> 2007 > Ocak - Pişmek ve Yanmak Davası > Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi (1207-1273)
Pişmek ve Yanmak Davası
251.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi (1207-1273)
Prof. Dr. Ethem Cebecioğlu
2007 - Ocak, Sayı: 251, Sayfa: 009

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî 6 Rebiülevvel 604/30 Eylül 1207 tarihinde bu günkü Afganistan sınırları içinde yer alan Belh şehrinde dünyaya gelir. Babası “Sultanu’l-Ulemâ” lakabıyla bilinen Muhammed Bahaeddin Veled b. Hüseyin el-Bekrî’dir. Babası bir rüya üzerine, Belh’in en büyük âlimi olarak tanınmış ve Sultanu’l-Ulemâ lakabı, kendi isminden daha çok anılır olmuştur.

Bahaeddin Veled’i Belh’de pek benimsemeyen üç yüz kadar kişinin kollektif olarak aynı rüyayı gördükleri rivayet edilir: Yeşil bir çadır içinde Peygamberimiz (sav) ve ubudiyyet (kulluk) makamında Bahaeddin Veled ve çok sayıda insan bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz (sav) kalabalık içinde Bahaeddin Veled’e iltifat ederek, onu yanına alır. Mübarek ellerini onun omzuna koyarak çadırdaki ahaliye “Bu zata, Ben Sultanu’l-Ulemâ ismini verdim!” der. Büyük bir kalabalık o gece aynı rüyayı görünce Bahaeddin Veled artık Sultanü’l-Ulemâ lakabıyla anılır olmuştur. Mevlânâ’nın baba tarafından soyu Hz. Ebubekir (r.a)’e ulaşır.

Annesinin babası, Horasan Padişahı Alaüddevle Alauddin Harzemşahtır. Bir başka deyişle o, bir padişah torunudur. Babası Necmüddin-i Kübra’nın müridlerindendir. Sultanu’l-Ulemâ, Fahreddin-i Razi ve Zeyn-i Kîşî gibi Yunan felsefesinden etkilenen âlimleri ve Harizmşah Alâeddin Muhammed’i vaazlarında şiddetle eleştirirdi. Kaynaklara göre Fahreddin-i Razi’yi tartışmalarda yenmesi bu eleştirilere eklenince Sultanu’l-Ulemâ’nın etrafında bir husumet doğar ve bunun neticesi olarak 1212-1219 tarihleri arasında Belh’i terk eder. Mevlânâ, o sırada 5 yaşlarındadır. Kalbi kırılarak ayrıldığı için, Belh şehri bu mânevî sigortasını kaybetmesi üzerine kısa zamanda Moğol istilasına uğrar.

Sultanu’l-Ulemâ ailesiyle birlikte yol üzerindeki yerleşim birimlerine uğrayıp oraların âlimleri ve fazilet erbabıyla buluşur. İlk önce Nişabur’a gidip orada Attar’la görüşür. Attar orada, Esrarname’yi Mevlânâ’ya hediye eder ve onun ileride bir manâ sultanı olacağını müjdeler. Bu minval üzere Şehabeddin-i Sühreverdi’nin de bizzat yer aldığı bir tören karşılamasıyla Bağdad’a gelirler. Sultanu’l-Ulemâ burada bir süre kalarak Kûfe yoluyla Hicaz’a gider. Orada vazifelerini yaptıktan sonra uğradığı şehirlerde kısa kısa kalarak yolculuğuna devam eder. Önce Şam’a geçip orada İbn Arabi ile buluşurlar. 1217’de Malatya, 1219’da Sivas’a oradan Akşehir’e ulaşırlar. Orada kendi adına yapılan Medrese’de Sultanu’l-Ulemâ dört yıl ders verir. Oradan Karaman’a (Larende) geçerler. Mevlânâ o sırada 14 yaşındadır. Alaeddin Keykubad’ın Karaman’daki naibi Emir Musa, Sultanu’l-Ulemâ’ya orada kalıp ders vermesini rica eder. Sultanu’l-Ulemâ bu teklifi kabul eder ve orada yedi sene ders verir. Mevlânâ 18 yaşında iken Karaman’da, Semerkand âlimlerinden Şerefüddin Lala’nın kızı Gevher Hatun’la evlenir. Bu evlilikten önce 1226’da Sultan Veled, sonra 1227’de ikinci oğlu Alâeddin dünyaya gelir.

