> 2007 > Ocak - Pişmek ve Yanmak Davası > Anne Duâsının Bereketi...
Pişmek ve Yanmak Davası
251.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Anne Duâsının Bereketi...
Sâdık Dânâ
2007 - Ocak, Sayı: 251, Sayfa: 031

Gerede’li bir komşumuz vardı. Orta halli bir esnafdı. İki ailesi vardı. Geceleri sabaha kadar içki içer, sabaha kadar bir kenara sızardı.

Namaz-niyaz, oruç gibi ibâdetlerden mahrûmdu. Kimseye faidesi dokunmaz, herkesin nefretini kazanmışdı.

İlk ailesi tesettürlü, vakarlı, herkesin itibar etdiği mütevazi bir hanım efendi idi.

İkinci karısı ise, kaba saba, hayasızca kocasının içki sofrasını severek hazırlayan bir kadındı. O zamanki tabirle bir Tango idi.

Bu adam, ilk iffetli karısını küçümser, daima onu tahkir eder, hatta bazan dövdüğü olurdu. Bilhassa kabak çiçeği gibi açılmasını-saçılmasını ister, bu da olmayınca ona karşı husumeti artardı.

Nihayet bu eza ve tahkirlere tahammül edemiyen, o sabırlı, tertemiz, islâmî vasıflarla temayüz eden, bütün civarın kendisini sevdiği, hürmet gösterdiği nezaketi ve her hareketi ile İstanbul hanımefendisinden ayrıldı. (Hakikatte adam mı boşadı, yoksa kadıncağız ailesinin evine mi döndü orasını bilemiyorum...)

Bu bahsettiğimiz kimsenin Allah’ın mahluku olan bütün insanlara iyi, kötü demeyip ayırd etmeden şefkat nazarı ile bakan saliha bir annesi vardı. Her şeyin, Allahü Teâlâ hazretlerine iltica, dua yoluyla sonuçlanacağını bilenlerdendi. Ağzından bir defa olsun kötü söz çıkmazdı.

Tekrar ettiği dua şu olurdu:

– Ya Rab! Yunus’umun bir defa olsun Cuma namazına gittiğini bana göster!

Zaman geldi, Rabi-a Adviyye meşrebinde olan bu yaşlı hatun oğlunun istikbaldeki halini göremeden Rabbına kavuşdu.

Annesinin vefatı, Allah’ın nusreti ile oğlunda öyle bir değişiklik meydana getirdi ki, kısa bir zamanda onun o kötü hal ve görüşleri birden bire hakikat yoluna yöneldi.

Şimdi o, sabahlara kadar içki içilen odanın ışıkları gene yanıyordu, amma bu sefer Yunus Bey namazlar kılıyor, istiğfar ediyodu. Kaza namazları, oruçlar, sadakalar, hayır hasenatlar biri birini takib ediyordu. Hanesi misafirlerle dolup dolup taşıyordu. Herkesin evvelce nefretle baktıkları Yunus efendi bu sefer tam tersine herkesin sevdiği, hörmet ettiği bir insan olmuştu. Kendisine müracaat eden her darda kalanın yardımına yetişiyordu. Ticâri işleri de günden güne inkişaf etmiş, hayli zenginleşmişti. Amma o bunlarla da tatmin olmuyor Hicaz’a gidip o mübarek beldeye yüz sürüp geri kalan ömrünü orada huzur içinde geçirmek istiyordu. Bir sebebini bulup pasaportunu aldı. Çünkü o zamanlar bilhassa hicaza gitmek için hayli kimselere müracaat edip yüzsuyu dökmek icab ediyordu.

Her ne kadar ailesine, Allah’ın rızasını kazandıracak bir islâmî hayata dönmesi telkinatında bulunmuş ise de, onu ikna edemedi. Ve yalnız başına mübarek beldeye hicret etdi. Ve orasının sakinleri tarafından çok sevildi. Namazları mescid-i nebevîde kılıyordu. Sık sık oruçlu oluyor, açları doyuruyor, çıplakları giydiriyordu. Hülasa bütün ahlâk-ı hamide üzerinde toplanmıştı. O zamanlar Hicaz’da aşırı bir fakirlik hüküm sürüyordu. Halk yarı aç, yarı tok bir vaziyette idi. Yılda bir kez entari yaptırabilen pek azdı. Hükümet memurun onbeş-yirmi riyal olan maaşını bile ödeyemiyordu. Çünkü henüz petrol kuyuları açılamamıştı. Böyle bir zamanda Yunus Bey’in İstanbul’dan getirdiği paralar çok faideli oluyordu.

*

“Cesedde bir çiğnem et vardır. O salih olursa bütün cesed salih olur. O da kalbdir”, buyurulmuştur. Dil de kalbin tercümanı olduğun göre, dilin vazifesi çok mühimdir. Bütün sürçmeler hatalar, günahlar onunla işlendiği gibi bütün iyilikler sevablar, gönül almalar hep onunla elde edilir.

Dil’in âfetlerinden sakınılmalıdır. Dil hüsn ü isti’mal edilip de Allah’ın rızası yolunda kullanılırsa baha biçilmez ne güzel bir uzuvdur. Allahü Teâlâ’nın has kulları bu hususa çok dikkat ederler.

Bilhassa beddua etmekten sakınmalıdır. Bazı kadınlar, ağızlarında sakız gibi bu kötü hali itiyad edinmişlerdir, sebebli sebebsiz her şeye bilhassa oğullarına, kızlarına beddua ederler. Bu ne çirkin bir alışkanlıkdır. Halbuki bilmezler ki, o hatalı söz döner dolaşır kendilerine isabet eder, bu yüzden dert ve sıkıntılarının sonu gelmez.

*

Bahsi geçen Yunus Bey’in muhterem annesi oğlunun o kötü haline dayanamayıp beddua etse idi belki onun o kötü hali daha da beter olurdu. Halbuki maneviyatlı olgun kadın, gece gündüz oğlunun selahı için dua etdi ve semeresini gördü. Çünkü ısrarla ve samimiyetle yapılan duanın kabul edileceğini biliyordu. İnsanoğlu anne duası bereketiyle ne halden ne hale geliyor, teemmül edelim.

Çünkü Allahü Teâlâ herşeye kâdirdir.