> 2014 > Ocak - Mü’min Ahlâkı > Akl-ı Selîm ve Adalet
Mü’min Ahlâkı
335.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Akl-ı Selîm ve Adalet
M. Sâmi Ramazanoğlu
2014 - Ocak, Sayı: 335, Sayfa: 030

Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmuştur:

Mü’min, bir yuvadan iki defâ ısırılmaz (yani uyanık olan bir mü’min iki defâ aldanmaz, dikkatle gözünü açar).

Müşrik şairlerden Ebû Gırre, Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i hicveden azılı düşmanlardandı. Bedir muhârebesinde esir olmuştu. “Kızlarım var, öksüz kalacaklar, fakirim…”diye yalvarınca Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir daha müslümanlar aleyhinde hicivde bulunmamak şartıyla ve kendisinin de kuvvetli temînatı üzerine fidyesiz serbest bırakmıştı. Hatta bu müşrik bundan fevkalade memnun olarak irticâlen lehinde bir şiir de söylemişti.

Sonra tekrar küfriyâtına başladı. Uhud muhâre­besinde müslümanların eline esir düşünce yine yalvarmağa başladıysa da Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu sefer afvetmedi ve bu hadîs-i şerîfi buyurdu.

*

Bahtiyar adam, kendinden başkasıyla (yani başkasının halinden veya başkasının başına gelenden) ibret ve öğüt alandır. Bedbaht ise kendisiyle (yani kendisinin halinden) başkasının ibret ve öğüt aldığı insandır.” (Müslim)

*

Biz insanlara akıllarının alacağı (tarzda ve o) miktarda söz söylemekle emrolunduk.” (Deylemî)

*

Sen akıllarının ermeyeceği bir söz ve herhangi bir zümreye (hakîkatte) söyleyici değilsin. (Yani söylemiş, mârifet ve hizmet yapmış değilsin; çünkü,) o (söz) onlardan kimi üzerinde ancak fitne olmuştur.” (İbn-i Asâkir)

Menâvî diyor ki, “Akıllar takatları derecesinden fazlasını taşımaz, O takatların üstüne çıkılırsa her halde mevcud olan salah bile yerini fesada terkeder.”

Bu yüzden âlim ve âriflerden bir çoğu anlaşılması güç ve te’vili müşkil olan bir kısım tasavvuf kitaplarını ehil olmayanlarca mütalaasını yasak etmişlerdir.”

Nitekim Ziya Paşa da şöyle söylemiştir.


İdrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez
Zîra bu terâzî bu kadar sıkleti çekmez.”
(Nâşir)

*

Bütün insanlar tarak dişleri gibi müsâvîdir yani eşittir. Ancak ibâdetle birbirinden üstün olurlar. Kendisine layık gördüğün (meziyet ve) fazîletin benzerini senin için revâ görmeyen hiçbir kimse ile sakın arkadaşlık etme!

İşte islâm demokrasisinin insan haklarının ve insan eşitliğinin kudsî kaynaklarından biri!

Üstünlüğü temin eden ibâdet mefhûmu gerek şahıs, gerek âilevî, gerek ma’şerî ve millî, bütün insan vazîfelerine şâmildir. Çünkü bunların hepsi dînimizde ibâdettir. Bu hadîs-i şerîfte arkadaşlığın karşılıklı hak ve zavifelerine de işâret buyurulmuştur.

*

Siz (ey millet!) Ne halde bulunursanız, başınıza da öyle idâre eden adamlar geçirilir.” (Deylemî)

Hükûmetler ictimâî bünyelerden doğarlar. Bünye yani millet ne kadar iyi ve sağlam olursa onun hükûmeti de öyle olur. Bünyeyi ihmal edip de her işi hükûmetten beklemek hatâdır. Evvela ferd olarak kendimizi, sonra cemiyetimizi ıslah edelim, o vakit görürüz ki, herşey düzenine girmiştir.

Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musâhabe-5, s. 202-210