> 2010 > Nisan - Tut O'nun Elinden > Hazreti Peygamber’e Övgü
Tut O'nun Elinden
290.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Hazreti Peygamber’e Övgü
Abdurrahman Candan
2010 - Nisan, Sayı: 290, Sayfa: 012

Peygamber sevgisi tasavvufun en önemli rükünlerinden biridir. Hz. Peygamber’i (s.a.v.) layıkıyla sevebilmek için O’nu iyi tanımak gerekir. Yüce Rabbimiz Bizzat O’nun yüce ahlakına şahadet ederek “Şüphesiz ki sen yüce bir ahlak üzerinesin, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” buyurmuştur. Bu sebeple bütün maneviyat yolları Peygamber efendimizi seyr u sülûkun merkezine yerleştirmiş, önce O’nu tanımayı ve sonra O’na tabi olmayı en büyük hedef edinmişlerdir. Hz. Peygamber’e (s.a.v.) hemen her mektubunda atıfta bulunan İmam Rabbanî 44. mektubunu tamamen O’nu tanıtmaya ayırmıştır. O büyük Allah dostuna kulak verelim:

Allah Teâlâ’ya sığınarak ve O’ndan yardım dileyerek ikrar ediyorum ki: Muhammed “aleyhisselâm”, Allah Teâlâ’nın Resulü, Âdemoğullarının Efendisidir. Kıyâmet gününde en çok ümmeti olan da O’dur. Öncekiler ve sonrakiler arasında Allah katında en şereflisi O’dur. Kıyamet günü kabirden en önce kalkacak olan odur. En önce, O şefaat edecek ve O’nun şefaati herkesten önce kabul edilecektir. Cennet kapısını önce o çalacak ve Hakk Teâlâ kapıyı O’nun için açacaktır. Kıyamet gününde Livâü’l hamd denilen bayrak, O’nun elinde bulunacak. Âdem “aleyhisselâm” ve O’nun dışındaki (bütün müminler ve peygamberler de), bu bayrak altında bulunacaktır.1

İmam Rabbani, Peygamber Efendimizi medh ederken O’nun (s.a.v) kendisi ile alakalı hadislerini kendine rehber edinir: Bir hadîs-i şerîfde Hz. Peygamber “Kıyamet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum”, buyurdu. Bir hadîs-i şerîfde, “Ben Allah Teâlâ’nın habîbiyim, sevgilisiyim. Peygamberlerin reîsiyim. Bunda övünmek yok”. Bir hadîs-i şerîfde, Peygamberlerin sonuncusuyum, öğünmüyorum. Ben Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah Teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyisi arasında kıldı. Sonra insanları fırkalara [kavimlere, ırklara] ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra onları kabile kabile ayırdı. Beni en iyisinde bulundurdu. Sonra, bu cemâati evlere ayırdı. Beni, en iyi evden [yanî âileden] dünyâya getirdi. İnsanların en iyisiyim. En iyi âiledenim. Kıyamette, herkes sustuğu zaman, ben konuşacağım. Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefâat ediciyim. Kimsede ümit kalmadığı bir zamânda, onlara müjde vericiyim. O gün her iyilik, her türlü yardım, her kapının anahtarı bendedir. Livâ-i hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en cömerdi, en keremlisiyim. O gün emrimde binlerce hizmetçi vardır. Kıyâmet günü, Peygamberlerin imâmı, hatîbi ve hepsine şefâat edici benim. Bunları öğünmek için söylemiyorum).

Hz. Peygamber kendisiyle alakalı bu sözlerinin peşinden hem “lâ fahra” bunda bir övünme yok diyerek vazifesinin hakkı ve hakikati bildirmek olduğunu özellikle belirtmiştir. Eğer o kendisinin bu yüce faziletlerini söylemeseydi vazifesini yapmamış olacağından korkmuştur. Bu sebeple biz de O’nu (s.a.v) övmekte cimri davranmamalıyız. İmam Buseyrî’nin de buyurduğu üzere O’nu ilahlaştırmamak şartı ile her tür övgüyü yapmalıyız:

Sen Hıristiyanların peygamberleri hakkında iddia ettiklerini bırak,

Bunun dışında (peygamberimizi) istediğin gibi sağlamca öv.

