> 2003 > Ekim - Durdum Divânına > Biz Hangi Zümredeniz?
Durdum Divânına
212.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Biz Hangi Zümredeniz?
Ali Rıza Temel
2003 - Ekim, Sayı: 212, Sayfa: 024

İnsanın en önemli görevi kendini her an gözden geçirmesidir.  En ucuz bir malı alırken bile detaylı inceleme yapan insanın, kendinin kaliteli olup olmadığını dikkate almaması, en azından kendisine karşı bir saygısızlıktır. Zaten günümüz insanının en büyük ayıbı kendine, kullandığı eşya kadar önem vermemesidir. Kastettiğimiz önem daha ziyade insanın manevi varlığıyla alâkalı önemdir. Herkes ister istemez az veya çok fiziki yapısıyla ilgili hususlarda titizlik göstermektedir. Zira bedenî kusur ve arızalar bir şekilde kendini hissettirmekte, fakat manevi kusurların genellikle farkına varılmamaktadır.

Bisikletiyle yaşlı bir hanıma çarpıp özür dilemeden yoluna devam eden gence hanım: “Evladım! düşürdün” diye seslenince delikanlı: Neyi düşürdüm? diye sormuş. Hanım: “Ahlâkını” cevabını vermiş. Terbiye ve imandan nasibini almamış pek çok kimseler kaybedilen ve düşürülen şeylerin sadece “maddi değerleri” olduğunu sanıyorlar.

Kendimizi gözden geçirmek daha ziyade manevi ve ahlaki açıdan neleri kazanıp kaybettiğimize bakmaktır. Asıl “kalite kontrolü” manevi sahaya yönelik olmalıdır. İç dünyalarını ihmal edip sırf dışlarını süsleyenler Hz. İsa’nın ifadesiyle “Badanalı mezarlar” gibidirler.

Manevi yapılarının sağlamlığı, manevi depremlere karşı dayanıklı olup olmamaları açısından insanlar çeşitli kısımlara ayrılırlar. İbn Mukaffâ’ya göre dört çeşit insan vardır. İkisi tecrübe edilmeyi, ikisi de edilmemeyi gerektirir. Tecrübe edilmesi gerekenler şunlardır:

1- İyilerin arasında yetişen iyi

2- Kötülerin arasında yetişen kötü,

Zira iyilerin arasında yetişen kimse kötülerin arasına katılırsa bozulabilir. Kötülerin arasında yaşayan kimse de iyilerin arasına katılırsa düzelebilir. Yaşadığı çevre ve toplumun insanları etkilediği malumdur. İbn Mukaffâ’ye göre tecrübeye gerek duyulmayan insanlar ise şunlardır:

1- İyilerle yaşadığı halde kötü olanlar

2- Kötülerle yaşadığı halde iyi olanlar.

Bunlar kimliklerini iyi veya kötü bir zemine oturtmuş, şahsiyet binalarını buna göre inşa etmiş kimselerdir. Böyleleri nadirdir. “Üzüm üzüme baka baka kararır”, “Kır atın yanında olan ya huyundan, ya suyundan” atasözleri bunlar için geçerli değildir.

Tasavvuf büyüklerinden Abdü’l Aziz Debbağ hazretleri de insanların dört sınıfa ayrıldığını söyler ve şöyle sıralar:

1- Bir kısım insanlar vardır ki içiyle dışıyla Allah’la  beraberdirler. Zahirde Allah’ın emirlerine uyarlar, bâtında da gafleti gidererek daima ilahi huzurda olurlar Allah’la beraber bulunurlar. Bunlar Allah’ın sevgili kullarıdır.

2- Bir kısımları da zahirleriyle ve batınlarıyla Allah’tan başkalarıyladır. Zahirleriyle isyan ve aykırılıkta, batınlarıyla da gaflettedirler. Bunlar kınanacak insanlardır.

3- Bir kısım insanlar da vardır ki, zahiren Allah’la, fakat iç dünyalarıyla Allah’tan başkalarıyladırlar. Şeklen ibadette, ruhen gaflettedirler. Yaptıkları ibadetler onları Allah’a götürmez. Zira âdet olarak ibadet etmektedirler. Bu hâl aslında onların Allah’tan uzaklaşmasına sebep olur. Bunlar Allah katında değersiz kimselerdir.

4- Bir kısımları da vardır ki, zahirde başkalarıyla, bâtında ise Allah’la beraberdirler. Dışına bakarsın iş-güçte, içi ise daima Hak Teâlâ’nın murakabesindedir. Bunlar bir an bile Allah’ı düşünmekten geri kalmazlar. Ufacık bir günah dahi onlara ağır gelir, üzülürler. Bu sınıfa dahil olanlar Allah katında diğerlerinin hepsinden daha değerlidirler.

Abdü’l Aziz Debbağ hazretlerinin bu tasnifi herkesi içine almaktadır. Buna göre herkes kendisinin hangi sınıfa dahil olduğunu gözden geçirmelidir. Maddenin kuşatması altında bulunan günümüz insanlarının birinci gruptan olabilmeleri fevkalade zordur. Zira herşey insanla Allah arasında demir perde haline getirilmektedir. Reklamlarla allanıp pullanan, peş peşe piyasaya sürülen câzip mallar insanın dikkatini büsbütün dünyaya çekiyor. Bu yüzden insanlar genellikle ikinci sınıfı teşkil ediyorlar.

Kur’an böylelerini şöyle tanımlıyor: “Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler, ahiretten ise tamamen habersizdirler”

(Rûm: 7)

Üçüncü gruba girenler riyakâr kimselerdir, kabuk müslümandırlar, ibadeti âdetleştirenlerdir. Bunların riyâ ve menfaate dayalı şeklî müslümanlığı gerçek müslümanlığın önünde kalın bir perde teşkil etmektedir. Bunlar şeklen İslâm’a girmiş fakat İslâm bunlara girmemiştir.

Dördüncü gruptakiler ise halk içinde Hak’la birlikte olanlardır. Tasavvuf tabiriyle “elleri kârda gönülleri yârda” olanlardır. Riyadan, menfaatten uzaktırlar. Gürültülü, patırtılı bir dünyada çokluğun oyunu içinde gönülleri daima tek olan Mevlâ’ya yöneliktir. En makbul insanlar da bunlardır. Zira hayatları halka hizmet, Hakka ibadetle geçmektedir.

Şimdi tekrar hepimiz hangi sınıfa dahil olduğumuzu ciddi olarak gözden geçirelim, manevi bir çekaptan geçelim.