> 2003 > Ekim - Durdum Divânına > Aşk Bir Kalbe Girmeye Görsün...
Durdum Divânına
212.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Aşk Bir Kalbe Girmeye Görsün...
Kâmil Yeşil
2003 - Ekim, Sayı: 212, Sayfa: 048

Kamil Yeşil ile Öyküleri üzerine...

"Bülbül Ayni Aşık; Gül Ayni Sevgili İken Konu Aşktan Başkası mı Olacaktı?

Altınoluk: Kamil Bey; sizi hikaye yazmaya iten temel saik nedir ? Hikayelerinizi nasıl yazarsınız ?

Kâmil YEŞİL: Biz hikayesi olan bir toplumuz; toplumumuzda hikaye yazmak yaygın olmasa bile hikaye anlatmak ve dinlemek hoşumuza gider. Çünkü hikayeler sayfalarca anlatılması gereken bir düşünceyi bir mesel ile anlatıverir. Bizim sözlü kültürümüzde yer alan en yaygın hikaye, yani kıssa, Kuran-ı Kerimde Yusuf suresinde anlatılan Hz.Yusuf’un hikayesidir. Hadis kitaplarında da Hz.Peygamberin s.a.v. bazı kıssalar anlattığını görüyoruz. Menakıbnamelerimiz, Tezkiretü ‘l evliya'larımız var. Biz bunları okuya okuya, dinleye dinleye yetiştik. bundan dolayı kendimi hikayeye yakın hissediyorum.

Okuduğum bir haber, dinlediğim bir olay beni hikaye yazmaya sevk edebiliyor. Bu bazen bir cümle bile olabilir. Hikaye yazmadan önce ne anlatacağımı, nasıl anlatacağımı zihnimde tamamlarım, sonra bir oturuşta yazar bitiririm.

Altınoluk: Ödül alan kitabınızdaki (Balın Tuzu Eksik) hikayelerde kullandığınız dil son kitabınızdaki dilden değişik; ama konular birbirine benziyor; doğru mu?

Kâmil YEŞİL: Bir yazar kaç tane eser yazarsa yazsın aslında aynı şeyi söyler, aynı konuyu işler. Ama eserdeki bakış açısı, kullandığı dil o konuya ayrı bir çeşni katar. Şairlerde de durum aynıdır. Bülbülü altın kafese koymuşlar ille vatanım demiş. Bülbül aynı bülbül, gül de aynı gül ise konu artık değişmez : Aşk. Bizim yazdıklarımızda da durum aynıdır. Bilinen tabirle aslında gök kubbe altında yeni bir şey yok; sadece günün gereklerine, araçlarına göre yeniden söylemek var.

Altınoluk: Mevlana Hz.leri “şimdi yeni şeyler söylemek lazım” demiş ama

Kâmil YEŞİL: Demiş ama yine kendinden öncekilerin yaşadığı, ezeli bir konuyu, ilahi sevgiyi işlemiş; anlatmış. Ama kendince anlatmış. Biz de kendimizce anlatıyoruz. Sanatın şahsi ve muhterem oluşunun sebebi de burada yatıyor zaten.

Altınoluk: Son kitabınızda üç hikaye var : Bunlardan birisi Zembilli Ali Efendi’nin zembilinden çıkan mektupları, fetva sorularını ve cevaplarını içeriyor. İkincisinde Gül - Bülbül Hikayesi anlatılıyor. Üçüncüsünde de Ahmet Eflaki Hz.lerinin eseri Menakıbul Arifin’in kayıp menkıbesini anlatıyor. Ama her üçü de farklı dille yazılmış, buna neden ihtiyaç duydunuz ?

Kâmil YEŞİL: Biz bir kültürel kırılmadan geliyoruz. Her yüz yılda dilimiz biraz daha değişmiş; dilimizle birlikte kültürümüz, hayat anlayışımız, edebiyatımız da değişmiştir. Bu hikayelerdeki dille geçmişimize ait bazı durakları işaretlemek istedim.

