> 2007 > Ocak - Pişmek ve Yanmak Davası > Haremde Bir Vakit...
Pişmek ve Yanmak Davası
251.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Haremde Bir Vakit...
Ayşe Öztürk
2007 - Ocak, Sayı: 251, Sayfa: 054

Önce uzun, beyaz sütunlarını geçiyorum birer, birer.

Vakit akşam üzeri...

Harem-i Şerif en büyük yoğunluğu yaşıyor. Işıklar yanıyor ve harem aydınlığa bürünüyor. Nurun aydınlattığı havayı, bir de gönlü ışık saçan insanlar parlatıyor. Bembeyaz mermerlere imrenerek bakıyorum. Sanki gökyüzü bir başkalaşmış, sanki yeryüzünde bir nokta, dünyanın bu noktası tüm âleme ışık ve nur veriyor.

Davûdi bir ses, semaları inletirken, herkes bir telaş ve koşturmaca ile mescide ilerliyor. Öyle bir ezan ki; ruhlarımıza kadar işliyor ve benliğimizi eritiyor. Bu yokoluşlar, bu yokluklar bir varlığa erişecek elbet, bu kimsesizlik bir sahible buluşacak elbet, bu yokluk duygusu öyle yüce bir varlıkla bütünleşecek ki, o gün cümle âlem şad olacak. O gün vuslat günüdür, ve o gün belki çok yakındır. Dünya ayrılıklarını kuşanmış kalbimiz, nereye bakarsak bakalım, hangi yöne gidersek gidelim illa ayrılık, illa firak. Ancak bu kutsal mekanda dindi sızılarım, yorgun kalp ağrılarım son buldu. Ruhum yuvasını bulan kuşlara döndü. Gönlüm, şad-ı gülizâr oldu.

Bu diyarlara sanki daha önce geldim ve yaşadım. Öylesine tanıdık geliyor ki dağı, taşı, insanları havası, suyu. Mümin kalbinin buralara bağlı kalmaması imkansız. Bu mübarek yerler öyle topraklar ki, üzerinde beşer âleminin yıldızı yürüdü ve büyüdü. Tüm dünyaya ilahi mesaj buralardan iletildi. Ve yüce Allah buraları bereketli, sevimli ve övülmüş kıldı.

Bir avuç toprağına malik olabilseydim. Bir avuç toprağını, miskler gibi kokan toprağını alabilseydim yanıma ve her zaman ve zeminde kokusunu duyabilseydim o güzel insanın, fahr-i kainatın, güzeller güzelinin kokusunu.

Şuracıklardan geçip gitmişsindir Kabe-i Muazzama’ya. Belki şu köşelerde ağladın ve dua ettin yakıcı güneş altında. Şurada bir yerlerde Bilâl’in, Ammar’ın Yasir’in (r.a) üzerine kaya parçaları konuldu, kızgın çöl kumları üzerinde ve Allah, Allah nidası döküldü, susuzluktan çatlayan dudaklardan.

Bu topraklarda ayakkabı ile gezmek istemiyorum. Ruhumun ağlayışının dindiği bu diyarları gönlümde öyle güzel yaşıyorum ki.

Ezan-ı Muhammedi bitti. Harem-i Şerif bir akşama daha giriyor. Öyle bir aşkam ki, sanki dünya aşkamların dan değil. Güzelliğini tasvir edebilmenin mümkünatı yok. Kabe-i Muazzamayı görebileceğim bir yere seriyorum seccademi işte, tam karşımdasın Ka’bem. Öyle güzel, öyle heybetli, öyle asil bir duruşun var ki. Bunca kalabalık insan selini tavafta kuçaklamışsın gibi. Öyle güzel birliktelikler var ki Kabe-i Muazzama ile... Öyle bütünleşen duygular var ki; anlatılmayan, bir namaz vaktinde hissedilen öyle güzel iklimler var ki; önceden hiç bilinmeyen.

Bir ses ile saflarımız düzeliyor. Çağıldayan bir ses: “Saflarınızı düzeltiniz.” Ve cennetten gelen bir nida ile namaza başlıyoruz. Ilık bir rüzgar esiyor Medine tarafından, kokusunu gönderen ol Habibin... Oradan oraya haremin şanslı kuşları uçuşurken sanki kaynağı cennette olan bir nehir akıyor tüm bedenimize ve kalbimize. Sımsıcak ayetlerle neşeleniyor, bazen gülüyor, bazen ağlıyoruz. Bir namaz işte ferahlatırken hüzünlendiren. Selam verince sanki dünyaya dönmüş gibi oluyoruz. Ayaklarımız yerlere değiyor, gözlerimiz ancak Kabe’de takılı kalmış.

Bir namaz, bir vakit namaz, neler kazandırıyor insana. Ne güzellikler, ne huzurlar veriyor, hele şu huzur, şu içimizi tertemiz yapan huzur var ya, onu hiçbir yerde bulamayız. Ancak Kabe’i Muazzama’da.

Birgün yeniden geleceğim inşaallah. Bir seher vaktinde, yola koyulup, aydınlık iklimlere gireceğim inşaallah...

Dilimden, kalbimden vuslat duaları dökülüyor. Kabe-i Muazzama ile bir namaz vaktini geçirmek için neleri feda etmezdim ki.

Rüyalarıma teşrif eden dualarımla Kabe’m, mescidim, beytim, yuvam, herşeyim elveda...