> 2004 > Eylul - Kişilik Erozyonu > Boynuz Kulağı Geçer mi?
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Boynuz Kulağı Geçer mi?
Aysel Gürgen
2004 - Eylul, Sayı: 223, Sayfa: 020

Üç yıllık bir eğitim süreci ile dil öğretmek üzere kurulmuş yetişkinlere mahsus özel bir sınıfın son senesiydi. Sınıf, bu eğitime neredeyse kırk kişiyi bulan bir mevcudla başlamışken, sonradan dahil olanlarla ancak yirmi kişiyi bulan, sayısı az fakat ciddi, azimli, kararlı bir sınıf idi. Hocaları ise tecrübeli, öğretme kabiliyeti yüksek, öğrencilerine düşkün bir hocaydı. Dersi, kendi hazırladığı, dili öğretmeyi ve öğrenmeyi kolaylaştıran bir gramer kitabından öğretmişti.

Gramer kitabı ilk iki senede bitirilmiş, bu üçüncü senede dilin kullanılması hakkında eğitime devam ediliyordu.

Evet, bu dil Arapça idi ve asıl gaye Kur’an-ı Kerim’i ve hadis-i şerifleri anlamaktı. Özellikle bu son senede dersler çok zevkli ve verimli geçmeye başlamıştı. Sınıf iyice gelişmiş, hocalarının da teşvikiyle çok güzel fikir teâtileri (fikir alışverişi) sağlanır olmuştu.

Yine böyle bir derste öğrencilerden biri çok güzel bir noktaya parmak basmış, dilin inceliği hakkındaki kavrayışını ortaya koymuştu.

İşte o zaman hoca, gözleri iftihar hisleriyle parlayarak sınıftaki öğrencileri süzdü. Ve,

- Boynuz kulağı geçermiş, dedi ve ilave etti,

- Geçin, geçin; hepiniz de daha ilerilere ulaşın. Bu, bizim iftiharımızı artırır.

Bu sırada öğrencilerden birinin beynine bir şimşek çakar gibi şu fikir geldi:

- Boynuz kulağı geçer ama hiç bir zaman işitmeye yarayan bir uzuv olamaz!!!

Bunu sınıfta söylemedi çünkü dersin akışı, alâkası olmayan başka bir mecraya kayacaktı. Bunu istemedi, fakat bu fikir bir kurt gibi beynini oymaya devam etti. Hep boynuzlara bakıyordu. Bir koçta kıvrım kıvrım olan, bir geyikte ağaç misali budak salan boynuzlara. Ama hiç biri işitmiyordu. Çünkü kulak değil, boynuzdular.

Kulak mı???

“Devede kulak misali” küçücük bile olsa işitirdi. Çünkü o bir işitme uzvu idi.

Anlaşılan o ki, bu bir boynuz-kulak meselesi değildi. Bilakis eğitim ve öğretim, hocanın tecrübelerine, onun bu tecrübeleri edinirken geçirdiği süreçten geçmeden kısa yoldan ortak olmak ve yola koyulurken hocasının şimdiye kadar geldiği noktadan başlamaktı. Hem de onun kadar yorulmadan.

Gerçek şu idi ki, bu sınıfın hocası da bunca yıllık öğrenim ve öğretim hayatında edindiği tecrübelerine –elinden geldiği ölçüde- sınıfını bu geçen üç yıl süresinde ortak etmişti. Allah’ın kendisine verdiği ilimden cömertçe ihsan etmiş, ikram etmişti. Bunun için sınıf önce Allah’a hamd ve şükür borcu sonra da hocalarına minnet ve şükran borcu içinde ona dünya ve ahiret saadeti için duacı olmaktan başka bir şey yapamamanın acziyeti içindeydiler.

Kısacası, bu bir bayrak yarışıydı. Bayrağı teslim alan kişi, kendisine bu bayrağı teslim eden yarışmacıyı geçtiğini iddia edebilir miydi? Hayır! Asla!!!