> 2004 > Eylul - Kişilik Erozyonu > Muhammed Ümmeti
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Muhammed Ümmeti
M. Sâmi Ramazanoğlu
2004 - Eylul, Sayı: 223, Sayfa: 030

Allah Teâlâ buyuruyor:

“Sizin Resûlünüze o vahyi, kavî ve şedîd olan Cibrîl-i emîn ta’lîm etti.

O Cibrîl-i emîn ki kuvvet ve akılda kemal, manzarada heybet ve azamet sahibidir.” (Necm Sûresi 5-6)

Allah’ın halkettiği hey’et-i asliyesi üzere müstakîm ve memur olduğu işlere kuvvetle müstevli oldu.

Cümle enbiyâya Cebrâil vahy ile benî Âdem suretinde geldiği kaviyyen mervîdir. Belki Fahr-i âlem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretlerine iki def’a, biri Hıra dağında vahy-i ilâhî getirdiğinde ve bir de Mî’râc-ı Nebîden avdetinde Sidre’de hey’et-i asliyesi üzere görünmüştür.

Cibrîl emîn kavîdir. Kuvvetine delîl, Lût kavminin karyelerini emr-i ilâhi ile altüst etmesidir ve Semûd kavmini bir sayha ile helâk eylemisidir.1

Şu âyet-i celîlede buyurulduğu vechile:

“Vaktâ ki bizim azab emrimiz geldiğinde melek vasıtasıyle onların karyelerinin altını üstüne çevirdik. Üzerlerine çamurdan yapılmış taşlar yağdırdık. Her taş kimin için hazırlanmış ise ona isâbet edip başkasına isabet etmemiştir. Ve bu misillû musibetler zâlimlerden uzak değildir.” (Hûd Sûresi: 82-83)

Fahr-i Râzî ve Kâdî Beyzâvî’nin beyânları vechile Cibril-i Emîn kanadını karyenin altına takar ve semâya o kadar kaldırır ki ehl-i semâ onların horozlarının ve köpeklerinin seslerini işitir.

Cenâb-ı Hak -azze ve celle- bu âyet-i celîlede bil cümle zâlimleri tehdid etmiştir. Yoksa yalnız bir kavmin zâlimlerine münhasır değildir. Çünkü Mevridi hâs ise de hükmü âmmdır. Binaenaleyh zulüm nerede var ise belâyı da’vet eylediği gibi, adâlet de nimeti celbeder.

Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Cibril-i Emîn’den «Bu zâlimlerle murad kimdir?» diye suâl buyurunca Cebrâil -aleyhisselâm- da: «Senin ümmetinin zâlimleri de dâhildir. Zirâ her zâlim gadab için halk olunan taşa ma’rûzdur. Lâkin sen içlerinde bulundukça azâb-ı dünyevî te’hîr olunmuştur.» dediği tefsirde yazılmıştır. Nitekim: Ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur; «Halbuki sen içlerinde iken Habibim, Allah onları azâblandırıcı değildir. Onlar istiğfâr ederlerken de Allah yine onları azâblandırıcı değildir.»

*

Mevâhib-i Ledünniye’de nakledildiği vechile -sallallahu teâlâ aleyhi vesellem- Efendimiz kurb-i Hak’da buyurdular.

– Ya Rabb! Tahkikan sen ümem-i sâlifeye dünyevî azâb musallat kıldın. Bazı ümmetin üzerine taşlar yağdırdın ve bazısını yere geçirdin ve bazısını sûret-i insâniyeden gayri hayvan sûretine koydun. Acaba benim ümmetime ne eyleyeceksin?» dedi.

Allah Tebareke ve Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri buyurdu ki:

– Senin ümmetine edeceğim budur ki, üzerlerine rahmet inzâl eylerim ve günahlarını hayrat ve hasenâta tebdil eylerim ve onlardan bir kimse bana dua ederse ben telbiye ederim, yani duâsını hüsn-i kabul ve icâbet ile telakkî ederim, isteyene veririm bana tevekkül edenlere kifâyet ederim, âsilerin uyûbunu dünyada setredip âhirette dahi onlar hakkında senin şefâatını makbûl kılarım. Eğer dost dostun muâtebesini sevmiyeydi senin ümmetini muhâsebe kılmaz idim. Yâni sen benim muâtebemi sevip hoş göreceğin için ümmetini muhâsebe ve ibtilâya mâruz kıldım.

Ve yine buyurmuştur ki:

– Ya Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- indimdeki kadrinin mahşerde mahlûkata zâhir olması için bu gece ümmetinin üçte birini sana bağışladım. Kıyamet gününde de üçte ikisini bağışlayacağım.

– Ya Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- Şüphesiz senin ümmetin itâat da eder isyan da. Onların itâatı rızâmla, ma’siyetleri de kazamla (takdirimle) dir.

– Ya Habibim, ümmetine çok mal vermedim ki, kalbleri taş gibi katılaşmasın. Ümmetini kabirlerinde fazla kalmaması için âhır zaman ümmeti kıldım. Yani âhır zamanda dünyaya gönderdim. Cennet sen girinceye kadar diğer enbîyâya, senin ümmetin girinceye kadar da diğer ümmetlere mahremdir.»

(Ramazanoğlu Mahmud Sâmî Musahabe, 3. s. 38-45)

Dipnotlar: 1) İmam-ı Birgivi’nin “Berîka”sında Cebrâil -aleyhisselâm-’ın Lût kavmini helâkine emr-i sübhani buyurulduğunda nasıl helâk eylediği şöyle rivâyet olunmuştur. Kötü amellerinden dolayı Lût kavmini helâk etmek üzere emr-i sübhâni ile Cebrâil -aleyhisselâm- yeryüzüne indi. Kânatlarını yere vurunca yerden su çıktı. Lût kavminden beş şehir kanatları üzerinde olduğu halde göğe yükselmek için kanat açtığında Cebrâil -aleyhisselâm- bir an baktı ki, ne görsün seksenbin kişi kadınlı erkekli teheccüd namazı kılmakla meşguller. Kötülükle uğraşanlar ise sâdece otuzüç kişi kadar. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk’a münacâtla:

– «Yâ Rabb, bu kavmi nasıl helâk edebilirim ki, bunların içinde şu kadar teheccüd kılan kimse var?» dedi. Bunun üzerine Hak Teâlâ Hazretleri:

– «Yâ Cebrâil onların amelleri nezdimde makbûl değildir, zira onlar emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy ani’l-münker vazifelerini yapmadılar,» buyurdu.