> 2014 > Ocak - Mü’min Ahlâkı > Yolun Neresindeyiz Şimdi Ne Yapmalıyız?
Mü’min Ahlâkı
335.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Yolun Neresindeyiz Şimdi Ne Yapmalıyız?
Fuat Akpınar
2014 - Ocak, Sayı: 335, Sayfa: 044

Madem;

Hayatımızın asıl gayesi sıhhat ve ömür nimetini meccanen ikram eden ölümü ve hayatı yaratan yüce ALLAH (cc)’a kulluk olmalıdır.

Kul olmaktan maksat Cenab-ı Hakk’ın (cc) dostluk davetine icabet etmekse,

Bu çağrıya şeksiz ve şüphesiz evet diyen, gerçek Hakk dostları peygamberler ve onlara tabi olan salih ve sadık kimseler Rabb’ e tazim ile ibadet ve mahlukata şefkat ve merhametle hizmeti farz olan ubudiyet görevlerinin en başına yerleştirmişlerdir.

Madem;

Kulluğun en büyük meyvesi merhamet onun neticeside hizmettir.

Hizmet ise; merhamet ve diğergamlık dolu bir gönülle mahlukata yönelmek suretiyle Allah (cc)’ın rızasının aranmasıdır, ‘manevi zirvelerin ulvi basamağı’dır.

Öyleyse;

Hizmet; Rabbimizin kullarından talep ettiği içtimai bir kulluk vazifesi olduğundan, hizmet ehli Cenab-ı Hakk’ın (cc) Rahman ve Rahim esmasını layıkıyla tefekkür ederek onun Cemali sıfatlarından hisseler almalıdır.

Çünkü;

Mü’min devrin akışından kendini sorumlu görür ve sadece namaz kılmak ve oruç tutmakla kulluk vazifesini icra ettiğini düşünmez.

Zirvede şefkat ve merhametinin muktezası olarak insanları iman nimeti ile buluşturma gayretiyle kulları Allah (cc)’a, Allah (cc)’ı da kullarına sevdirme çabası içinde olur.

Bu meyanda;

Allah Teala (cc)’ya hizmet; emir ve nehiylerini severek eda etmek ve İlay-ı kelimetullah yolunda gayret sarf etmekse,

Hazret-i Peygamber (sav)’e hizmet; ona can-ü gönülden muhabbet ve sünnet üzere yaşamak ve yaşatmak gayreti göstermekse,

İslam büyüklerine hizmet; onlara sevgi, vefa ve sadakat göstermek ise,

Anne ve baba’ ya hizmet; öf bile demeden onların gönüllerini almaksa,

Evlada hizmet; salih bir mü’min olarak yetişmelerini temin etmekse,

Akraba’ ya hizmet; sıla-i rahim yaparak onların ihtiyaçlarını giderip ikramlarda bulunmak ise,

Mü’minlere hizmet; acılarını, sıkıntılarını ve sevinçlerini paylaşmaksa,

İnsanlara hizmet; eliyle, diliyle ve gönlüyle onlara faydalı olmaksa,

Diğer mahlukata hizmet; onlara şefkat kanadı germekse,

Acaba biz ne durumdayız?

Hizmetim ne kadar çok ise merhametim o kadar çok ve imanım da o kadar güçlü diye düşünebiliyor muyuz?

Diğergamlık dolu bir gönülle mahlukata yönelmek suretiyle Allah (cc)’ın rızasını arama gayretimiz ne?

Cenab-ı Hakk’ın (cc) Rahman ve Rahim esmasından istifadeler etmiş miyiz, bizde ne kadarı var?

Bizden, mahlukatına hizmeti isteyenin Yüce Rabbimiz olduğunun ne kadar bilincindeyiz?

Omuzlarımızda kulluğun manası olan hizmet mesuliyetinin olduğunun farkında mıyız?

Kulluğumuzun gereklerini ne kadar isteyerek, severek ve aşkla yapıyoruz?

Efendimiz (as)’a ne kadar yakınız ve sünnetini ne kadar biliyor ve ittiba ediyoruz, söz ve davranışlarımız ne kadar benziyor, gönül dünyamızda yeri neresi?

Salih ve sadık kullarla ukba birlikteliği istiyorsak dünyada onlarla olan ruh ve beden beraberliği temin gayretimiz var mı?

Ana-babalarımıza kırıcı söz ve davranışlarımızı nasıl berteraf edebiliriz diye düşünüyor muyuz?

Tüm insanlığın ve diğer mahlukatın üzerimizdeki haklarının ne kadar idraki içindeyiz onlardan hüsnü şahadet alabilecek gayretin içinde miyiz?

Menzili, Cenab-ı Hakk’ın ebedi vuslat deryası olan bir ırmak gibi miyiz?

Ebedi kurtuluşa ermek için etrafında kurtaracak başka varlıklar arayan kamil ruh sahipleri miyiz?

Muzdarip ve kimsesizlerin kimsesi olma niyetini taşıyor muyuz onların sessiz feryatlarına kulak veren ince ruhlu derin ve zarif mü’minler miyiz?

Gönül alemimiz bütün mahlukatı içine alan bir rahmet dergahı hüviyetinde mi?

Mesuliyetimiz yüreklerimizin uzandığı yere kadarsa menzilimiz nereye kadar?

Mes’uliyetimizin göstergesi olarak davranışlarımız ne kadar Rabb’e vuslat arayış ve iştiyakını aksettiriyor?

Dünyaya olan hırsımız Rabb’imizin rızasının ve insanların sevgisinin önünde mi sorusuna hayır diyebiliyor muyuz?

Varlıkların imdat feryatlarına koşup incitmeksizin ellerinden tutabiliyor muyuz?

Günahkarlara bile merhametle yaklaşıp onlara islam’ın gülen yüzünü gösterebilmek için ikram ve ihsanlarda bulunarak rahmet lisanıyla hitab edebiliyor muyuz?

Yaptıklarımız ‘hizmette edeb hizmetten daha üstündür’ düsturuyla bağdaşıyor mu?

Dayanağı mevla olan gönül ehlinin muvaffakiyyet anahtarının sabır ve sebat olduğunu biliyor muyuz?

Hakka vuslat yolundaki hizmetin gelip geçici bir sevda değil bir ömür boyu devam etmesi gereken yüce bir kulluk borcu ve bir peygamber mesleği olduğunun idrakinde miyiz?

Karşılığı Yüce Yaratıcı tarafından ikram edilecek olan mahlukata hizmet kervanında bulunabilmek için dilimizde “Ey Rabbimiz; Acizlikten, Tembellikten, Korkaklıktan ve Takatsizlikten sana sığınırım.” nebevi dua varmı?

Arif gönüllerde mahlukata hizmet yorgunluk değil lezzet ve huzur vesilesi ise bizim durumumuz ne?

Hayırlı hizmetler bir lütuftur o dahi kadr-ü kıymet bilmeyi gerektirir. Hayırlar işlemeğe muvaffak kılan Rabbimize ne kadar şükrediyoruz?

Himmete nail olanların, kalpleri nazargah-ı ilahi olan samimi ve gerçek hizmet sahiplerinin olduklarının farkında mıyız? Böyle bir lütfa erenlerden olma kemalat’ına ve cehdine sahip miyiz?