> 2003 > Ekim - Durdum Divânına > Cennet Nesli
Durdum Divânına
212.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Cennet Nesli
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
2003 - Ekim, Sayı: 212, Sayfa: 026

Sahâbe kıvamının bütünlüğü açısından işaret edilmesi gerekli bir önemli nokta da onun âhirete uzanan yönüdür. Zira fazilet ve olgunluk/kemâl sadece dünya ile sınırlı kalırsa tatmin edici olmaz. Onun öte dünyaya uzanan olumlu bir tarafı da bulunmalıdır. Hatta kemâl ve kıvam, âhirette bir anlam taşıyorsa kemâldir ve bir kıymeti var demektir. Bütün iyilik ve erdemler için bu böyledir. Çünkü müslümanlar hem dünyanın hem de âhiretin iyiliğine, güzelliğine, nimetine tâliptirler: “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem azâbından koru!” (Bakara sûresi (2), 201)

Sahâbîlerin âhiretteki konumlarıyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerîm’de yer alan açıklamalardan birkaçı üzerinden konuyu değerlendirmeye çalışalım.

1. Onlar için mahcûbiyet yoktur.

“Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri/onun imanını paylaşanları utandırmayacağı o gün Allah sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyar..” (Tahrîm sûresi (66), 8)

Allah’ın, kendilerini utandırmayacağı Peygamber ve onunla birlikte iman edenler tanımlaması, hiç kuşkusuz öncelikle sahâbîler için geçerlidir. Bu ve benzeri âyet-i kerîmelerden anladışıldığına göre “Peygamberle imanda birliktelik” kıvamda ve onun âhiretteki sonucunda etkili olan ana özelliktir. Bu da zaman ve mekan anlamında yani kâmil mânada sahâbilere ait bir erdem ve nasiptir. Sonucu ise, âhirette mahcup olmamak ve cennete girmektir. Yani onlar sadece utandırılmamakla kalmayacaklar, daha ileri, temelli ve güzel nimetler yurdu cennete de kavuşturulacak, yüceltileceklerdir.

Âhirette mahcup olmamak, utandırılmamak, aslında başlı başına bir bahtiyârlıktır. Zira âhiretin mahcubiyeti, dünyadaki mahcûbiyetlere asla benzemez. Çok daha ağır ve büyük bir utançtır. “…Ve lâ tuhzina yevme’l-kıyâme = Kıyâmet günü bizi rezîl ü rüsvây eyleme ya Rab!” Âl-i  İmrân  sûresi (3), 194 duâsının, işin aslını idrak eden akıllı kullar(ulu’l-elbâb)a ait bir yakarma olduğu, yüce Rabbimiz tarafından haber verilmektedir. Bk. Âl-i  İmrân sûresi (3), 190 Bu ihbarın herhalde büyük bir uyarı ve teşvik anlamı taşıdığı açıktır.

Başta sahâbîler olmak üzere Peygamber ile aynı imanı paylaşanlara cennet ve nimetlerinin verileceği müjdesi, sahâbe kıvamının hem tasdiki, hem takdiri hem de gerçek mânada bir kalite olduğunun duyurusu anlamındadır. Kemâle, kemal sahiplerine ait nûrun tamamlanması demektir: “Etmim lenâ nûrenâ = Nurumuzu tamamla!” Tahrîm sûresi (66), 8 duasının peşin cevabı gibidir.

2. Allah onlardan râzıdır.

Kul için en büyük hedef ve şeref, Rabbin rızasını kazanmaktır. Kıvam, bu hedefe ulaşmakla ispat edilir. “Sahâbe kıvamı” ise, işte bu anlamda gerçek bir kıvamdır. Zira hedefi yakalamıştır. Bunu da bize yüce kitabımız şöylece haber vermektedir:

Mü’minler ağaç altında seninle anlaştıkları (sana bey’at ettikleri) zaman Allah onlardan razı olmuştur.” (Fetih süresi (48), 18)

Belli bir grup sahâbî (bey’atü’r-rıdvân’da bulunanlar) için geçerli olan bu rıza beyânı, bir başka âyette tüm sahâbileri (”zulüm ve kötülüğün egemen olduğu ortamdan” kendini ahlaken uzak tutan ve “Din’e sahip çıkan ve koruyan” mü’minleri) kapsayacak bir genellikle ifade buyurulmaktadır: “(İslâm’a girmekte) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tâbi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. (Tevbe süresi (9), 100)

3. Kurtuluşa ermişlerdir,

Cennet ehlidirler

Allah’ın, kendilerinden râzı olduğu kulları için artık hiçbir kuşku, korku ve endişe söz konusu olamaz. Rızâ-ı ilâhiye eren, cenneti hak eder. Râzı olduğu kullarını Allah teâlâ cehenneme atmaz. Hatta, bu kesin gerçeğin bilincinde olan kimi İslâm büyüklerinin “ Allah bizden râzı olsun da dilerse bizi cehennemine koysun” dedikleri anlatılır.

Yukarıda meâlini verdiğimiz Tevbe sûresi’nin 100. âyetinin devamında “Allah onlara temelli  kalacakları, içinde ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır” buyurulmaktadır. Cennetlik olduklarının daha dünyada iken bildirilmiş olması onlara ait “kıvam”ın peşin tescili anlamına gelir. Cennetlik olmak, kurtulanlardan olmak (fâizûn) (Haşir sûresi (59), 20) büyük kurtuluşa (fevzu’l-azîm) ermek demektir. (Bk. Tevbe sûresi (9), 100) “Onlar, peygambere  indirilen nura uyanlar ve kurtuluşa erenlerdir.” (A’raf suresi  (7), 156)

Bütün bu muştulu âyetlerden  hareketle “ashâb-ı Muhammed ashâb-ı cennettir” sonucunu çıkarmak hiç de zor ya da isabetsiz olmasa gerektir. Yani bir anlamda sahâbe, “cennet nesli” demektir.

Bu sonuca bakarak birkaç yazıdır muhtelif açılardan tahlil etmeye çalıştığımız “sahâbe kıvamı”nı “cennetliklerin kulluk kalitesi” diye algılamak ve tanımlamak mümkün gözükmektedir. Pek tabiî olarak her müslümanın böyle bir kıvamı veya kaliteyi yakalamayı hedef edinmesinin lâzım geldiği de ortadadır.

Bu konuda başarılı olabilmek için –Allah kendilerinden râzı olsun- sahâbîlerin ne yaptıklarına, nasıl yaşadıklarına bakmak gerekecektir.