Mevlânâ, medrese eğitimini Karaman’da alır. Annesi Karaman’da vefat eder. Sultan Alaeddin Keykubat, Sultanu’l-Ulemâ’yı Konya’ya davet eder. Aile, Konya’da Altun Aba medresesine yerleşir. Sultanu’l-Ulemâ, 1231’de vefat edene kadar orada ders verir.

Mevlânâ ilk eşi Gevher Hatun’un vefatı üzerine, bir çocuklu dul bir kadın olan Kerrâ Hatun ile evlenir. Hazret-i Mevlânâ’nın, bu evliliğinden Muzafferuddin Âlim Çelebi ve Melike Hatun dünyaya gelir. Melike Hatun sonradan Ankara’da bir medrese (Kara Medrese) yaptırmış. Daha sonra Hacı Bayram-ı Veli de bu medresede ders okutmuştur.

Sultanu’l-Ulemâ 23 Şubat 1231’de vefat edince, oğlu Mevlânâ, babasının yerine medresede ders vermeye başlar. Mevlânâ artık 24 yaşındadır.

Sultanu’l-Ulemâ, vefatından sonra, Kayseri’de bulunan halifesi Buhaneddin Muhakkık-ı Tirmizi’ye mana aleminde görünerek, hemen Konya’ya gelip oğlu Mevlânâ’yı mana ilminde de yetiştirmesini emreder. Hemen Konya’ya gelen Burhaneddin, Mevlânâ’yı zahirî ilimlerde kontrol eder. Yetiştiğini anlayınca; “Bilgide eşin yok, seçkin bir ersin, ama baban gibi hâl sahibi olmak için, sözü bırak ve onun haliyle hallen, ona varis ol güneş misali âlemi aydınlat” der. Derken 1231’de formel/resmi seyr u sülûka başlayan Mevlânâ, bu manevi eğitimini dokuz yılda, zikr, halvet, mücahade, murakabelerle tamamlar.

1233’te Burhaneddin, ilmî kemâlatı daha da artsın diye Mevlânâ’yı Haleb’e gönderir. Mevlânâ Halaviye Medrese’sine devam eder, orada Kemalüddin İbnü’l-Adim’den ders okur. Mevlânâ bundan sonra Şam’a geçer; orada Mukaddemiyye Medresesine yerleşir. Burada dört yıllık bir eğitim görür. Mevlana da hayatında İbn Arabi, Osman-ı Rûmî, Sadreddin-i Konevî, Evhadüddin-i Kirmani, Sa’deddin Hamevî gibi zevat-ı kiramla görüşür. Medreselerde çeşitli hocalardan Hadis, Belagat, Arap dili ve edebiyatı alanında icazetler alır.

Oradan Kayseri’ye dönen Mevlânâ, Şeyhi Burhaneddin tarafından üst üste 3 kere halvete sokulur. Bundan sonra beraberce Konya’ya giderler. Bu çileli eğitim sonunda Seyyid Burhaneddin insanları irşad etmesi için Mevlânâ’ya icazet verir ve tek başına Kayseri’ye döner, ve bir süre sonra orada vefat eder.

Burhaneddin’nin 1240’lı yılların başında vefatından sonra Mevlânâ oğlunun anlatımıyla, tek başına kalır. Yanıp yakılarak 5 yıl daha riyazet çeker ve kendisinden sayısız kerametler zuhur eder.

Önce Ebubekir Selebaf, sonra Baba Kemaleddin-i Cendî’nin ve daha pek çok zevatın hizmetlerinde ve sohbetlerinde bulunan Şemseddin-i Tebrizi 29 Kasım 1244 tarihinde bir gece Konya’ya gelerek, şekerciler hanına yerleşir.

Eflâkî, Şekerciler hanında kalan Şems’in Pamukçular Medresesi’nde dersten çıkan Mevlânâ’nın katırının gemini tutup ona bir soru sorarak ilk mülakatın gerçekleştiğini kaydeder. Bu karşılaşma, derin manevi bir dostluğun doğmasına sebep olur. Mevlânâ, Şems ile sohbete başlar. Zamanla bu, sürekli bir hale gelir. Mevlânâ, medreseyi, talebeleri, ders vermeyi, halkla temasını tamamen keser. Etrafındakiler bu durumdan çok sıkılır. Sonuçta Şems’e karşı husumet oluşur. Bu husumet had safhaya ulaşınca, Şems Konya’yı ansızın terk edip kaybolur. Ancak Mevlânâ’nın üzüntüsü daha da artar, kendi içine kapanır. Buna üzülen müridleri Mevlânâ’dan özür dilerler. Çok geçmeden Şems’in Şam’da olduğu haber alınır. Mevlânâ Şems’in ayrılığında matem elbisesi giyer sema meclisleri başlatır.

