> 2004 > Eylul - Kişilik Erozyonu > Aziz okuyucu
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Aziz okuyucu
Altınoluk
2004 - Eylul, Sayı: 223, Sayfa: 001

Etrafımıza baktığımızda “Müslüman kimliği” içindeki insanlarda, İslam'la bağdaşmayan davranışlar müşahede ediliyor. Dertleniyoruz:

-Adam sakallı, yola tükürüyor.

-Genç kız başörtülü, sigara içiyor.

-Adam hacı, terazide hile yapıyor.

-Adam oruçlu, ağzından küfür sözleri çıkıyor.

-Adam namaz kılıyor, eşini dövüyor.

-Adam dindar, faiz alıp veriyor.

Bu tesbitleri, toplumlar planında yapmak da mümkün.

-Müslüman toplum, sefalet içinde... Kir, pastan geçilmiyor. Geri kalmış... vs.

Bunlar, bizim müslümanlığımızla problemli olduğumuzun göstergeleri...

Bir aşınma söz konusu...

“Bir zamanlar biz de millet hem nasıl milletmişiz.

“Gelmişiz dünyaya insanlık nedir öğretmişiz”

Bu sözler hasretle anılan “Müslüman zamanlar”ı anlatıyor.

Hasret var, çünkü, içinde yaşanan günde problem var.

“Kaç hakiki Müslüman gördümse hep makberdedir

Bilmem amma Müslümanlık galiba göklerdedir”

diye hayıflanacak günler yaşanıyor...

Ne zaman? Yıllar önce, Mehmet Akif'in zamanlarında...

Aradan yarım asrı aşkın zaman geçmiş, biz yine, belki de daha çok derinleşmiş bir erozyonu – aşınmayı dillendiriyoruz.

Rasulullah Efendimiz Müslümandan bir yanlışlık gördüğünde onu gücü yetiyorsa eli ile düzeltmesini, ona gücü yetmiyorsa, sözle uyarmasını, düzeltmesini, ona da gücü yetmiyorsa “kalbi ile buğzetmesi”ni öğütlüyor ve bu son noktanın “İmanın en zayıf hali” olduğunu bildiriyor.

Bizler bu öğüdü, genelde dışımızdaki yanlışlıklar, haksızlıklar, kötülükler için gündemimize alırız. Başkasındaki kusuru görmek ve onu düzeltmeye yetkili kılınmak, gururumuzu okşar, hoşumuza gider.

Acaba bu öğüt, kendi kişiliklerimiz için alınsa...

Ya da öncelikle kendi kişiliklerimiz için alınmalı değil mi?

Yani bir yanlışlık yaptığımızda, bir haksızlık, bir kötülük, önce kendi gücümüzü kendimize karşı kullansak. Elimizi tutsak, bağlasak, ağzımıza kilit vursak, dilimizi tutsak, ayaklarımızı yanlışa doğru yürümekten alıkoymak için prangalasak...

Buna gücümüz yetmediğinde kendi kendimize nutuk çeksek... “Ey filan! Uyan kendine gel, ne yapıyorsun? Allah seni görüyor. Sen müslümansın. Bu halinle yarın Rasulullah'ın yanına nasıl sokulacaksın. Uyan Ahiret var. Uyan, uyan, uyan...”

Ona da gücümüz yetmediğinde, aşınma daha derinlere ulaştığında, kalbimizde bir şemedr ayaklansa... Kendi kendimizi levm eden bir direnç uyansa... “Ne yapıyorsun sen arslanım, dese içimizden bir ses. Yakışıyor mu bu sana, dese... Ayıplasa bir ses kendimizi... İç ses. Kalb sesi. İçimizde direnç gösteren bir kalb kalsa.

Değil mi? Bu Peygamber çağrısı bize böyle bir uyarıda bulunuyor değil mi?

Afakı bıraksak da enfüse baksak, böyle bir sorumlulukla yüklü hissetmez miyiz kendimizi?

Müslümanlar olarak erozyonu konuşmak dramatik bir şey.

Belki telafi mekanizmalarını çalıştırıp, bu aşınmayı mazur gösterecek gerekçeler de buluruz kendi kendimize.

Ama bunlar yeterli savunma sayılmayacak.

Rüzgarlar, yağmurlar önünde kelleşmiş dağlar görürüz. Ağaç gider, toprak gider, geride yağmura duyarsız verimsiz kayalıklar kalır. Kişilik aşınması da gitgide insanı rahmet yağmurlarına duyarsız hale getirir. Korunmak lazım. Tedbir almak lazım aşınmaktan kurtulmak için... Sam yelleri esiyor, sağnaklar boşanıyor insanlığın üzerine... Korunmak lazım....Allah'ın emanetine sadakati sürdürmek için...

*  *  *

Aziz okuyucu,

Bu ay Altınoluk’la birlikte bir de VCD armağan ediyoruz. “Çocuklarımız için çağrı” konusunu işleyen VCD’miz yuvalarınıza yepyeni bir şefkat, sevgi ve sorumluluk hassasiyeti taşıyacak. Ailece seyredecek ve çocuklarınıza bir kere daha sarılacaksınız.

Aziz okuyucu,

Abone kampanyamız sürüyor. Üsve-i Hasene -2, abonelerini yenileyen okuyucularımıza ulaşıyor. Okunuyor: tebliğde, terbiyede, insan ve toplum ilişkilerinde yenilenmeler yaşanıyor.

Bir hadisi şerifi hatırlayalım:

“Ümmetimin fesada gittiği zamanda sünnetime sarılanlara yüz şehid ecri vardır.”

Fesad belki de kişisel veya toplumsal plandaki aşınmanın ileri bir merhalesidir. O (s.a.)na tutunmak, O'nun sünnetine tutunarak korumak kendimizi...

Sünneti yaşamak için elele tutuşarak...

Gelin, Hazreti peygamber (s.a.)'in devam eden risaletinin, kutlu sünnetinin, ölmez önderliğinin etrafında halka olmak için elele verelim.

Sizleri Altınoluk'la başbaşa bırakıyor, saygılar sunuyoruz. Allah'a emanet olunuz.