> 2011 > Ekim - 'O Gün' Kaçış Nereye? > Büyük Misafirlik Hac
'O Gün' Kaçış Nereye?
308.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Büyük Misafirlik Hac
Dr. Veysel Akkaya
2011 - Ekim, Sayı: 308, Sayfa: 022

İnsan Allah’tan geldi (minallah), dâimâ O’nunla berâber (maallah) ve O’na doğru seyrediyor. (ilallah) Bu büyük bir yolculuk. Bu yolculuk dikey boyutlu. Onun hayatımızda, yatay boyuta yansıması yüzbinlerce. Bunlar içerisinde, dikey yolculuğu en iyi  temsil eden yatay yolculuk “hac“dır.

Beden ile Mekke‘ye ve Medîne‘ye gidilir. Kalb ile Allah‘a ve Rasûlü‘ne. Bunun için diğer yatay yolculuklardan farklı olarak kutsal bir yolculuktur bu. Sevgiye, Sevgili‘ye yolculuk. İbâdete, arınmaya ve takvâya yolculuk.

Kutsal yolculuğa samîmi bir gönülle niyet gerekiyor. Kâbe’yi ve Kâbe’nin sâhibini ziyâret edebilecek bir gönül diriliği ile niyet etmek.

Kutsal yolculuk için ihram denen özel bir kıyafet giyilir. Elbiseler çıkarılıyor, ve iki parçadan oluşan bir bezle örtünüyor insan. Aslında bu sembolik uygulama ile amaç, derûnumuzdaki mal, makam ve şöhret isteklerini bırakmak, yerine takvâ elbisesini giymektir. İhramla helâl olan bazı davranışları terkederek, harama hiç yanaşmayacağımızı ve Allah‘a tam bir teslimiyetle yöneleceğimizi belirtmiş oluyoruz.

Rahmânın misâfiri olabilme hazırlığı bu. Misafirin şerefi, kendisini ağırlayacak ev sahibinin yüceliğinden geliyor. Davet büyük yerden olunca, misafir de ona göre kendini hazırlar.  Allah ve Rasûlü’nün misafiri olmak, şerefin, ikramın ve ihsanın en büyüğüne kavuşmak demek. Misafirlik âdâbına uygun davrananların mükâfâtı ne büyük.

Misafirlik daha evinizden çıkarken başlıyor.  Cenâbı Hak attığınız her adım için bir sevap veriyor ve bir günahı bağışlıyor.1 İnsan memleketinden Kâbe’ye varıncaya kadar ne ile giderse gitsin, mesafe yüzbinlerce adım yapıyor. Daha yolculukta yüzbinlerce sevapla ve yüzbinlerce afla karşılıyor Rabbimiz. Hac yaptığımızda öyle bir arınma gerçekleşiyor ki, “anasından doğduğu gün gibi günahlardan temizleniyor insan.”2 Kabe’nin bereketiyle maddi ve manevi zenginliğe kavuşacağımız müjdeleniyor.3

Mescid-i Haram’da her günümüz bir ömre tekabül ediyor. Bir gün ibadet yüzbin gün ibâdet sayılıyor. Bu da bir insan ömrü ediyor. Bunun için kutsal yolcular, sınırlı vakitlerini büyük kazançlar için ibâdetlerle yatırım yapmakla geçirirler.

Hac takvâyı kuşanmaktır. Takvâ, Allah’a sığınarak, şirk, günah ve hatta Allah’tan gayrı her şeyden sakınmaktır. Allah’a  sevgi ve saygıdır. Kulluğun anahtarı takvâdır. Allah’ın sevdikleri müttakî kullardır. Gönlü Hak muhabbetiyle dolu takvâ sahipleri, Allah’ın Mekke-i Mükerreme’deki nişâneleri olan Kâbe, Safa ve Merve tepeleri, Mina, Arafat gibi ibâdet yerlerine ayrı bir hürmet içerisinde olur.  Âyette şöyle buyrulur: “…Kim Allâh’ın nişânelerine (buradaki ibâdet yerlerine) saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalblerin takvâsındandır.” (el-Hac, 32) Hac boyunca namaz, mescidler, Kur’ân ve ezan gibi alâmetlere takvâsının gereği büyük hürmet gösterir mü’min. Elde ettiği güzellikleri hayatına taşır oradan.

