> 2007 > Ocak - Pişmek ve Yanmak Davası > Irak, Filistin, Lübnan... Fitne Tuzağındaki İslâm Coğrafyası
Pişmek ve Yanmak Davası
251.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Irak, Filistin, Lübnan... Fitne Tuzağındaki İslâm Coğrafyası
Beytullah Demircioğlu
2007 - Ocak, Sayı: 251, Sayfa: 055

Irak'tan Lübnan'a, Filistin'den Somali'ye, Sudan'a geniş bir İslam coğrafyasında fitne adeta kol geziyor. Şahsi menfaat ve ihtirasları yüzünden emperyalist güçlerin esiri olmuş politikacıların, yerli işbirlikçilerin ülkelerini tehlikeli bir mecraya doğru sürüklediğine şahit oluyoruz.

Irak'ta durumun vahameti ortada. Bu anlamda çok söz etmeye gerek yok. Etnik ve mezhep fitnesinin ülkeyi nasıl kasıp kavurduğu, işgal güçleriyle kol kola verenlerin nasıl bir Irak ortaya çıkardıkları herkesin malumu. Resmen olmasa da fiilen bölünmüş durumdaki Irak'ın bütünlüğünün korunabilmesinin imkansızlığından bahsediliyor artık . İç savaş, Irak halkını yavaş yavaş tüketirken Lübnan'ın geçmişin karanlık günlerine dönmesi için küçük bir kıvılcım yeterli görülüyor. Filistin'de Hamas hükümetini hazmedememe sorunu yeni bir Cezayir sendromunu ortaya çıkarmış durumda. Somali, Sudan ise uluslararası farklı bir hesaplaşmaya kurban gitmek üzere...

“Tüm bu İslam ülkelerinde yaşananlar tesadüf mü? Yoksa domino taşları birbiri ardına düşmeye mi başladı?”

Düşman artık bizzat evin içinde.” diyor, Müstakbel gazetesinden Muhammed el Semmak, İslam ülkelerindeki fitne veya fitne çıkarma projelerini gündeme getirerek.

Bu anlamda İslam dünyasının Irak'tan sonra bu günlerde en sancılı iki ülkesi; Lübnan ve Filistin'e gelin biraz daha yakından bakalım.

Filistin Cezayirleşiyor Mu?

Geçen yıl Filistin'de Hamas'ı iktidara taşıyan seçimler, taraflı tarafsız hemen tüm çevrelerce Ortadoğu'nun en temiz seçimi olarak gösterilmişti. Kuralına göre oynanmasına rağmen seçimin meşruluğu başta İsrail olmak üzere, Amerika, Avrupa, Ortadoğu'nun despot yönetimleri ve yerli işbirliklerince tartışma konusu yapıldı. Yürütülen kampanyalarla Hamas hükümetinin altının oyulması projesi elbirliği ile devreye sokuldu. Bir taraftan İsrail, devlet terörü ile Filistin halkına kan kusturulurken, Batı dünyası, Hamas hükümetini başarısız kılmak için uyguladıkları ekonomik ambargolarla, Filistin halkını açlığa, sefalete mahkum ettiler. ABD'nin gölgesi altındaki Arap rejimleri söz konusu ambargoya destek oldu. Hamas hükümeti uluslararası camia tarafından çepeçevre kuşatılırken yolsuzluğuyla ün salmış el-Fetih hareketi ise Batının, hatta İsrail'in silah ve para yardımlarıyla ihya edildi. Peki ne için? Hamas'ı daha iyi köşeye sıkıştırsın diye!

Ancak onca kuşatılmışlığa, ambargoya, içeriden ve dışarıdan gelen ihanetlere rağmen Hamas hükümeti oldukça zor günleri aşmasını bildi. Siyasi ve ekonomik anlamda elinin biraz daha kuvvetli hale gelmeye başladığı sırada ise devlet başkanı Mahmud Abbas'ın erken seçim kararı geldi.

