> 2003 > Ekim - Durdum Divânına > Bu Ezanlar ki
Durdum Divânına
212.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Bu Ezanlar ki
Cafer Bekiroğlu
2003 - Ekim, Sayı: 212, Sayfa: 014

"Yazmak sesini boşluğa emanet etmektir" denir, buna inanmak içimden gelmiyor. Ne ki sesimi duyurmak için başka çare de gelmiyor elimden; işte sesimi, nefesimi, duygularımı, sıcaklığını yıllarca içmde saklamayı düşündüğüm gözyaşlarımı, kelimelerle ete kemiğe bürünmüş temennîlerimi boşluğa salıyorum.

Saniyeler, saliseler içinde transa geçen duyuşlarımı, yüzlerini görmediğim insanların gönül sıcaklığına emanet ediyorum:

Sabah namazını Sultanahmet'te kılalım diye bir aziz dostumla sözleştik. Beni alacağı yolun kenarına erken vakitte çıktım.

Sokak lambaları boş kaldırımları aydınlatmakta. İş-güç için koşturan telaşlı insanlarla, salınıp gezmek uğruna yolları aşındıran "takva elbisesini yitirmiş gezginler"den arınınca caddeler; derin bir sessizliğe bürünmüş. Koca şehir, kapkara binaların zifirî gölglerine teslim olmuş.

Adına apartman denilen üst üste yığılı evlerin pencerelerinden yoğun bir karanlık sızmakta kaldırımlara. Kesif uykuların derinliği binaların dış yüzeyini de karartmış sanki. İri cüsseli yapılar simsiyah görünüyor gözünüze. Bu saatte namaz için ışıyan bir pencere var mı diye başınızı kaldırıp bakmaya cesaret edemiyorsunuz...

Durakta beni alacak vasıtayı beklediğim esnada, yolun kenarında bulunan camiin minaresinden duyulan Ezân-ı Muhammedî, o yanık ses, şehrin üzerine örtülen uyku perdesini aralamak istiyor âdeta. Müezzin efendi, hoş bir sedâ ile Rabbim'in ismini haykırıyor göklere. Göklere ve yükselen binalara. Onların içinde güvenle uykuya varanlara.

Pek çok insanın bu daveti uyanık karşılamasını dilediğim müslüman diyarında, sabahın en kıymetli vaktinde, ekserîsi uyuyan bir şehirde kendimi yapayalnız hissettiğim bir anda o büyülü ses beni alıp götürüyor.

Kulaklarımda çınlayan sesin tınısı, o kutlu davet, bir ölümsüz sevda masalının betimsiz dizeleri, Bilâl-i Habeşî'den kıyamete çağlayan bir sonsuzluk şarkısının nağmeleri.

O anda beni alacak vasıtanın gelmesini istemiyorum; bir istiğrak kaplıyor benliğimi. Buz gibi soğuk bir içecek, bir bardak cennet şerbeti bütün hücrelerimi tek tek dolaşıyor.

Bu âlî duygular deryâsında seyr ü sefer halindeyken bir gürültü, bir vınlayış bir anda dünyamı altüst ediyor. Bir kamyonun gürültüsü Ezân-ı Muhammedî'yi dinlemekle ürperen benliğimi, cûş u hurûşa gelen duygularımı yerle bir ediyor.

O sırada, o vaziyette dinlemeğe can attığım mübarek çağrıyı bir kaç saniyeliğine de olsa duyulmaz ediyor. İşte o zaman içimde nasıl bir fırtına koptuğunu tarif edemem.

Büyükşehir halkının, ne yoğun bir gürültüye maruz kaldığını o dakikada fark ediyoruz. Betondan zırhlar içinde derin uykulara varmış bulunan insanlara ulaşmasını ümit ettiğim kutsal çağrının, anlamsız gürültüler arasına karışıp gittiğine şahitlik etmiştim çünkü. Derin bir tahassür duyuyor, titriyorum.

Kalem erbabından kudretli bir insan olsaydı yanımda, ona anlatsaydım  duygularımın inkisârını. Hissiyâtımın nasıl paramparça olduğunu resimlere, görüntülere aktarabilen bir becerikli çekim ustası yanımda olsaydı. Acımasız bir tankın, bir gül bahçesindeki çiçekleri çiğneyip savurması gibi, o beklenmedik gürültünün sabahın izzetine el süren mübarek daveti inkıtaya uğratmakla gönül hanemi nasıl da târumâr ettiğini, pek gelişmiş bir fotoğraf makinesiyle resimleseydi.

