> 2014 > Ocak - Mü’min Ahlâkı > Bir Cümle İki Karakter
Mü’min Ahlâkı
335.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Bir Cümle İki Karakter
Cafer Durmuş
2014 - Ocak, Sayı: 335, Sayfa: 050

Kur’ân-ı Mücizü’l-Beyân’ın iki ayetinde az kelime ile çok şey ifade ediliyor. Buyruluyor ki; “And olsun ki, Musa’ya dokuz tane apaçık mucize verdik. İsrailoğullarına sor, Musa onlara geldiğinde, Firavun kendisine: “Ey Musa! Ben seni büyülenmiş sanıyorum” demişti.

Musa da: “And olsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum” demişti.” (İsra suresi, 17/101-102)

Bu ayetler Musa (a.s.)’ın pek çok mucizeler ızharına muvaffak olduğunu beyan etmekte; buna rağmen Firavun gibi münkirlerin küfür ve inatlarında devam ve ısrar ettiklerini bildirmektedir. Böylelikle Rasûlullah (s.a.v.)’a karşı cephe alanların da sonunda Firavun gibi helak olup gideceklerine işaret etmektedir. Efendimiz (s.a.v.) ile ümmetine tevhid mücadelesinde daima ümitvar olmaları konusunda destek olmaktadır.

Rivayete göre Musa (a.s.)’ın getirdiği asa, beyaz el, kıtlık yılları ve ürünlerin noksanlaşması gibi mucizeler karşısında yenik düşen Firavun ve kavmi, bütün bu mucizeleri gördükten sonra inkâra devam ettiler. Bunun üzerine Musa (a.s.) şöyle beddua etti: “Ya Rabbi, senin kulun olan Firavun yeryüzünde büyüklük taslayıp zorbalığa kalktı; azdı ve haddi aştı. Kavmi de sana verdikleri ahdi bozdular. Onlara azap gönder; benim kavmim için öğüt ve bizden sonrakiler için de ibret olacak şekilde onları cezalandır!” Bunun üzerine Allah Teala Firavun ve kavmine işledikleri günahlara karşılık olarak cezalar gönderdi.

Açıklamakta olduğumuz ayet-i kerimede belirtildiği üzere Firavun, peş peşe getirilen mucizelere inanmadı da, Musa (a.s.)’ı töhmet altında bırakacak sözler sarf etti. “Sen sihirlenmişsin, aklın karışmış. Bu yüzden mantığa sığmaz şeyler söylüyorsun” manasında sözler söyledi. Nitekim başka bir ayet-i kerimede onun; “Size gönderilen peygamber gerçekten delidir.” (Şuara suresi, 26/27) diyerek Musa (a.s.)’ı toplum nazarında itibarsızlaştırmak istediği bildirilmektedir.

Firavun’un;”Ey Musa! Ben seni büyülenmiş sanıyorum” demesi üzerine Musa (a.s.)’ın verdiği cevap, tefsirde şöyle açıklanmaktadır; Ey Firavun! Dilinle söyleyip itiraf etmesen de gönlünle pekâla biliyorsun. Eğer akıl nazarıyla baksaydın bilirdin ki, ızhar ettiğim mucizelerin birer ibret olmak üzere âlemlerin Rabbi tarafından verilmiştir. Her bir mucizenin benim peygamberliğimi doğrulayan apaçık deliller olduğunu gayet iyi bilmektesin. Ancak inat ediyorsun ve büyüklük taslayarak bunları reddediyorsun.

Ey Firavun! Şimdi sen içinden geldiği gibi değil, işine geldiği gibi konuşuyorsun. Kim haklı kim haksız belli olsun diye değil, muhatabını tahkir etmek maksadıyla konuşuyorsun. İnsanların aklını çelmek için bunları söylüyorsun.” diyerek Firavun’un şahsını rencide etmesine aldırmadan, söylediklerinin ayn-ı hakikat olduğuna dair Allah’ın bahşettiği mucizeleri delil gösteriyordu.