Bu kararın Filistin'i çok daha gergin günlere taşıyacağını tahmin etmek zor değil. Nitekim daha sonra yaşananlar bunun göstergesi. Hamas yönetimi haklı olarak en meşru haklarının gasp edildiğini söylediler. Karara tepki gösterdiler. Yeni bir seçime katılmayacaklarını ifade ettiler. Taraflar arasındaki karşılıklı gerginlik sokağa taşınca da kardeş kanı akıtılmasına kadar varan hiç de arzu edilmeyen görüntüler ortaya çıktı...

Şimdi, Filistin lideri Mahmud Abbas'ın erken seçim kararı almasının zamanlamasına bir bakalım, sonra bu kararın ardında bir iyi niyet olup olmadığını sorgulamaya çalışalım.

Erken seçim kararı ne zaman alınıyor? Batı dünyasının uyguladığı ambargonun yavaş yavaş tesirini kaybettiği, Filistin halkının nefes almaya başladığı dönemde... Mazlum Filistin halkının mahkum edildiği insanlık dışı durum nedeniyle başta ABD, İsrail ve Avrupa ülkelerinin yoğun olarak eleştirilmeye başlandığı bir dönemde... James Baker önderliğinde gerçekleştirilen ve büyük ses getiren Irak Çalışma Grubu'nun raporunda Irak'ta yaşanan kaosun Filistin sorunuyla ilişkilendirildiği bir dönemde... ABD eski başkanlarından Charter'in İsrail'i Filistin halkına karşı ırkçılık yapmakla suçladığı kitabını piyasaya sürme cesaretini gösterdiği bir dönemde... Yani pek çok bakımdan uluslararası konjonktürün Filistin'den yana döndüğü bir dönemde...

Bir başka soru, Mahmud Abbas'ın arzu ettiği şekilde seçimler yenilendiği takdirde ne değişecek? Hamas seçimlere girmeyi kabul ettiği ve galip çıktığı takdirde ne olacak? İsrail, ABD ve diğer Batılı ülkeler seçimin galibi olarak Hamas'ın hükümet kurmasını kabul edecekler mi? Ekonomik ambargoyu kaldıracaklar mı? Kabul edeceklerse seçimler neden yenilenmek isteniyor? Elbette buna razı olmayacaklar. O halde seçimlerin yenilenmesinden maksat İsrail ve ABD'nin onayını-desteğini alan el-Fetih hareketini bir şekilde galip çıkartmak mı? Seçimlerden el-Fetih çıkınca mı ancak seçimler meşru sayılacak?

Arap medyasında şu örnek sıklıkla gündeme getiriliyor. Bush yönetimi, Lübnan'da Sinyora hükümetinin istifa etmesi için Hizbullah önderliğindeki Lübnan muhalefetinin başlattığı girişime şiddetle karşı çıkıyor. Nedeni, Sinyora hükümetinin seçilmiş meşru bir hükümet olması. Gerçekten de Sinyora hükümeti, Lübnan'ın seçimle iktidara gelmiş meşru bir hükümeti. Yani tıpkı Hamas gibi. Tek farkları Sinyora hükümetinin Batı politikalarına uygun bir duruş sergilemesi. Hamas'ın ise Filistin halkının haklarının peşkes çekilmesine razı olmaması... İsrail tarafından çözüm diye sunulan, Batı Şeria'daki tüm değerli toprak ve su kaynaklarını siyonist yönetime bırakan, Filistinlilerin Doğu Kudüs'ü ilelebet unutmalarını, Ürdün Vadisi aracılığıyla tüm doğu sınırını ve hava sahasını İsrail'in kontrolüne devretmeyi öngören plana sıcak bakmaması!

Şimdi tüm bunlardan sonra Mahmut Abbas'ın erken seçim kararı almasını nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bunun ardında bir iyi niyet olduğunu söylemek mümkün mü? Ya da El-Fetih ve birkaç sol fraksiyon dışında pek çok çevreler tarafından dile getirilen bir ihanetten mi söz etmek mi gerekiyor?

Lübnan:

“Küçük Ortadoğu”'nun Büyük Sorunu

Kırılgan sosyal yapısı nedeniyle küçük Ortadoğu diye anılan Lübnan, bölge dışı güçlerin en çok müdahil oldukları, her daim sancılı bir diğer İslam coğrafyası.