Bu yolculukla bir zaman tünelinde ilerler sanki. Geçmişe, insanlık târihinin başına gider. Hz. Âdem ile Hz. Havvâ’nın memleketi olan emin belde, ana şehir Mekke’de baba ve anasının rûhâniyeti  karşılar onu. İlk onlar ibâdet etmişti Kâbe’de. Şimdi o da ebeveynine uyarak, geldi Allah’ın Ev’ine. Zaman tünelinde Kâbe’yi inşâ eden Şit aleyhisselâm ile karşılaşır. Yolculuğa devam ederken bu kez Hz. İbrâhim, oğlu Hz. İsmâil ve Hâcer‘le buluşur. Hâcer annemizin oğlu Hz. İsmâil’in hayatı için, Safâ ve Merve’de su arayışına, merhametine şâhit olur. Kendisi de  mânevî hayat bulmak için rahmet suyunu arar durmadan. Sa’y yaptıktan sonra saçları tıraş ettirerek, kulluğun sâdece Allah’a olacağını gösterir.

Hz. İbrâhimi Kâbe’yi yaptıktan sonra, üzerine çıkıp dâvet ederken tahayyül eder. Ve yüzbinlerce rûh arasından rûhunun “Lebbeyk! Davetine icâbet ediyorum buyur“  deyişini duyar o an. Dâvete katılmak nasib olduğu için sevinç gözyaşları süzülür yanağından. Makâm-ı İbrâhim ilişir gözüne. Hz. İbrâhim gibi teslim olmalıdır Hakk’a. Onun arkasında iki rekat namazla teslimiyetini perçinler. Kâbe’nin bir köşesinde cennet taşına Haceru’l-Esved’e bakar. Kalabalık değilse öper onu, Allah Teâlâ’nın sağ elinin simgesi olduğu için. Kalabalıksa onu selamlar ve sağ elinin içini öper… Allah’a kulluk ahdini tazeler böylece.

Tavafta, Hacer-i Esved noktasından başlayan dönüş hareketi, aynı noktada son bulur. Ayette belirtilen “Biz Allah’tan geldik ve yine dönüşümüz O’nadır” hakîkatini yaşar. Tavafla, varacağı ilâhî huzurun şuurunda olma tâlimini yapar.

Kâbe bir tânedir. O da Bir’in etrafında döner dâimâ. Bu dönüşle fiilî olarak, vâhid ve ehad olan Hakk’tan başka ilâh yoktur demektedir. Bir’in etrafında yedi kez dönüşü, îmanda kemâlin derecelerine işâret eder. Her an îman bakımından bir terakkî içinde olur bu sebeple. Taklîdî îmandan, tahkîkî, bir başka deyişle şuhûdî îmâna terakkîdir bu.

Zaman tünelinde bu kez âlemin sultanı Rasûlüllah Efendimiz’le (s.a.v) buluşur. Allah Teâlâ’nın üzerine yemin ettiği 53 yıllık hayatı geçer gözlerinin önünden. Kâbe’de, Arafat, Müzdelife, Mina,  Nur dağı ve Sevr Mağarası’nda Efendimiz’in rûhâniyeti ile birlikte olmaya çalışır.

Günümüzde Kâbe’nin avlusunda  kalan  Erkam’ın evinde sohbet edişi gelir gözlerinin önüne. Server-i Âlem Efendimizi (s.a.v.) Kâbe’de namaz kılarken, Hatimde Altınoluk’un altında duâ ederken seyreder kalbi.

Rasûlüllah’ın Mekke’yi fethi ve “…Hak geldi, bâtıl zâil oldu...” (el-İsrâ, 81) âyetini okuyarak Kâbe‘de putları yıkışı gözünde canlanır birden. Kalbinin Kâbe olduğunu hatırlar o anda. Hevâ ve heves putlarını yıkarak, tevhidi doyasıya yaşamaya çalışır.