Mevlânâ, oğlu Sultan Veled’i Şam’a gönderir ve Şems’i ısrarla Konya’ya davet eder. Sonunda Şems bu kalbî ricaları kıramayarak geri döner. Bu dönüşten sonra Mevlânâ ve Şems, medresedeki hücrede altı ay marifetullaha dair sohbette bulunurlar. O sohbet sırasında hizmet için yanlarına Sultan Veled ve Selahaddin Zerkob’dan başkası giremez. O sırada Mevlânâ, Şems’i evlatlığı Kimya Hatun ile evlendirir. Dedikodu Konya’da daha şiddetli bir şekilde alevlenerek her tarafı kaplar. Sıkıntı, yine had safhaya çıkar. Şems bir keresinde Sultan Veled’e, insanların kendisini Mevlânâ’dan ayırmak istediklerini, ancak bu defa ortadan kaybolduktan sonra izini kimsenin bulamayacağını söyler; ve 1247 senesinde bir gece Şems ansızın kaybolur. Rivayete göre bir suikaste kurban gitmiştir. Mezarı bugün kendi adıyla anılan camii şerifin içinde ziyaretgâhtır. Allah rahmet eylesin. Sultan Veled, Şems’in bu ikinci kayboluşundan sonra babasının sürekli şiir yazmaya ve sema yapmaya başladığını söyler.

Bu acının ardından Mevlânâ Şems’deki mazhariyeti Selahaddin Zerkob’da bulur. Ve 1258’e kadar onunla haldaş olup sohbet eder. Onun vefatından sonra Hz. Mevlânâ sohbetini Çelebi Hüsamettin ile devam ettirir. Çelebi Hüsameddin Mevlânâ’ya çok sadık bir haldaş olur. Mevlânâ’yı artık o olmadan sohbetlerinde neşeli ve coşkulu bulmak mümkün değildir. Mevlânâ ünlü Mesnevî’sini bu aziz dostu Çelebi Hüsameddin’in ısrarlı isteklerinin neticesinde kaleme alır. Mesnevîsinde, yazılış sebebi olarak sık sık Çelebi Hüsameddin Efendi’yi gösterilir. Sultan Veled, babasının Şems-i Tebrizi’yi güneş’e, Selahaddin Zerkob’u ay’a, Çelebi Hüsameddin’i ise yıldız’a benzettiğini kaydeder.

Mesnevî tamamlanır. Yıl 1273’tür. Mevlânâ ateşli bir hastalığa yakalanır. 17 Aralık Pazar 1273’te yatağında tavsiye yollu sohbetler yaparak, güneş batarken bu mecazi dünyayı terk ile çok sevdiği Mevlâ’sına kavuşur. Kendisi şöyle der: “Vefatımdan sonra, benim türbemi aç ve gör ki, içimin ateşinden kefenimden duman yükseliyor” Güvenilir bir kaynak yakın tarihte onun türbesine giren bir kişinin bu hali gerçekten gördüğünü kaydeder.

Cenazesi büyük bir cemaatle kaldırılır. O gün yer yerinden oynar. Herkes ağlar. O devrin adeti üzere yedi sığır kesilip etleri fakirlere sadaka olarak dağıtılır. Sadreddin-i Konevi namazı kıldırmak üzere öne geçer, ama ağlamaktan ve üzüntüden bayılır. Yerine Kadı Siraceddin-i Urmevi geçer ve namazı o kıldırır. Mevlânâ’dan sonra Çelebi Hüsameddin hilafet görevini on yıl sürdürür. O da vefat edince yerine Hz. Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled geçer.

Mevlânâ’nın müridleri genellikle esnaf, işçi olmak üzere halktandı. Etrafında ilmiye sınıfı ve yöneticiler de bulunuyordu. Bugün Mevlevilik yolu çok geniş bir coğrafyada yayılmıştır. Amerika’da her üç ailenin birinde Mesnevî’den seçmeler olduğu kaydedilir. Onun eserlerinin tesiriyle her sene çok sayıda insan İslam’ın nuruyla tanışıp Müslüman olmaktadır.

O hala diri, hala etkili…

Allah, bu dostuna rahmetini nisan yağmurları gibi bol bol yağdırsın efendim.

Eserleri şunlardır: Mesnevî: Divân-ı Kebîr, Fîhi Mâ Fîh, Mecâlis-i Seb’a, Mektûbât.