> 2014 > Ocak - Mü’min Ahlâkı > Tesettür ve Şeytanın Tuzağı: Müstehcenlik
Mü’min Ahlâkı
335.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Tesettür ve Şeytanın Tuzağı: Müstehcenlik
Doç. Dr. Kerim Buladı
2014 - Ocak, Sayı: 335, Sayfa: 020

Örtünme, gizlenme, saklanma ve kapanma anlamına gelen tesettür, bütün hak dinlerin temel prensiplerinden biri olarak kabul edilmiştir. Müstehcenlik ise yani açıklık-saçıklık ise hayasızlık ve çirkin olarak nitelendirilmiştir.

Erkek olsun, kadın olsun bütün insanlar için örtünme fıtrî bir temele dayanır. Hz.Adem ile Hz. Havva’nın işledikleri bir hata yüzünden cennetten yeryüzüne indirilmeleri olayı bunu açık bir şekilde göstermektedir. Bu konu Kur’ân’da şöyle anlatılır: “Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi1…” Hz. Adem ve Hz. Havva şeytanın vesvesesine kanarak yasaklanan ağacın meyvesinden yediler. Allah Teâlâ bu hususu şöyle haber verir: “Şeytan bu suretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yaprakları ile örtmeye başladılar….”2

Bu hadise, Hz. Adem ve Hz. Havva utandıkları için cennet yaprakları ile vücutlarını örtmeye çalıştıklarını ve çıplaklığın şeytanın en önemli tuzaklarından biri olduğunu göstermektedir. Allah Teâlâ, insanların ayıp yerlerini örtmeleri ve süslenmeleri için elbiseyi yaratmıştır. Şeytanın söz konusu tuzağına düşmemeleri için de onları şu ilahi mesajla uyarmıştır: “Ey Adem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, avret yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi, sizi de aldatmasın!..3

Kadına, onun narin, nazik, nezih, hassas ve fizyolojik açıdan cazip olan yaratılışına, saygı, sevgi ve hürmetin bir ifadesi olarak daha kapsamlı bir örtünme şekli farz kılınmıştır. Nûr Sûresinin 21. âyeti ve Ahzâb Sûresinin 59. âyetlerinde Yüce Rabbimiz hanımların örtünmesi konusunda şöyle buyurmaktadır: “(Resûlüm!) Mü’min kadınlara söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, namus ve iffetlerini korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar hariç, zinet (yer) lerini göstermesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine kadar alsınlar…” “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına, (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) bedenlerini örtecek elbiselerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınıp incitilmemeleri için en elverişli olan budur…” Sevgili Peygamber’imiz de kadınların örtünmesi konusunda, yanına üzerinde ince bir elbise ile çıkan baldızı Esma’ya hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey Esmâ! Ergenlik çağına ulaştıktan sonra kadının, elleri ve yüzünün dışından başka yerlerinin görülmesi doğru değildir.”4

Hz. Aişe’nin rivayetine göre ilk muhacir hanımları “Başörtülerini yakalarının üzerine (kadar) örtsünler” (Nûr, 31) âyeti inince dışa giyilen en sıkı donmuş elbiselerini ortalarından kesip başörtüsü yapmışlar ve onlarla başlarını örtmüşlerdir.”5

Başka bir rivayete göre ise, Nûr Sûresi, 31. âyet inince mü’min hanımlar, üzerlerinde bulunan yün veya ipek elbiselerinden ya da şallarının bir tarafından yırtmışlar ve bunlarla başlarını örtmüşlerdir.6

Tesettür âyeti iner inmez o günün Müslüman hanımları buldukları örtülerle hemen başlarını örtmüşlerdir. Âyetin hükmünü duyar duymaz geleneksel ve yöresel örtünme yerine Kur’ân’ın hükmünü derhal uygulamaya başlamışlardır. Bu, onların Kur’ân’ın hükmü karşısında sarsılmaz imanlarını ve azimlerini göstermektedir. Aşağıda sunacağımız rivayet, Allah Teâlâ’nın emrine riayet etme hususunda Müslüman hanımların ne kadar samimi, gayretli ve Kur’ân’ın bir emrini tatbik etmekte nasıl yarıştıklarını ortaya koymaktadır.

Hz. Aişe şöyle haber vermektedir: “Muhakkak ki Kureyş hanımlarının üstünlüğü vardır. Ancak Allah’a yemin ederim ki, ben Ensar hanımlarından daha çok Allah’ın kitabını tasdik eden ve Kur’ân’a inanan daha faziletli kimseler görmedim. Nûr sûresindeki “Başörtülerini yakalarının üstüne çeksinler” âyet-i kerimesi indiğinde kocaları onların yanlarına gittiler ve kendilerine Allah’ın bu konuda inzal buyurduğu âyetini okudular. Bu hükmü duyan herkes karısına, kızına, kız kardeşine ve akrabalarından her birine bu âyeti okuyordu. Onlardan her bir kadın, nakışlı elbiseleri ile Allah’ın kitabında indirdiği hükmü tasdik ve iman ederek başlarını örttüler. Sabah namazında Resûlüllah’ın arkasında baştan aşağı örtülü olarak bulundular. Sanki onların başlarında (örtülerinden dolayı simsiyah) kargalar vardı.”7

Sunduğumuz bu rivayet, Müslüman dindar hanımların Allah’ın emrini tatbik etmedeki gayret ve sadakatini göstermektedir. Bugün de böyle bir çabanın içinde olan hanımların varlığını müşahede etmek elbette takdire şayandır. İslam’ı doğru anlama ve bu konuda şuurlanma arttıkça örtünme konusu gelenekselliğin ötesine geçmiştir.

