> 2014 > Ocak - Mü’min Ahlâkı > İhsan Makamı
Mü’min Ahlâkı
335.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

İhsan Makamı
Cemal Nar
2014 - Ocak, Sayı: 335, Sayfa: 027

Bizim “muhteşem bir hadis” dediğimiz, içinde  “ihsan, Allah’a, sanki onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Her ne kadar sen onu göremiyorsan da, O hiç şüphesiz seni görmektedir” ifadeleri geçen hadisi hatırlamışsınızdır. İşte “ihsan”ın en güzel tarifi budur. Bu yüzden islamî bakış açısına göre yeryüzü macerası aslında “imandan ihsana doğru bir seyehatten” başkası değildir.

İhsanı biraz daha iyi anlamak için şöyle düşünelim: Biz babamızın, hocamızın yanında oturuşumuza, kalkışımıza, konuşmamıza fevkalade dikkat eder, ahbap arasında iken yaptığımız normal hareketlerden kaçınırız değil mi? Mesela bir kötülük yapmaya kalkışsak, sağa sola bakar, kimsenin bizi o halde görmesini istemeyiz herhalde. Velev ki toplumda en bayağı birisi bile olsa, bizi görenin gitmesini bekleriz. Çünkü onu görüyoruzdur. O da bizi görüyordur. Bu bize ağır gelir…

Ya Allah Teâlâ’nın huzurunda onu görüyor olmak? Ne baba ve hoca gibi, ne bir başkası gibi olur o zaman saygı, hürmet ve dikkat etmek. İşte böyle farzedelim ki bizden birisi Rabbi Teâlâ Hazretlerini, göre göre ibâdet etmeye kalksa gücünün yettiği kadar huzû’, huşu göstermek, kendini çekip çevirmek ve o ibâdeti en iyi şekilde tamamlamak için hâlinin içini dışına uydurmak gibi şeylerden biç birini kaçırmamaya çalışır. İşte Resulüllah (s.a.v.): “Bütün ibâdet hallerinde Allah’a onu görerek yaptığın ibâdet gibi ibâdet eyle!” diyor.

Zira Allah’ı görerek o şekilde ibadeti tamamlamak ancak Allah’ın gördüğünü bildiği içindi. Bu sebeple kul, o halde kusur etmeğe cesaret gösteremiyordu. Halbuki ayni ma’nâ Allah’ı görememe hâlinde de mevcuttur. Öyleyse ona göre amel etmek lâzım gelmez mi? Sen onu görmesen de o seni muhakkak görüyor. Niye aynı huşu, saygı, huzur, edep ve dikkati göstermiyoruz? Gafletin farkında mısınız?

Hâsılı bu sözden maksat, ibâdette samîmi olmaya ve kulu huşu’, huzû’ ve saireyi îfa hususunda Rabbi Teâlâ hazretlerini murakabe etmeye teşviktir. Filvaki ehl-i hakikat olanlar salihler ile düşüp kalkmayı mendup/güzel görmüşlerdir; tâki bu hâl onlardan utandığı ve hürmet ettiği için kendisine her hangi bir noksanlık gelmesine mâni olsun. Salihler ile düşüp kalkanın hâli böyle olursa gizlisinde aşikârında bizzat Allah Teâlâ ile beraber olup yaptıklarını gördüğü bilen kimsenin hâli ne olur!

Hadis-i Şerif murakabe ve müşahede makamlarına şamildir. Ve: “Sen O’nu görmüyorsan da O seni muhakkak görür” cümlesi müşahede makamından murakabeye iniştir. Ulema ibâdetlerde üç makam olduğunu söylerler:

Birinci makam: Teklif sakıt olacak surette erkân ve şeraite riayetle ibâdeti îfâ makamıdır.

İkinci makam; Bu şartlarla birlikte A11ah’ın gördüğünü murakabe.

Üçüncü makam: Aynı şartlarla birlikte Allah’ı görüyormuş gibi îfâ makamıdır. Bu makam Hazreti Peygamber (s.a.v.)’in makamıdır. Bunların üçü de ihsan ise de ibâdetlerin sıhhati için şart olan ihsan birincisidir. Diğer ikisi havassın sıfatıdırlar.

Kaadi Iyâz dahî şunları söylemiştir:

“Bu hadîs, zahirî ve bâtınî bütün ibâdet vazifelerini, iman akidelerini, âzânın amellerini kalplerin ihlâsını ve amellerden doğacak âfetlerden korunma yollarını şerh ve izaha şâmildir. Hatta şer’î ilimlerin hepsi bu hadîse râci’ ve ondan mülhemdir.”

Evet, akaid, kelam, fıkıh, hukuk, ahlak ve tasavvuf ilimlerini içeren bu hadis, gerçekten de “muhteşem bir hadistir.”