> 2007 > Ocak - Pişmek ve Yanmak Davası > “Babasının Annesi...”
Pişmek ve Yanmak Davası
251.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

“Babasının Annesi...”
Ahmet Rüstemoğlu
2007 - Ocak, Sayı: 251, Sayfa: 041

Bir elmasın her kesitinde ayrı bir rengin ışıltısı parlar. İsmi tarihlere kazınmış bir kutlu kadının ruh portresinde de aynı pırıltılar görünür.

Böyle bir bakışla...

Hazreti Fatıma'ya ait bir "Ruh portresi" çizmek için yola çıksak, belki de en öne çıkan renk, ona, bizzat Peygamber babasının yaptığı vasıflandırma olurdu: "Ümmü ebiha - Türkçesiyle - Babasının annesi..."

Anne ki, Allah Rasulü için derin bir hasrettir.

Anneliği en küçük kızına libas olarak giydirir, onunla teselli bulur.

Demek bu küçük kızda bir annelik kumaşı var. Hatta Peygambere anne olacak bir kumaş var.

Hazreti Fatıma ile ilgili olarak okuduğum metinlerde, Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimizin, o geldiğinde ayağa kalktığına, yer gösterdiğine, hatta elini öptüğüne dair bilgilere rastladım.

Ne kadar çarpıcı.

"Gönlümün sevinci" diyor Sevgililer Sevgilisi O'nun için...

"Benim nezdimde en aziz olan..." diyor...

"Tahire" O'nun bir sıfatı... Pirü pak demek.

"Zehra" bir başka sıfatı... Gönüllerde çiçekler açtıran bir sima...

Henüz 28 yaşında iken dünya ömrünü tamamlamış olduğunu okuduğumda şaşırdım. Yani "Babasının annesi" diye anılmak için o kadar genç... Ama belki de böylesine genç bir yaşta "Peygamberin anneliği" sıfatıyla şereflenmek en çarpıcı olanı... Oysa içimde O'nun için çok daha ileri yaşlarda bir simanın olgunluğu yer etmiş.

Nasıl olmuş da böyle olmuş? Ya da nasıl olur da böyle olur insan?

Herhalde Peygamber mutfağında pişe pişe...

Vahiyle, sevgiyle, ve çileyle...

Üzerine deve işkembesi atılan bir "Peygamber Baba"yı göre göre... Onu teselli ede ede...

Panayırlarda "Lailahe illallah deyin kurtulun" çağrıları ile dolaşan ve arkasından Amcasının "Buna inanmayın, bu aklını kaçırdı" diye taşlar savurduğu bir "Kutlu Baba"nın üzerindeki tozları minik elleriyle sile sile...

Acaba niçin "Anam" dedi Hazreti Peygamber, kızı Fatıma'ya?

Sır, bu sorunun cevabında...

Ana'da ne bulunur?

Şefkat, sevgi elbet... Yürek genişliği.. Cefaya tahammül. Sabır elbet. Büyüklük... İnfak, vericilik elbet.

Fatıma'nın ruh portresinde bütün bunlar olmalı...

Bir kız evladı tarafından Peygamber'e bile bunları veriyor olmalısınız ki, siz O'nun tarafından "Babasının annesi" diye eşi bulunmaz bir ödüle layık kılınmalısınız.

Hazreti Peygamber beka alemine göçtüğünde o, "Üzerimize öyle bir acı çöktü ki, gündüzün üzerine çökse gece olurdu" diyecek O.

Ve muazzez Babasının ardından 75 gün sonra beka yolculuğuna çıkacak.

Bunlar, öyle ulvi alışverişler ki, anlamak bile bir lütfu gerektirir.

İçimdeki Hazreti Fatıma portresine bakıyorum, Hazreti Ali ile evliliği, onun bu "Ana" özelliğini gölgelemiyor. Aksine sanki "Ana"lığı büyümüş de, daha derin izler bırakmış gibidir tarihte...

Müslümanların evlenme törenlerinde "Ali - Fatıma izdivacı", bir mutluluk simgesi olarak anılır. Evet, müstesna bir saadeti paylaşır bu iki Ehl-i Beyt sütunu... Ama bu evlilikten daha çok "ana"lara has bir "vekar" yansımıştır bizlere...

Belki bizler de "Fatıma annemiz" diyerek, Ehl-i Beyt'e sokulma ihtiyacı hissettiğimizdendir bu. Belki de daha çok, Hazreti Fatıma'nın hiçbir şeyle gölgelenemez "vekar"ındandır.

Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem, evlilik hazırlıkları yapılırken çağırır kızını, dizinin dibine oturtur ve şöyle der:

-Nefsini pak eyle. Lisanınla Rabbini zikreyle.