Arafat’ta ihramlı duruşu, vakfesi onu ötelere götürür bir an.  Ölünce de benzer bir kıyâfet giyeceğini düşünür. O meydanda hacıların toplanışını, âhiret meydanında toplanış olarak düşünür. Ve hayata âhiret penceresinden bakınca, fırsat elde iken istiğfar, tövbe, tazarrû ve niyaza başlar. Tövbe, hatayı, acziyeti itiraftır. Hz. Adem de şöyle diyerek burada tövbe etmişti: “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”  (A‘raf, 23)

Vakfe’den sonra Müzdelife‘ye varılır. Müzdelife, Allah‘a yakınlık ve muhabbeti kuşanma yeridir. Burada bir hazırlık daha vardır. O da apaçık düşman, şeytanı taşlamak için, taşların toplandığı yer olması. Allah‘a dostluk, şeytanı taşlayarak gösterilecektir çünkü.

Mina‘da şeytanı taşlama mahallinde, Hz. İbrâhim ve oğlu Hz. İsmâil yeniden canlanır gözünde. Her ikisi de Allah‘ın kurban emrine teslim olarak, şeytana aldanmıyorlar. Şeytan vesvese vermeye ve kandırmaya yeltenince, Hz. İbrâhim’in şeytanı taşladığı gelir gözünün önüne. O da taşlar şeytanı, aslında kendi günahlarını taşlar. Şeytana karşı olma bilincini perçinler. Onun vesveselerine karşı hayat boyu şeytanı taşlaması ve Allah‘a sığınması gerektiğini hatırlar.

Mekke-i Mükerreme‘de ihlâsı, samîmiyeti, tevhîdi, teslimiyeti, muhabbeti ve takvâyı kuşanmıştır artık. Gönlünü kirlerden tamamen arındırmıştır.

Rasûlüllah Efendimiz‘le Medîne‘de buluşmak için hareket edilir. “Beni  vefâtımdan sonra ziyâret eden kimse, sanki beni hayâtımda ziyâret etmiş gibidir!”4  müjdesi yankılanır kulağında. Bunun için Efendimiz’i sanki bir sahabi gibi büyük bir hürmetle, edeble ziyaret eder. Muvâcehe-i Resûl‘de, tam yüzyüze gelinecek yere varınca edeple selamlar. Aleyküm selâm buyuruşunu duyar gibi olur ve O‘na salavât getirerek hasretini, muhabbetini ve hürmetini arzeder huzurunda.

Medîne-i Münevere‘de Efendimiz‘in izlerini takib eder. İslâm tarihinin Medine safhası canlanır gözünün önünde. Uhud‘u ziyâret ederek Peygamberimizin emrini unutmanın acı hatıralarını yâdeder. Onun emirlerine sıkı sıkıya bağlılığa söz verir. Kıbleteyn Mescidi‘nde iki rekat namaz kılar. İki kıbleli bu mescidde bedenimizin kılblesi değişse bile gönlümüzün kıblesinin dâimâ Hakk olduğunu hatırlar. Kuba mescidini de ziyâret ederek takvâ üzere kurulu mescidler inşâ etme bilincini tazeler. Hatta beden bir mesciddir sufilere göre, o halde bedeni daima takva üzere inşâ gerekir. Hendek savaşının yapıldığı yerleri de ziyâret eder, müslümanların azimle mücâdelesinin sonunda Allah‘ın nasıl zaferler verdiğini hatırlar.

Hac bir mekteptir. Oradan mezun olan hacı, yepyeni bir kimlikle artık memleketine döner.  Kâbe‘de kelime-i tevhîdin ilk bölümünü Lâilâhe illalllah‘ı yaşadı. Medîne‘de ise Muhammedürrasûlüllah‘ı. Tıpkı sahâbiler gibi İslâm’ın güzelliklerini kuşandı. Takvâ sahibi müslümanın özellikleriyle donandı. Allah ve Rasulü‘nün sevgisi ile yandı. Kur‘an ve namazı hayatının merkezine aldı. Dostlarının bir elçisi olarak geldi memleketinden. Allah ve Resûlü‘nün elçisi olarak döndü şimdi. Çevresine en büyük hediyesi ise kazandığı manevî güzellikleri bir ömür boyu sergilemektir onun.

Dipnotlar: 1) İbn Hibban, Müsned, nr.1884. 2) Bkz. Buhârî, Hac, 4. 3) Bkz. Nesaî, Meârnasik 6; Ahmed b. Hanbel, l, 25. 4) Dârekutnî, Sünen, II, 278