Dikkat edilirse burada muhatapların birbirine söyledikleri cümle, iki farklı şahsiyetin karakteristik özelliklerini resmetmektedir. Şöyle ki; Musa (a.s.) ve Firavun, ikisi de birbirlerinin hâline bakarak istikbale dair tahminini/zannını söylemişlerdir. Fakat burada Firavun’un ileri sürdüğü şey zann-ı bâtıl, Musa (a.s.)’ın görüşü ise zann-ı sâdıktır. Firavun’un şahsında, muhatabına fikren karşı duramadığı yerde onu karalamaya yeltenen kişiliğin her zaman olacağı belirtilmiş olmaktadır. Musa (a.s.)’ın şahsında ise, tevhid mücadelesine omuz verenlerin takip etmesi gereken yol haritası çizilmektedir. En zor şartlarda bile hakikate tercüman olmanın yollarını bulmak gerektiğine işaret edilmektedir. Sahip olduğu dünyalıklara aldanarak muannit ve kibirli görünen insanlara da ulaşmanın lüzumuna işaret edilmektedir. İstikbalde inkarcıları bekleyen kötü akıbetin, kendilerine hatırlatılması gerektiği belirtilmektedir.

Evet. Firavun Musa (a.s.)’a; “Ben seni büyülenmiş sanıyorum” demişti. Musa (a.s.) da ona; “Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum” demişti.

Aynı kalıplarla ve fakat farklı niyetlerle muhataba söylenen bu iki cümle, Kur’ân-ı Kerîm’de örneklerine sıkça rastlanan mühim bir örnektir. İki farklı karakterin tahliline kapı açması bakımından câlib-i dikkattir. Bu cümleler hepimize, Allah uğrunda kınayanın kınamasına aldırmadan hakkı tebliğe devam etmek gerektiğini öğretiyor. İstikbale dair ümitvar olmayı öğretiyor. İsyan ve inkârda ısrar edenlere mukadder sonlarını hatırlatmak gerektiğini öğretiyor. İstikbale dair “güzel düşünce”lerin, bir gün mutlaka “zann-ı sâdık” mertebesine ulaşacağı ümidini veriyor. Ve daha bunun gibi nice ufuklar açıyor.

Hayal Ötesi Güzellikler

İnsan, peşin olanı görünce va’dedileni unutmaya yatkındır. Bu sebeple ona, takvayı gözeterek salih amellere yönelmesi için ahretteki mükâfatları sık sık hatırlatılır. Bu cümleden olmak üzere Muhammed suresinde: “Müttakîlere vâ’dolunan cennetin durumu şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rablerinden de bağışlama vardır…” (47/15) buyruluyor. Nebe’ suresinde muttaki kullar için cennette bahçeler, bağlar ve daha nice nimetler hazırlandığı müjdeleniyor. (Bkz; 78/31/36)

Ma’rifetnâme’nin ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden süzülerek dokunan satırlarında ise şu cümleler dikkat çekiyor: “Cennete girmeyi hak eden mü’minler, orada sonsuza kadar kalırlar. Birbirlerine esenlik dileyerek tatlı sözlerle sohbet ederler. Boş ve gereksiz sözlerle birbirinin gönlünü kırmazlar. Cennet ehline ölüm ve ihtiyarlık yoktur. Onların elbiseleri eskimez; gönülleri zengin, gözleri toktur. Yedikleri, içtikleri gül suyu gibi vücutlarından dışarı çıkar.”

Şüphesiz orada gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, akılların almadığı nimetler var. Herhalde bu bahse dair tasavvurlar, Tevbe suresi 9. ayetinde çizilen ufka varıp dayanmalı. Ki orada, “altından ırmaklar akan güzel meskenler”in (Bkz; 9/72) mujdesi veriliyor ve şu ilave ediliyor. Bir de “Allah’ın rızası var ki, o hepsinden büyüktür. İşte büyük kurtuluş budur.”

Allah’tan her şeyin en güzelini istemeli ve buna lâyık olmak için çalışmalı.