> 2003 > Ekim - Durdum Divânına > Hac Mevsimine Hazırlanırken
Durdum Divânına
212.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Hac Mevsimine Hazırlanırken
Nesrin Zerey
2003 - Ekim, Sayı: 212, Sayfa: 044

Diyanet'in Hac Hizmetlerine Yönelik Bir Değerlendirme

Yaklaşan üç aylarla birlikte umre heyecanı, İslâm’ın beş şartından biri olan Hac ibadetinin hazırlık ve telâşı hacı adaylarını kuşatıyor. Özel şirketlerin bu ibadet ve hizmetlerdeki payının giderek genişlemesine rağmen esas ağırlık Diyanet teşkilâtına dayanıyor. Memleketimizin en büyük devlet kurumlarından biri oluşu ve tecrübesi, halkımızın güven ve teveccühünü Diyanet teşkilâtına yönlendiriyor. Hac seferlerini uzun yıllar “tek el” olarak yürütmüş bulunan Diyanet teşkilâtından, bu husustaki birikim ve deneyimleri dolayısıyla halkın huzuruna kusursuz bir organizasyonla çıkması ve en üst düzeyde kaliteli hizmet sunması bekleniyor. Hac hizmetlerinin aynı zamanda yurdumuz için büyük bir ekonomik potansiyel oluşu ve bu hizmeti yüklenen aracı kurumlara önemli bir katkı sağladığı da göz ardı edilmemelidir.

İklimi, sosyal özellikleri, lisanı farklı yabancı bir memlekette, ömürlerinde ilk defa eda edecekleri bir farz ibadetin kaygı ve ürkekliği içindeki hacılarımız, hac seferlerinin düzen ve kalitesinden memnun mu? Diyanet İşleri Başkanlığı bu hizmetin denetimini ve başarısını sağlamak babında bu soruyu sormak gereği duyuyor mu? Meselâ; İstanbul metrosuna her binişimde, “istek ve şikâyetlerinizi Aksaray’daki beyaz masaya bildiriniz” yazısı ve ilgili telefonlar dikkatimi çekmiştir. Daha bir çok özel şirket ve kuruluşlar da muhatabların dilek ve görüşlerini başarı ve gelişmede belirleyici unsur olarak benimsiyor ve dikkate alıyor. Hac hizmetlerinin upuzun zaman dilimi içinde Diyanet Teşkilatı’nca artık rayına oturtulması, program ve kurallarının otomatik ve sağlam bir işlerliğe kavuşturulması beklenirdi. Fakat yıllardan beri işittiğimiz yakınmalar aksaklıkların giderilemediğini, bu hizmette hâlâ bir sistem oluşmadığını gösteriyor. Tanıdık ve yakınlarımızın şikâyetleri, Diyanet kanalıyla iki hac seferimiz bizi, aksaklıkların koordinasyon bozukluğu ve görevlilerin yetersizliğinde odaklandığı tesbitine ulaştırıyor.

Sanırım başarının anahtarı, “Allah işlerini doğrulukla yapanları (muhsinleri ) sever.” âyetini, kişi ve kurumlar itibariyle hayata geçirmek olsa gerek. 1990 yılında hac kafilemizin başkanı, İstanbul’un Gaziosmanpaşa Müftüsü idi. Yolculuk öncesi hocasına veda ziyaretine gittiğinde, ondan şu öğütü alıyor; “Sen hacılara hizmetle görevlendirildin. Asıl vazifen bu; öncelikle onlara hizmet edeceksin, vakit kalırsa kendi özel ibadetlerini yapacaksın!” İşte tasavvuf terbiyesi farkı! Aslında bu tenbih bütün hac rehberi ve görevlilerine yapılmalı. Kaza ve kader insanların mesuliyetlerine mani değildir. Din görevlileri sorumluluklarını iyi öğrenmeli, problemleri çözmeli ve hizmet üretmeli.

2003 yılı, istanbul 17. kafile, 4. grup hacısı emekli albay sayın Ziya Konak’ın tesbit, görüş ve önerileri aksaklıkların giderilmesinde umarım yardımcı olur. Bunları hazırlık safhası ve hac esnasındakiler olmak üzere iki grupta ele almak uygun olur;

I- Ziya Konak Bey sözlerine, “Toplam kalitede bilinçli, iyi hizmet etme ve şeffaflık vardır.» diye başladı. “Hicâz’daki otellerde yemek işleri ve otel ile Kabe arasına servis konması güzel, şeylerdi.” diye memnuniyetini dile getirdi. Diyanet İçişleri Başkanlığı’nca hacca müracaatın başlangıç ve sonuç tarihleri ilân edilmeli. Başvuru formları basılıp il ve ilçelere dağıtılmalı. Bu formlarda hacca kaçıncı defa gittiği ve hacda beraber olacağı aile fertleri belirtilmeli. Hacca ilk defa gidecek olanlara, öncelik tanınmalı. 4-5 defa, hatta 11. defa hacca gidenler asil listedeyken, ilk defa gidecek olan Ziya Konak Bey iki yıl yedek listede bekletilmiş.