Hazreti Fatıma "Ne ile pakedeyim nefsimi?" diye sordu. "Su ile pak et." dedi Allah Rasulü (s.a.) ve sonra devam etti:

-Sana erkeğin baktığı zaman ferahlansın. Gözlerini de sürmele. Zira sürme kadınların ziynetidir. Ey Fatıma, ehlin sana baktığı zaman gözlerini yummayasın. Böyle yaparsan erkeğin sana muhabbeti fazla olur. Erkeğin sana baktığında da sen onun yüzüne bakira böyle yaparsan bir aylık oruç sevabı yazılır. Ey Fatıma, erkeğine iltifatta bulun. Böyle yap ki başkasına muhabbet duymasın. Ey Fatıma, erkeğinin ayıbını başkasına açma. Allahü Teala sana gazap eder. Sonra melekler, sonra peygamberler, sonra erkeğin sana gazap eder."

Bu, bir babanın gelin edeceği kızına yönelttiği "sevgi infakı" tavsiyesidir.

Fatıma da, Hazreti Ali ile izdivacında hep bu infakın coşkusu içinde olmuştur.

"“Yoğun bir koşuşturmanın ardından eve gelip Fatıma’ya baktığımda bütün gam ve üzüntülerim kalbimden yok olup gidiyordu.” diyor Hazreti Ali... İşte bu Hazreti Fatıma.

Hazreti Fatıma'nın ruh portresinde bir hadise daha var, "ana"lığın "cefa" rengini sergileyen...

Hazreti Ali anlatıyor:

"Fatıma evime o kadar su taşıdı ki, kırba bedeninde iz bıraktı; o kadar el değirmeniyle buğday öğüttü ki, elleri nasır bağladı; o kadar temizlik yaptı, evi süpürdü ki, elbiseleri bozardı, o kadar kazanın altında ateş yaktı ki, elbiseleri kararmaya başladı. Bu yüzden Fatıma’ya; 'Peygamber’in huzuruna gidip durumunu beyan edecek olursan ev işlerinde sana yardımda bulunacak bir hizmetçi verir' dedim.

Bunun üzerine Fatıma Resulullah’ın huzuruna gitti; Rasulullah'ın bir grup sahabeyle sohbet ettiğini görünce ihtiyacını izhar etmekten utanıp bir şey söylemeden geri döndü. Resulullah (s.a.) Fatıma’nın bir ihtiyaçtan dolayı geldiğini anlamıştı. O günün sabahı evimize teşrif buyurdu, sonra sordu:

"-Fatıma'cık, dün gece ne maksatla bizim eve geldin?' Fatıma ihtiyacını arz etmekten utandı. Bu sırada ben şöyle dedim: 'Ya Resulallah! Fatıma o kadar su taşımış ki, kırbanın başı göğsünde iz bırakmış, o kadar el değirmeni çevirmiş ki, elleri nasır bağlamış... Ben bu durumu görünce ona; 'Eğer babanın yanına gidip bir hizmetçi istemiş olursan, seni bu durumdan kurtarır' dedim.

Bunun üzerine, Resulullah (s.a.) şöyle buyurdular:

"-Fatıma'cık, sana hizmetçiden daha hayırlı olan bir şeyi öğreteyim mi? Her gün otuz üç defa 'sübhanallah', otuz üç defa 'el-hamdü lillah' ve otuz dört defa da 'Allahu ekber' zikrini söyle; bu zikir yüz defadan fazla değildir; fakat bunun amel defterinde bin sevabı vardır. Fatıma'cık, eğer bunu her gün sabahleyin söylersen, Allah dünya ve ahiret işlerinde sana kifayet eder.'

Hazreti Fatıma, buna karşılık üç defa: “Allah ve Resulünden razı oldum”diyerek hoşnutluğunu bildirdi."

İşte Peygamber, işte "ana kıvamında" sevgili kerimeleri...

Hazreti Fatıma'nın "ruh portresi" için son bir notu muhterem evladı Hazreti Hasan (r.a.)'ın sözlerinden alalım:

“Cuma gecesi annem Fatıma (a.s) mihrapta durup ibadete koyulmuştu, şafak atıncaya kadar hep rüku ve secde halindeydi; mümin erkek ve kadınların ismini zikrederek onlar için dualar edip, kendisi için Allah’tan bir şey istemediğini gördüm. Bunun üzerine anneme; "Ey anne! Neden diğerlerine dua ettiğin gibi kendin için de dua etmiyorsun?' dedim. Buyurdular ki: 'Evladım! Önce komşu sonra insanın kendisi."

Konu - komşuyu, evladı, ümmeti tek tek zikredip kendini unutmak ancak anaların hasletidir.

İnşallah bizler de katılmışızdır o Anne duasına...