Zembilli hikayesindeki sorular, onlara verilen cevaplar tamamen bize aittir; ama şunu söylemeliyim ki bu sorulara başka cevaplar da verilebilir; çünkü bu eser nihayetinde bir hikaye kitabıdır, ilmi, fetva kitabı değildir. Ama cevapların kendi içinde bir doğruluk taşımasına, temel naslara aykırı düşmemesine riayet edilmiştir. Aslında bu roman olabilecek genişliğe, münbitliğe sahip bir alandı ama biz onu hikaye formu içinde işledik. Gül-Bülbül Hikayesi Divan edebiyatımızın bu ölümsüz konusuna tasavvufi bir göndermedir, güncelleşmiş bir anlatımıdır. Kayıp menkıbe ise gerçekte benim bulduğum bir hikaye değildir; biliyorsun halk arasında dolaşan bir menkıbe vardır:

Altınoluk: Mevlana Hz.lerinin vefatından sonra defin esnasında babası Bahaeddin Veled Hz.lerinin tazimde bulunmak maksadıyla mezarından hafifçe doğrulduğu hikayesi...

Kâmil YEŞİL: Evet o hikaye. İşte bu hikayeyi nasıl anlamamız, yorumlamamız gerektiğini düşünen, araştıran bir hikaye o. Ben bu hikaye sadece böyle anlaşılır, demiyorum. Benim anladığım budur, böyle anlayabilir miyiz, diyorum. Biliyorsunuz Mevlana Müzesi müdürü geçen aylarda sandukanın kalkması gibi bir olay olmadığına dair bir açıklama yaptı. Bizim hikayemiz bu olaydan önce yayımlanmıştı ama demek bakan olmamış.

Altınoluk: Sizinle bazı hikaye bölümlerini konuşmak istiyorum: “Bir gün gülistandan geçiyordum. Bülbül beni görünce, nereye gidiyorsun ey kamil kişi, dedi. Hızır’ı arıyorum, dedim. Ne yapacaksın Hızır’ı dedi. Abıhayatın yerini öğreneceğim ondan, dedim. Ona da ben öğretmiştim zaten, dedi ve ekledi Abıhayat aşktır, aşk” diyorsunuz

“Bülbüle: Sevgilinin yanına gitmek mi daha hoş; yoksa onun sana gelmesi mi, dedim. Bunu hiç tatmadım, dedi ve ekledi. ‘Ben ne zaman ona doğru yola çıktıysam onun da bana doğru geldiğini gördüm.”

Hangisini seçeceğimi şaşırdım, birbirinden güzel o kadar öykü var ki.

Mesela: Bülbüle: Gülistandan ayrılmazsın, sabaha kadar öter, feryat edersin. Bu ömür sermayesini boşa harcamaktan korkmuyor musun, dediler. Siz nasıl peygamber ümmetisiniz, dedi bülbül onlara. 0 demedi mi ki Dünyanızdan üç şey bana sevdirildi : Kadın ve güzel koku; ancak gözümün nuru namazdır’ diye. Kadınım gül; kokusu gül. Terennümüm, ‘Leylen tavilende teheccüdümdür. İbadet de Kabe’de olmaz da nerede olur”

Kâmil YEŞİL: Azizim, öyle yerleri seçtin ki onların üzerinde konuşmak onları örselemek olur. Bence o bölümler öylece kalsın ve okuyucuya doğrudan ne söylüyorsa onu söylesin.

Altınoluk: 0 zaman Altınoluk okuyucuları için tadımlık başka seçiyorum kitabınızdan :

–Ey yazar ! Sözlerine, eserlerine bakıp da ne İbni Arabi olmak iste, ne Molla Rumi...Onları yükselten ve söyleten aşktır; aşk iste, aşk olsun. Celaleddin’i ‘Mevlana’ yapan aşktan başkası değildir.

–Ninovalı Yunus’u yutmadan önce isimsizdi o balık. Ancak denize düşmüş bir aşığı kurtardığından, balıklar içinde peygamber adıyla anılır oldu. Ey sevgili ! Gel beni kurtar

bu ayrılıktan, sana adımı vereyim.-

–Aşk bir kalbe girmeyegörsün, orayı hemen yangın yerine çevirir. Baksanıza şu gülistana. Altı yemyeşil yaprak iken nasıl da kor kırmızısı olmuş üstü. Yeşil’i yakmanın günah olduğunu bilmiyor herhalde.

Altınoluk: Bu konuşma fırsatını verdiğin için teşekkür ederim Kamil Bey.

Kâmil YEŞİL: Ben de teşekkür ederim Mehmet Aycı.

Konuşan: Mehmet AYCI

1. Birun Yayınları

Büyükreşitpaşa Cad. Nurişhanı No:20/5

Vezneciler-Beyazıt

Tel: 0.212.528 52