> 2004 > Eylul - Kişilik Erozyonu > Nebîler Geçidinden İlk Mesaj
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Nebîler Geçidinden İlk Mesaj
Cafer Durmuş
2004 - Eylul, Sayı: 223, Sayfa: 037

Gönül huzuruyla okumak niyetiyle, Enbiyâ Sûresi makamına arz-ı dehalet ettiğimizde, Kur'ân'ın ruhlara inşirah veren nefesiyle buluşuyoruz. İnsanlık tarihinin safahâtı gözümüzün önünden akıp geçiyor sanki. Mübarek sûrede değinilen hadiselerin oluşumunu, bilgimiz ve hissiyâtımız nisbetince tasavvur ediyoruz. Adı anılan her bir peygamberin tevhid mücadelesinin sıcaklığını yüreğimizde hissediyoruz... İmanın -her şeyden evvel- bir nasip meselesi olduğunu idrak ediyoruz.

Sûre-i celîle, Kur'ân'ın muarızlarını aciz bırakan ve mü'minlerin imanını bereketlendiren muazzam üslûbunun mükemmel bir örneği olarak önümüzde duruyor. Ve her gün etrafımızda gördüğümüz tabii olayların seyrini ibret nazarıyla gözlemlemeyi tenbih ediyor. Fiziki olaylardan hareketle aklî delilleri istimal etmeyi ve oradan imana varan nurlu yolu bulmayı öğretiyor.

Yaptıklarının hesabını vermek üzere, herkesin Allah'ın huzuruna varacağı gerçeği, İlâhî Kelam'ın kuşatıcı üslûbuyla ilan ediliyor. Bir sevk-i tabîî ile bütün canlıların ahirete seyretmekte olduğu hakikatı, kimsenin reddedemeyeceği misallerle önümüze getiriliyor. Ve bütün bunların anlatımına, insanı ürperten kıyamet sahnesini  tasvir ile başlanıyor.

Enbiyâ Sûresi'nde okuyanın o andaki hissiyatına göre, herkesin bam teline dokunacak farklı misaller mevcut. Aşağıda mealini arz edeceğimiz âyet-i celileyi kıraatimiz esnada düşündüklerimiz, gönlümüze ilk önce dokunanın ifadesi olarak algılanabilir.

Ey Muhammed! Senden önce hiçbir insanı ölümsüz kılmadık. Şimdi sen ölürsen o inkarcılar baki mi kalacak?

Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük (yapma fırsatı) veririz. Sonunda bize dönersiniz. (Enbiyâ 21/34-35)

Kur'ân-ı Kerim'de pek çok ayet-i kerimede insanın psikolojik yapısını irdeleyen nitelemeler vardır. Nankör, zalim, cahil, aceleci, cimri, korkak vb. onun ıslaha muhtaç yönleri belirtildiği gibi; düşünen, okuyan, ibret alan, dinleyen, öğrenen ve en güzel sûrette yaratılmış olan şeklinde olumlu özellikleri de hatırlatılır.

Yüce Kitabımız insanı eğitirken öncelikle onu bütün yönleriyle ortaya koyan bu ve benzeri tanımlamaları tesbit eder. Sonra bu gerçekler çerçevesinde, vakıa dikkate alınarak insanın eğitilmesini gündeme alır. Bu sebeple burada, insanın aceleci oluşuna vurgu yapıldığını belirtmek isteriz.

Tefsirde belirtildiğine göre inkarcılar, Peygamber Efendimiz'e; haydi bizi tehdit ettiğin azabı getirsene diyorlardı. Peygamber'in şair ya da sihirbaz olduğunu iddia ediyor ve zamanın onu alıp götürmesini bekliyoruz diyorlardı. Bu âyetler münkirlerin o sözlerine binaen nazil olmuştur.

Elmalılı merhum diyor ki; "bu dünya hayatından başkasını düşünmeyen kafirler bütün alemi kendi arzularına göre tanzim etmek isterler. Ve hatta bu düşüncenin felsefesini yapmışlardır."

Yazık ki özentinin bulaşıcı bir hastalık gibi yayıldığı günümüzde, inkarcılarda tezahür ettiği vurgulanan fasit düşünceler revaç bulabiliyor.

Etrafınıza bakınca görülnler; Allah'ın buyruğunu ve Rasûlü'nün öğrettiklerini fikren ve amelen benimseme arzusu, insanımızın gönlünde ne mertebededir diye insanı düşündürüyor. İslam'ın altın ölçülerine bigane bir hayatın içine doğru savrulup giden insan sayısının artmasından endişe ediyorsunuz.