Provokatif cinayetler silsilesi, siyasi, etnik ve dini grupların birbirini suçlayan açıklamaları, İsrail işgaline karşı başarılı bir direniş gösteren Lübnan'ı şimdilerde fitili çekilmiş bombaya dönüştürmüş durumda. Peki neler oluyor bu her yönüyle zor ülkede? Önce Lübnan'ın yakın dönem gelişmelerini kısaca hatırlayalım:

İsrail işgalinin sona ermesinin ardından Hıristiyan Sanayi Bakanı Beşir Cemayel'in öldürülmesi, Lübnan'da işgal öncesinde var olan siyasi kaosu yeniden alevlendirdi denebilir. Ardından hükümet içerisinde daha fazla temsil edilmek isteyen ancak bu istekleri reddedilen Şiilerin 6 bakanı istifa etti. Sinyora hükümetinin karşı adımı gecikmedi. Başta Hizbullah olmak üzere ülkedeki belli bir grubun karşı çıktığı, geçen yıl öldürülen eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri için uluslararası bir soruşturma komisyonu kurulmasını kabul etti. Bu adıma karşılık Hizbullah da, onbinlerce kişinin katıldığı, Hıristiyanların yarısından fazlasını temsil eden Maruniler'in Michael Aun kanadının destek verdiği gösterilerle Sinyora hükümetini istifaya çağırdılar...

Lübnan'ın Karmaşık Siyasi Yapısı (Ayrı Kutu)

“Küçük Ortadoğu”da olup biteni daha iyi anlayabilmek için sahip olduğu karmaşık siyasi yapısını bilmek gerekiyor.

128 sandalyeli Lübnan parlamentosu, Hıristiyanlar nüfusun yarısından az olmasına rağmen, müslümanlarla Hıristiyanlar arasında eşit biçimde bölüşülüyor. 64 sandalye Hıristiyanlara, 64'ü de Müslümanlara. Lübnan cumhurbaşkanı da her zaman Hıristiyan oluyor.

Parlamentodaki sistem ayrıca, Müslümanlara ait 64 sandalyenin 28'inin Sünnilere, 28'inin Şiilere, 7'sinin Dürzilere ve 1'inin de Alevilere verilmesini, Hıristiyanlar'a ayrılan 64 sandalyelin ise 35'inin Marunilere, geri kalan 29 sandalyenin de Ortodoks, Katolik ve Süryani ve Ermeniler'e verilmesini öngörüyor.

Suriye Yanlıları, Suriye Karşıtları

Lübnan siyasi arenasına bakıldığında Suriye yanlıları ve Suriye karşıtları diye de tanımlanan iki cepheden söz etmek mümkün... Birincisi, Hizbullah tarafından temsil edilen cephe. Bu cephede Hizbullah'tan başka diğer şii parti Emel Örgütü (liderliğini Meclis Başkanı Nebih Berri yapıyor), Hıristiyan Michael Aun liderliğindeki Özgürlük Partisi, Sünnilerin Hariri'nin rakibi olan lideri eski başbakan Selim Hos bulunuyor.

Bu cephenin karşısında ise öldürülen eski Başbakan Refik Hariri'nin oğlu Sadeddin Hariri ve partisi el-Mustakbel tarafından temsil edilen cephe bulunuyor. 14 Mart grubu diye de maruf bu cephede kimler var peki? Dürzilerin lideri Velid Canbolat (İlerici Sosyalist Partisi), Marunilerin liderlerinden Süleyman Franji. Hıristiyan Emin Cemayel, Lübnan Güçleri Lideri Hıristiyan Semir Caca, Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora da bu cephenin temsilcisi.

Lübnan'daki sıkıntıya ilişkin olarak dile getirilen ortak husus yaşananların kültürler/dinler ya da mezhepler arası bir bölünme olmadığı yönünde. Nitekim yukarıda verdiğimiz cepheleşmeye bakıldığında da bu açıkça görülebilmektedir.

