi. Bir yandan O’na bakıp şükrediyorlar, bir yandan da sicim sicim gözyaşı döküyorlardı. Sevgi ve muhabbet gözyaşıydı bunlar. Allah ve Rasûlü muhabbetiyle yanıp tutuşan bu coşkulu kalabalığın her biri, bir başka sevdayla öne çıkıp, Rasûlüllah’ın bindiği devesinin yularını tutup evine davet ediyordu!5

- Her şeyimizle her şeyine hazırız yâ Rasûlallah!6

Doğruydu, hazırlanmışlardı. Hazırların hazırlıkları her şey ile meydandaydı. Ya biz ne kadar hazırız? O günlerde orada olsaydık, biz de öyle coşkuyla karşılayıp “buyur” ederdik dediğinizi duyar gibiyiz. İyi de O’nun emanetleri var elimizde. O’nun emanetlerine O’nun isteyip tavsiye ettiği gibi sahip çıkabiliyor muyuz acaba? Biz neye ne kadar hazırız? Medine Müslümanlar’ı, Peygamber Efendimiz için hazırdılar.

Sallallahu aleyhi ve sellem…

Dipnotlar: 1) İbn İshâk, İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, c. 2, s. 89-91, 111; İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ, c. 1, s. 226; Belâzurî, Ensâbu’l-Eşrâf, c. 1, s. 257. 2) Taberî, Târîh, c. 2, s. 240, 242; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, c. 2, s. 459. 3) İbn Esir, el-Kâmil fi’t-Târih, c. 2, s. 101; İbn Haldun, Târih, c. 2, 2, s. 14; Zehebî, Târîhu’l-İslâm, s. 311, 313. 4) Halebî, İnsânu’l-Uyûn, c. 2, s. 1 80; Diyarbekrî, Târîhü’l-Hamîs fî Ahvâli Enfesi Nefî, c. 1, s. 320; Abdurrezzak, el-Musannef, c. 5, s. 387. 5) Hâkim, el-Müstedrek ale’s-Sahihâyn, c. 3, s. 34; Ebu’l-Fidâ, el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 168, 169; İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, s. 85. 6) M. Asım Köksal, İslam Tarihi, c. 2, s. 289-291.