Hiç ölmeyecekmiş gibi ahireti, hesap gününü hayatın dışına itme marazının, basit tercihlerle değil, düşünce olarak zihinlere sirayet etmekte olduğuna dair belirtiler uykularınızı kaçırıyor.

Sokaklara, caddelere şöyle bir bakıyorsunuz. Ve Efendimiz'in temel öğretilerinden biri olan; hayatı uzun bir menzile göçerken uğranılan geçici gölgelik gibi algılama şuurunu arıyorsunuz...

*  *  *

İnsan tabiatı boşluk kabul etmiyor. İslâm'ın bizi biz yapan inanç umdelerini, üstün ahlak öğretilerini gönüllerimizde diri, zihinlerde canlı tutmayı başaramazsak, onların yerine yaban unsurlar gelip yerleşiveriyor. Sosyal hayatta İslam'ın temel öğretisine zıt davranışların sirayetine fırsat vermemenin çaresi böyle bir hayatiyettir ancak, diye inanıyoruz.

Aksi halde Allah'ın emirlerini hafife alarak hiç ölmeyeçekmiş gibi hayat süren inkarcılara benzeme tehlikesi ortaya çıkabilir. Güzel ahlak umdeleri, diğergamlık, haya duygusu sadece lafı edilen birer masal haline gelebilir. Ahirete, ölüme ve Allah katında hesap verileceğine inandığı halde, uygulamada aynı hassasiyeti göstermemek bir müslüman için ne yaman çelişki olur.

Oysa müslümanı alem içinde tebârüz ettiren en önemli vasıf, sahih bir ahiret inancına sahip olması ve bu itikat çerçevesinde hayatını tanzim etmesidir. Yaşadığı her anı, ebed yurduna yüz akıyla sunacağı hayırlı işler yapmak için verilmiş bir altın fırsat olarak değerlendirme arzusudur.

Ebedî hayata yönelik uyarıları dikkate almamak ve peşin olana aldanmak ise, inkarcıların özelliğidir. Kanaatimizce günümüz insanı, doyasıya yaşamak gibi yaldızlı sözlere, kıyasıya aldanmaktadır. Bulunduğu anı, mevkii, hiç elinden gitmeyecekmiş gibi yaşama hevesi nice insanı aldatmaktadır.

Gençliğimi doyasıya yaşamalıyım hissi, kulluğun halaveti yüzüme yansımalı gibi müslümanca düşünme isteğine galip geliyor. Yaşlılığıma taşıyacağım moral değerlerim, ahiretime götüreceğim tertemiz azığım olsun arzusuna galebe çalıyor ya da peşin aldanışlar bunları bastırıyor.

İşte o zaman giyim-kuşamda İslam'ın öngördüğü esaslar es geçiliyor. Giyinmeden maksat; bedeni sıcak ve soğuktan korumak, yabancı bakışlardan sakınmak, nesli ve nefsi muhafaza etmek olmayınca, bütün bunların tam tersine müncer olacak sapmalar insanı esir alıyor.

Bu boy, bu endam, bu dirilik hep ebedî kalacakmış hissine yol açıyor. İhtiyarlık günleri çok uzaklarda görünüyor. Ölüme ve ahirete hazırlık hepten gündemden düşüyor.

Esas gayenin sonsuzluk yurduna azık devşirmek olduğu unutuluyor. Dahası, bu gerçeği hatırlatacak ortam ve söylemlerden uzaklaştırıyor. Nasihat işiteceği meclislerden çekip alıyor. Günah günahları çekiyor çünkü...

Elmalılı merhum'un dediği gibi, gayri müslimlere yaraşan düşünce tarzına yakınlık duyduğunuz taktirde, o zihnî akrabalık bütün davranışlarınızı kendi canibine çekebiliyor...

Kur'ânî üslubun en önemli vasfı; müjdeleyici ve uyarıcı olmasıdır. Bu mübarek sûre dahi insana hayrı ve şerri, doğruyu ve yanlışı bütün açıklığıyla öğretiyor. Allah'ın emrine riayetin mükafatını bildiriyor, aksi davranışlara meyledenleri uyarıyor.

Bu günkü konumuzu noktalarken sûre-i celîlede Allah'ın emirlerine itaat edenlere verilen diriltici müjdenin serinliğinde gönüllerimiz ferahlasın istiyoruz.

Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar cehennemden uzak tutulanlardır. Onlar onun uğultusunu (hışıltısını) dahi duymazlar. Canlarının çektiği nimetler içinde ebedî kalırlar. (Bk. 21/102)

Rabbimiz’den niyazımız odur ki; yüreğimize metanet, lisanımıza fesahat versin. Bu ilahi müjdenin, yitip gitmek üzere olan insanlara ulaşmasına vesile olalım.