> 2004 > Eylul - Kişilik Erozyonu > Zikrullah ve İnsan
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Zikrullah ve İnsan
Sâdık Dânâ
2004 - Eylul, Sayı: 223, Sayfa: 031

Zikir Bir İman Ölçüsüdür

Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri buyuruyor:

-Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun hakkı dar geçimdir, ve biz onu kıyamet gününde kör olarak haşr ederiz. Artık o zaman o; "Rabbim! beni niçin kör haşretdin? Halbuki ben hakikaten görüyordum, " deyecektir. Allah da şöyle buyuracak; "Öyledir. Sana âyetlerimiz geldi de sen onları unuttun. İşte bugün de öylece unutulursun. " (Tâhâ: 124-126)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimiz buyurur:

-Rabbı olan Allah teâlâ hazretlerini zikreden kimse ile, zikretmeyen kimsenin  misâli hayy ile meyyit (ölü ile diri) misalidir.

Hak teâlâ ve tekaddes hazretlerinin  yukarıdaki âyet-i kerimede, kendisinin azametini idrâk edemeyip da anamıyan, ve unutan kimseye karşı ne kadar şiddetli muamele yapacağı görülüyor, anlaşılıyor.

Yukarıdaki hadis-i şerîf de de:

Zikir ehlinin mânen diri, zikirden nasibi olmıyanın da mânen ölü mesâbesinde olduğuna işâret ediliyor. Aradaki mühim zıt farkı tebarüz ettiriyorlar.

Zikir nimeti Hâk teâlâ hazretlerinin sevdiği kulları üzerine bahşetmiş olduğu en büyük nimetidir, bunun fevkınde bir lutuf, ikram tasavvur edilemez.

Zikir mühim bir aşk ve imân ölçüsüdür. Seven sevdiğini çok zikreder, ara vermeden gece gündüz, her saatte her anda zikreder anmadan yapamaz. Mecâzi sevgilerde bile böyledir. Züleyhâ validemizin, Hazret-i Yusuf -aleyhisselam-'a karşı olan derin aşkını hepimiz biliriz. Saraydan çıkarıldığında yedi deve yükü tutan mücevherata sahibdi. Ama o zinetler onu tatmin etmiyordu. Kim Yusuf'dan bir haber getirse o baha yetmez mücevherlerden veriyordu. Öyle bir hale gelmişdi ki her şeyi Yusuf diye görüyor, her sesi Yusuf diye duyuyordu. Neyi varsa vere vere hepsini bitirdi. Buna rağmen Yusuf'a olan aşkı arttı.

Hayli zaman sonra Cenâb-ı Hakkın emri ile

evlendiler, iki de yavruları oldu. Çok mes'ud idiler. Nihâyet Züleyhâ'nın mecâzi sevgisi aşk-ı ilâhîden nasibini aldı, kendisini Rabbısının zikrine sevgisine o kadar vermiş idi ki, Allah'dan başka her şeyi unutdu, gözünde Yusuf bile silindi. Yusuf kendisini gece  yatağına çağırsa gündüze, gündüz çağırsa geceye atardı.

Bir kalbe aşk-ı ilâhî girerse, o gönülde Allah zikrinden başka hiç bir şey kalmaz, hepsi yok olur. Evvelce geçirilen büyük mecâzî aşklar bile.

Bizler de bir kul olarak , bize her şeyi  karşılıksız bağışlayan, nimetlerini tâdât edemiyeceğimiz, mün'imi hakikimiz Allah teâlâ ve tekaddes hazretlerini can ü gönülden her an anmamamıza imkân olabilir mi? Bizim bu anmamız da gene O'nun keremi ve inâyetiyledir.

İnsan daima Allahü teâlâyı anmakla vazifelidir, mükellefdir. Dilini, bilhassa kalbini Rabbını anmakla değerlendirmelidir.

Cenâb-ı Hak insanı mükerrem kıldı. Ne bakımdan? Koyun gibi yemesi, içmesi, uyuması yönünden mi Hayır ruhâniyeti itibariyle yüce eyledi, kendine halife kıldı.

Akl-ı selim sahibi olan, Allahü teâlânın bu büyük iltifatına karşı daimi olarak hamd edecek, şükredecekdir ve büyük bir edeb ve tazimle kulluk vazifesini ifâya himmet edecek  ve bir an zikrullahdan mahrum kalmamağa sa'y ü gayret edecekdir.

Zikrullaha vâsıl olan her şeye kavuşmuşdur. Zikrullahdan mahrum olan da her şeyi kaybetmişdir.

Zikrullaha nail olan Allah'a kavuşmuşdur. O yüce nimeti tadamıyan ancak kışırda  kalmışdır.

Kim Cenab-ı Hakkı kalben daimi olarak

anabiliyorsa, o  îkâna, yani kuvvetli imâna sahib olmuşdur. Rabb-ı teâlâyı büyük aşkla sevmişdir. Zikir hali devam etdikçe, manevi yollar açılmış, perdeler, hicablar kalkmışdır.

Zikrullah kalbin nuru, ruhun huzuru, gönlün cilâsı, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mâmûr, fiil ve ahlâkı güzel, ruhu sevinçli olur.

Zikrullaha devam eden, şen şakrak olur, hiç bir keder onda barınamaz. Zikrullaha  devam edenler, dünyacılarla fazla ülfet etmezler, çünkü gafillerle ülfet etmek kalbe kasavet verir.