Peki bölünmenin arkasında yatan gerçek nedir? Hiç şüphesiz ülkenin siyasal sisteminin hassas noktalar üzerine inşa edilmiş olması bu bölünmenin arkasındaki en önemli nedenlerin başında gelmektedir. Bu yapı aynı zamanda ülkenin iç dengeleriyle oynamak isteyen bölge dışı aktörlerin işini son derece kolaylaştırmaktadır. Geçmişte iç ihtilafları kışkırtan ve iç savaşın fitilini tutuşturanlar bugün de benzer bir oyunu sergilemek istemektedirler. Bu güçler İsrail'in bekası gereği gibi gerekçelerle Lübnan'ın iç dengelerinde istikrarlı bir gidişattan yana değillerdir.

Fuat Sinyora hükümeti ve müttefikleri bu noktada bölge dışı güçlerin emellerine alet olmakla, Lübnan'ı istikrarsızlığa, bir iç çatışmaya sürükleyen politikaların mimarı olmakla suçlanmaktadır. Gerek içeriden gerekse bölgeyi yakından takip eden uzmanlarca, Lübnan halkıyla Hizbullah'ın arasını germeye yönelik İsrail, ABD ve müttefiklerinin stratejisine hizmet etmekle suçlanmaktadır.

Gündemden Yansıyanlar

Carter: “İsrail "Irkçı"!

Eski Amerikan başkanı Jimmy Carter yazdığı son kitabı “Filistin: Barış Irkçılık Değil” de Kutsal Topraklarda gerçek ve kalıcı bir barışın sağlanmasını engelleyen öncelikli nedenin “İsrail’in Filistin topraklarında sürdürdüğü sürekli kontrol ve kolonizasyon politikası” olduğunu yazıyor.

Carter, İsrail’in Filistinliler üzerinde yürüttüğü politikaları, Güney Afrika’da geçmişte hakim olan ırkçı ve ayrılıkçı yönetimin politikalarına benzetiyor. İsrail’de ayrımcılık ve ırkçılık yapan bir İsrail yönetiminin ve taraftarlarının varolduğunu not eden Carter’ın kitabı kısa zaman önce yayınlanmasına karşın Amerika’da best-seller oldu.

BM Çocuk Fonu

UNICEF'ın Utanç Raporu

BM Çocuk Fonu UNICEF'in yayınladığı çocuk raporu, savunmasız milyonlarca çocuğun, insanlıktan çıkmış yetişkinler tarafından seks, uyuşturucu mafyası ve savaşlarda acımasızca kullanıldığını yüzümüze tokat gibi vuruyor. UNICEF’e göre dünya çapında 246 milyon çocuk emek sömürüsüne maruz kalıyor. Tam 30 ülkede 300 bin çocuk eline silah verilip savaştırılıyor. Çoğu kız, ancak önemli bir kısmı da erkek olmak üzere yaklaşık 2 milyon çocuk, milyar dolarlık seks ticaretine dahiller. Yalnızca Güneydoğu Asya’da, 1 milyon çocuğun bu alanda çalıştığı tahmin ediliyor. Sri Lanka sahillerinde 10-15 bin erkek çocuk seks turizminde çalışıyor.

Araplar'ın ABD'ye tepkisi büyüyor

5 Arap ülkesinde yapılan kamuoyu yoklaması Arapların ABD halkına, ürünlerine ve kültürüne yönelik olumsuz bakışının artarak sürdüğünü ortaya koydu.

5 Arap ülkesinde yapılan kamuoyu yoklamasında, Arap kamuoyunun yaklaşımını etkileyen ana konuların, ABD'nin Irak ve Filistin konusundaki politikaları olduğunu belirlendi.

Arap-Amerikan Enstitüsü'nün araştırmasına göre, Suudi Arabistan ve Mısır'da, halkın yüzde 80'inden fazlası ABD'ye karşı önceki yıllarda olduğu gibi olumsuz düşüncelere sahipler. Bunun yanında Fas, Ürdün ve Lübnan'daki yaklaşımların da kötüleştiği belirtildi.

Avrupa'da Din Özgürlüğü !

Hollanda gün geçtikçe "farklılıkların barınağı" olma özelliğini yitiriyor. Hollanda’nın Utrecht şehrinde erkek öğretmenlerle tokalaşmadığı için Müslüman öğretmen görev yaptığı Vader Rijn kolejinden atıldı. Öğretmenin görevine son verildiğini bildiren okul Müdürü Bart Engbers, dini gerekçeler yüzünden tokalaşmamanın doğru olmadığını savundu.