İmam Rabbanî hazretlerine göre Allah Teala bu âlemi Hz. Peygamberin hatırına yaratmıştır. Zira o insanlık ağacının meyvesidir. Ağacın dikilmesinde amaç meyve almaktır, bütün kainatın meyvesi ise Hz. Peygamber (s.av)’dir. İmam Rabbanî, Peygamberimize verilen bu yüce konumunun sadece O’nunla sınırlı kalmadığını ümmetine de verildiğini ifade eder. Nasık ki Peygamber Efendimiz insanların en hayırlısı ise O’nun ümmeti de ümmetlerin en hayırlısıdır.

“Âdem su ile toprak arasında iken, O (s.a.v) Peygamber idi. Bütün insanlığın seyyidi, en üstünü olan, böyle bir Peygambere inanan, O’nun yolunda gidenler elbette ümmetlerin en iyisi olur. Siz insanlar arasında çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (Al-i İmrân, 110) meâlindeki ayet bu ümmetin halini anlatan bir müjdedir. Bunun aksine bu büyük peygamberi yalanlayanlar ise Âdemoğullarının en şerlisi olur. “Bedevi Araplar küfür ve nifak açısından en şiddetli kimselerdir” (Tevbe 97) ayeti onların hallerini gösteren bir belgedir. Dünyânın bugünkü hâlinde, O’nun sünnetine ve getirdiği şeriata uymakla şereflenenler, ne kadar bahtiyârdır. O’nun dînine inanan, O’na ümmet olanın, az bir iyiliğine kat kat sevap verilir. Ashâb-ı Kehf bir güzel iş yapmakla, yüksek derecelere kavuşdu. Bu işleri de, din düşmanları, her tarafı kapladığı vakit, kalplerindeki îmânı korumak için, başka yere hicret etmeleri idi. Bugün, O’na îmân edip, az bir ibâdet yapmak, sanki düşman saldırıp, her tarafı kapladığı zamânda, askerin, az bir hareketinin çok kıymetli olmasına benzer. Sulh zamânında, askerin, bundan kat kat fazla çalışması, böyle kıymetli olamaz.

İmam’a göre Hz. Peygamber (s.a.v.) Allah Teâlâ’nın mahbûbu olduğu için, O’nun izinde giden de aynen O’nun gibi mahbûbluk derecesine yükselir. Çünkü Allah Teâlâ sevgilisinin ahlâkını, alâmetlerini kimde görürse, onu da sevecektir. Durum böyle olunca Hz. Peygamberi sevmeden ilahi rahmete ulaşmak mümkün değildir. Hele O’na düşman olmak düşünülebilecek en büyük talihsizliktir. Bugün batı dünyasında O’na dil uzatan bedbahtlar yarın Hak divanında yaptıkları işe çok pişman olacaklardır. İmam Rabbani Peygamber düşmanlarına şu bedduada bulunur: Bütün âlemin önderi Muhammed’dir, O’nun düşmanlarının başına toprak ve taş yağsın. (44. mektup)

İmama göre aslında Hz. Peygamberi övenler kendilerini yüceltmiş olular, zira o yüce Peygamberin bizim övgümüze ihtiyacı yoktur. İmam’ın bu ince edebi de aslında hepimize örnek olmalıdır: “Arab’ın en hayırlısı olan, büyük ceddinizin üstünlüklerini bildiren haberleri yazarak, bu mektûbumu, âhirette azâblardan kurtulmak için vesîle yapacağım.

Sözlerimle Muhammed’i övmedim, Bilakis O’nunla sözlerimi övdüm (44. Mektup)

Kutlu doğum haftası vesilesi ile Allah Teâlâ hepimizin kalbinde Peygamber sevgisinin önemini hakkınca idrak ettirsin. Dilimiz her fırsatta O’na selâtu selam getirmek ile meşgul olsun. En güzel salatlar ve mükemmel selamlar O’na ve ailesine olsun.

Dipnot: 1) İmam Rabbanî’nin bu mektubundaki hadisleri Sahîh-i Müslim, Müsned-i Ahmed b. Hanbel, Tirmîzi gibi sahih hadis kaynaklarında almıştır, hadislerin kaynakları için mektubun Arapça nüshalarına bkz. Mektûbât-i Imâm Rabbânî, Yasin Yayınevi, 2008, İstanbul, s.57-60