Asıl ve yedek listeler kur’a ile belirlenmeli. Bu listeler devlet sırrı gibi dosyalarda saklanmamalı, umumun göreceği yerlerde ilân edilmeli. Yedek listelerin kayıtları 14-18 Ekim tarihinde yapılacağı açıklanmış, fakat kayıtlar haftalarca oyalanmış, yedeklikten asıl adaylığa geçişin kesin ve net olarak bildirilmemesi, Diyânet’in Ankara listesi, İstanbul merkezin listeleri ve hocaların elindeki listelerin birbirini tutmaması teşkilâtın ciddiyet ve inandırıcılığına güveni sarsmıştır.

Asil ve yedeklere tebligat yapılmalı. Kafile ve grup bütünlüğü muhafaza edilmeli. Kafile mevcudu uçak kapasitesine, grup sayıları da otobüs kapasitesine göre ayarlanmalı, ilçelerden toplanma yerlerine ve hava alanına hacı adaylarını getirecek araçlar sağlanmalı.

Hac rehberi kitapları ve diğer malzemeler zamanında verilmeli. Malzemeler geç verildiğinden elbiseler zor yetişmiş.

Hacı adaylarını bilgilendirme konferansları (konferans verecekler, konuları ve konferans yerleri belirtilerek) düzenlenmeli.

Din görevlileri bu sorumluluğun üstesinden gelebilecek kimselerden seçilmeli. Görevlerini bilmeyen, problem çözmeye yanaşmayan, dert yanan, sızlanan, üstlerinden ve mektep dedikleri kurumdan şikâyet eden kimselerin görevlendirilmesi hacıları son derece üzmüş ve rencide etmiştir.

Kafile ve grup başkanlarına, hacı adaylarına uçuş tarih ve saati, otel yeri ve numaraları bildirilmeli, kafile ve grup başkanlarının birlikte hareket ve koordinasyonu cep telefonları aracılığıyla sağlanmalıdır.

Büro görevlilerinin hacı adaylarına iyi davranmaları sağlanmalıdır. Fotokopi vs. gibi hizmetler, devlet malını kullandırmamak gerekçesiyle reddedilmemeli. Gerekirse hac ücretinden kırtasiye masrafı ayrılmalıdır.

II- Yabancı ülkeler hac ile ilgili bütün işlemleri yazılı belgelere dayandırmışlar. Bizim hacılar ise bu konuda, haccın en zor safhalarından Mina’da epey sıkıntı yaşamışlar. Ziya Konak Bey bunu, “Hazin fakat gerçek, Mina’da üç çadırdan kovulduk. Birincide İranlılar, ikincide Afrikalılar, üçüncüde Amerikalılar tarafından.” “Buralar bize tahsisli, işte tahsis emrimiz” diye evraklarını gösterdiler, “çıkmazsanız polis çağırır, sizleri attırırız.” dediler. “Din görevlilerimizin ise tahsis emrinden, evraktan haberleri yok.” diye ifade etti.

Aynı problem Mekke’den Medine’ye gidişte, araç tahsisinde de yaşanmıştır. Türk yetkililerin de şifahi istek yerine, önceden diğer milletler gibi Suudî makamlarla (kaç kişilik araç lâzım, hangi gün ve saatte vs. gibi) yazılı istek ve plânlarının ve yaptıkları sözleşmelerin bulunması gerekirdi. Hacılar boş yere 25 saatlik sinir bozucu bir gecikme yaşamazlardı. Bu yüzden hem Mescid-i Nebevî’de 40 vakit namaz tamamlanamamış ve Kuba Mescid’inde Cumartesi günü iki rekat namazla ilgili sünnet de yerine getirilememiştir.

İntikallerde üstü bagajlı otobüsler istendiği için (herhalde ucuza maletmek amacıyla), ekonomik ömrünü tamamlayan araç tahsisi yapılmaktadır. Oysa Türklerin de yabancılar gibi insan nakli için otobüs, eşyalar için de kamyon istemesi uygun olurdu. Diyanet görevlileri, Suudi yetkililere ücretleri ödemiş, fakat sözleşme yapmamış. Aksaklıklar karşısında hesap sormak yerine, el ovuşturan ve yalvaran durumunda kalıyor. Bu durum onur kırıcı olmaktan başka, Suudî makamların hacla ilgili titiz ve ciddî çalışmalarına da zarar veriyor.

Amacımız uzun yıllar milletimize hac ibadetinde hizmet etmiş bir teşkilâtı karalamak değildir. Aksayan, ihmâl edilen hususların sonraki yıllarda da sürmesini ve bu teşkilâtın saygınlığına gölge düşmesini önlemektir. Bu sayede hacılarımız daha rahat ibadet imkânı bulacaklardır.