Cahiliyye devri kadınları, başörtülerini arkadan bağlarlardı. Yakaları ise ön taraftaydı. Bu sebeple boğazları ve gerdanlıkları açık kalıyordu. Böylece onlar, boyunlarını, boğazlarını, buraları kuşatan saçları, kulak ve gerdandaki takılar gibi zinetlerini ve bunların takıldıkları yerleri örtsünler diye başörtülerinin uçlarını yakaları üzerine salı vermekle emrolundular.8

Cahiliye devrinde kadın, herhangi bir şeyle örtmeden göğsü açık olarak erkekler arasında dolaşırdı. Çoğu defa saç örgülerini, boynunu ve kulak küpelerini de açıkta bırakırdı.9

Müfessirlerin beyanına göre Cahiliye kadınları, başörtülerini arkalarından sarkıtırlardı. Önde bulunan yakaları ise genişti. Bu yüzden göğüsleri ve etrafı görünür ve açık kalırdı. Neticede başörtülerini göğüslerini örtünceye kadar önlerinden sarkıtmakla emrolundular.10

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, asrımızda yaşanan müstehcenlik, cahiliye döneminin en belirgin özelliğidir. Hatta bugün, cahiliyye dönemini de geçen bir müstehcenlikle karşı karşıyayız. Ar ve haya damarını çatlacak bir düzeye çıkan çağımızdaki müstehcenlik, toplumun genel ahlakını bozmakta, aile müessesesinin, çökmesine, tahrip olmasına sebep olmaktadır. İslam’da içki, nasıl kötülüklerin anası; aslı kabul edilmişse, müstehcenlik te kötülüklerin, hayasızlıkların, arsızlıkların temeli olarak görülmektedir. Bu sebeple, müstehcenlik tuzağının en önemli panzehiri Kur’ân’ın emrettiği tesettür emrinin yerine getirilmesidir.

Diğer taraftan örtünme sadece kadınlara farz değildir. Erkekler de örtünmekle mükelleftir. Onların da göbekle diz kapağı arasını örtmeleri, dinimizin önemli bir emridir. Onların da gözlerini haramdan sakınmaları ilahî bir vazifedir hatta bu davranış, onlar için bir arınma ve temizlenme sebebi kılınmıştır. Nitekim bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “(Resûlüm!) Mü’min erkeklere söyle: gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar. Çünkü bu, onlar için daha temiz bir davranıştır…!11

Örtü, mü’min erkeğin ve kadının en önemli ve vazgeçilmez bir özelliğidir. Örtünme, bireyin ruh sağlığını, fıtrî yapısını, toplumun genel ahlakını korumak için emredilmiştir. Örtünme hain bakışlara, arsız nazarlara, fesat düşüncelere ve hileli duygulara karşı önemli bir kalkandır. Giyilecek elbiselerin rengi ve şeklinden ziyade geniş olmaları önemlidir. Zira Hz. Peygamber’imiz, ince ve şeffaf elbise giyerek vücut hatlarını gösteren kadınların cehennemlik olduğunu açıklamıştır.12

Bugün çağımızda sınırsız, ölçüsüz, haya ve ar duygularını çatlatacak bir müstehcenliğin karşısında, örtünmenin ne derece önemli olduğu apaçık ortadadır. Müslüman hanımların ve erkeklerin imanlarını, vakar ve haysiyetlerini korumaları için buna şiddetle ihtiyaç vardır. Örtünme işinin mühim bir amel ve Allah rızasına ulaştıran bir uygulama olduğu asla unutulmamalıdır. Eşlerimize, kızlarımıza, kız kardeşlerimize, bütün mü’min hanımlara örtünmenin ilahî bir görev olduğunu anlatmaktan asla geri durmamalıyız.

Dipnotlar: 1) A’raf, 7/20. 2) A’raf, 7/22. 3) A’raf, 7/27. 4) Ebû Dâvûd, Libâs, 34 (Çağrı Yayınları, 1981, baskısı). 5) Ebû Davûd, Libas, 33; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’il-Azîm, İstanbul, 1985, VI, 48. 6) Bkz. İbn Arabî, Ahkamu’l-Kur’ân, Beyrut, 1988, III, 382. 7) Ebû Dâvûd, Libâs, 33; İbn Kesîr, a.g.e., VI, 48-49. 8) Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, Beyrut, 1990, XXIII, 179. 9) İbn Kesir, a.g.e., VI, 48. 10) Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, 1994, IV, 28; Nesefî, Medârikü’t-Tenzîl, Beyrut, tarihsiz, IV, 389. 11) Nûr, 24/30. 12) Müslim, Libâs, 125.