Çünkü, o gürültüye maruz kalmasaydım; işte o sırada Allah için göz yaşlarım boşanacaktı, tutsak olduğu yerden.

Gözlerimden süzülecek iki damla yaşı yüreğime akıtıyorum. Allah'ım, bu mübarek daveti semalarımızdan eksik etme! Yaşadığım sürece beni bu sese kulak veren bahtiyar kullarından eyle! diye dualar mırıldanırken; "sabah-ı şerifler hayr ola" demek için el uzattığım aziz dostuma, ellerimle birlikte gönlümü de sunuyorum. Olanca sıcaklığı ile yüreğimi.

Çünkü o, bana göre çok uzaklardan çıktı yola. Uzaklaradan çıkıp, erken saatte yola koyulmuş ve beni de almayı tekeffül ederek, Sultanahmet'e sabah namazına gitmeyi göze almıştı. Bir uyanık mü'mindi o; alnından öpülecek bir müslüman.

Emrullah HATİPOĞLU'nun imâmetinde edâ ettiğimiz sabah namazından selam ile çıktığımız anda, güzel bir niyetle başladığımız bir günün ilk ışıkları şavkıyor yüzümüze. Dua için ellerimi açtığım vakit şöyle yakarıyorum;

Allah'ım! inanıyorum ki doğan her gün, senin kullarından ümit kesmediğinin şahididir. Sonsuz merhametinden şu garip kulunun yüreğini de nasiplendir. İnsanlara hayır dualar edeyim. Derin uykulardan uyanışlar, dirilişler nasip eyle yurdum insanlarına, tüm insanlığa...

Koca camiin dış avlusuna vardığımda bir burukluk kaplıyor içimi. Günü uyanık karşılamanın huzuruyla, sabah ezanını dinlediğim sırada hissettiğim derin tahassürün hüznü, bir anafor koparıyor yüreğimde. Boynu bükük minarelerin, cemaati seyrelmiş camilerin acısı çörekleniyor gönlüme.

Gecenin ilk saatlerini katledercesine geç yatmanın maharet sayıldığı bir zamanda yaşadığımı, üzülerek farkediyorum. Sabahın bereketli vaktinde haneleri bürüyen gaflet uykularının karanlığını, bir kabus gibi tasavvur ediyorum. Beton duvarlara tesir edemeyen sabah ezanına yazık ediyoruz diyorum içimden. Ezanın gürültüler arasında karışan bir kaç saniyesine âh u vâh ediyorum.

Bir sabah vaktinde arşınladığım sokakların, caddelerin isyankar kulların gafletine ağlamış olabileceğini düyünüyorum. Taşların, bedenlerini teşhir eden insanlardan utanabileceğini...

Düşünüyorum ki; daha yürünecek yolumuz var. Cemaatle namaza sahip çıkmam gerektiğini önce nefsime telkin etmem gerekiyor. Sonra sorumlu bulunduğum yakınlarıma, sözümün geçtiği güzel insanlara.

Bu ülkede hayırlı işler yapılacaksa eğer; işe koyulacağımız nokta şurasıdır. Sabah ezanları uyuyan şehir halkını yalayıp geçmeyecek. İştiyaklı muhataplar, uyanık dinleyici kitleleri bulacak kendine. Ecdadımızın uğruna canlar verdiği o kutsal çağrı, boş caddelere, ses geçirmez pencerelerle kaplanmış duvarlara değil; camileri dolduran uyanık mü'minlerin âgâh gönüllerine yankılanacak.

Bu ülkeye, bu insanalara iyi şeyler sunmak istiyorsak eğer; bunun başlangıç noktası mutlaka o ebedî çağrıya gereğince kulak vermek olmalı. Semalarda çınlayan ilâhî nağmeler, daha çok insanımızın yüreğinde yankı bulmalı, diye inanıyorum.

Akif'in rûhu şâd olsun. Bu millete edilebilecek dualar içinde en hayırlısını o temennî etmiş:

Bu ezanlar ki şehâdetleri dînin temeli.

Ebedî benim yurdumun üstünde inlemeli.