> 2003 > Ekim - Durdum Divânına > Bir Abdest Kadar Yakın
Durdum Divânına
212.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Bir Abdest Kadar Yakın
Cafer Durmuş
2003 - Ekim, Sayı: 212, Sayfa: 010

Yaşadığım her günü, Allah'a gereğince kulluk etmek üzere verilmiş bir altın fırsat olarak bilecekken; peşin ve ucuz zevklerin cazibesine çoğu kere aldandığımı hissediyorsam; ibadetlerime, kulluk vazifelerime günlük işlerimin yoğunluğu arasında gereğince itina gösteremediğim endişesini yüreğimde taşıyorsam; yüce dinimin ihtirasalarımı teskîn eden değerlerine yeniden sahiplenmek durumundayım. İbadetlerime itinamı bir kez daha gözden geçirmek ve beni Hakk'ın huzuruna durmağa layık kılan abdestimin tam ve tamamlayıcı olmasına itina etmek durumundayım.

Bu duygular içinde Mâide Sûresi 6. ayetine yeni bir şevkle nazar etmek ve gönlümü arınmışlığın çeşmesinde yeniden yıkamak istiyorum.

Şöyle buyuruyor Rabbimiz:

"Ey iman edenler! namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi –başınızı meshedip- topuk kemiklerine kadar ayaklarınızı yıkayın..."

Ayet-i kerimenin manası devamında, abdestin farzları, gerektiğinde guslün alınması ve teyemmümün farzları açıklanıyor.

Diyebiliriz ki, namaza varan kutlu yolun anahtarı veriliyor burada. Maddi ve manevi temizliğin şifresi... Temizliğin maddî boyutla sınırlı olamayacağı öğretiliyor özellikle.

Namaza kalktığımız vakit abdest almamız emrediliyor. Abdestin tamam olması için yıkanması ya da meshedilmesi gereken uzuvlar bildiriliyor. Bir takım güçlükler varsa onları aşmanın yolları gösteriliyor. Şartlar müsait değilse teyemmüm ile manevi temizliğe ulaşılması emrediliyor.

Kullarını zorlamak istemediğini ferman ediyor Rabbimiz. Bilakis, şükretsinler ve takva yoluna yönelsinler diye kolaylık yolunu gösterdiğini buyuruyor.

Tefsirde bu âyet-i kerimeye "teyemmüm ayeti" denildiğini görüyoruz. Çünkü abdest bu ayet-i kerime ile değil, daha önce namazın farziyeti ile birlikte teşrî olunmuş.

Şu halde, ayet-i kerimede abdestin özellikle namaz için şart olduğu bildirilmiş oluyor; başka ibadetler için şart olmadığı...

Çünkü, bu âyet-i kerime nazil oluncaya kadar Peygamber Efendimiz, abdest almadıkça ashâb-ı kirâm ile ne konuşur ne de selam alıp verirmiş. Abdestsiz bir iş yapmak şöyle dursun, bir söz dahi söylemezmiş.

*  *  *

Peygamberimiz, Allah'ın huzuruna durulacağı vakit rûhen ve bedenen arınmayı öğretmiş ümmetine. Bunu kendi mübarek hayatında takip ve tatbik etmiş, ashâb-ı kirâm da o Kutlu Önder'i izlemişler.

Gül goncası torunları, abdestte yanlışı olan bir insanın hatasını, büyük bir incelikle hatırlatmışlar. Hz. Ali Efendimiz, abdest husûsundaki bir ihtilâfı çözmek üzere uzun yolculuklara katlanmış.

Yüksek vasıflarından biri de az kelime ile çok şey ifade etmek olan Peygamber Efendimiz, muhtelif hadis-i şeriflerinde abdestli bulunmanın kıymetini en beliğ sözlerle, kolaylıkla hatırlanacak misallerle tebliğ etmiş.

Zahmetine rağmen abdesti tam almanın; hataların silinmesine ve derecelerin yükselmesine vesile olacağını buyurmuş. (Müslim, Tahâret 41)

Güzel bir şekilde abdest aldıktan sonra iki rekat namaz kılan ve kıldığı namazda dünyevî hiç bir şey düşünmeyen kişinin, anasından doğduğu gün gibi günahlarından arınacağını müjdelemiş. (Buhârî, Vudû' 24)

*  *  *

Allah dostlarının ışık saçan hayatlarına şöyle bir nazar etsek, onların abdestli bulunmaya ne derece önem verdiklerini göreceğiz: Mücâhid (rh. a.) şöyle demiş; abdestsiz, zikirsiz ve istiğfarsız gecelememeyi başarabilenler, bu alışkanlıklarını devam ettirsinler. Zira öldükleri hal üzere diriltilirler.

Peygamber Efendimiz; abdest alırken Allah'ı zikreden ve besmele ile başlayan kimsenin bütün bedeni, besmele getirmeyenin ise yalnızca yıkadığı azaları temizlenir buyurmuş. (Câmiü's-Sağîr 2/177) Abdesti dualarla tezyin etmenin yolunu göstermiş. Tam ve tamamlayıcı abdestlerin makbûl ibadetlere temel teşkil edeceğine işaret buyurmuş.

O halde, bu günden tezi yok, sahip olduğum hazinenin kıymetini yeniden keşfetmeliyim. Sünnetlerine riâyetle, âdâbını gözeterek, her uzvu yıkarken okuyacağım dualarla, kutsal bir emanet gibi alacağım abdestimi:

Ellerimi yıkarken; suyu temiz ve temizleyici kılan Allah'a hamd edeceğim.

Ağzıma su verirken; Allah'ım, Rasûlullah'ın Havz-ı Kevser'inden kana kana içmeyi nasib eyle, diye yalvaracağım.

Burnuma su verirken; Rabbimden, naîm cennetlerindeki misk ü anber râyihalarını koklamayı isteyeceğim.

Yüzümün abdest suyu ile buluştuğu sırada; bazı yüzlerin ağardığı ve bazı yüzlerin karardığı o büyük günde, yüzü ağaranlardan olmak için dua edeceğim.

Sağ kolumu yıkarken; amel defterini sağından alanlardan olmayı, sol kolumu yıkarken, kitabı solundan verilen bahtsızlardan olmamayı isteyeceğim.

Başımı meshederken; Arş-ı Âlâ'nın gölgesinde barınanlardan olmayı.

Kulaklarımı meshederken; onlarla en güzel sözü işiten ve ona tâbî olanlara katılmayı isteyeceğim.

Ensemi meshederken; boynumun elem verici azabtan korunmasını.

Ve ayaklarımı yıkarken; ayakların kaydığı sırat köprüsünde, sabit kadem olmayı isteyeceğim.

Aralarında şehadet kelimesi getirerek, salavât-ı şerifeler okuyarak yıkadığım uzuvlarımın hitâmında, bütün bu dualarla gönülden yakaracağım. Kadr Sûresi'ni okuyacağım en sonunda.

*  *  *

"Yâ eyyühellezîne âmenû izâ qumtüm ila's-salâti feğsilû vücûheküm = Ey iman edenler! namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, ellerinizi... diye başlayan kutlu nidayı benliğimde duyacağım. Sadece bana hitâb ediyormuşcasına yüreğimde hissedeceğim. Rasûlullah Efendimiz'in nasıl abdest aldığını tasavvur edeceğim. Abdest alışımda ona ve onun dostlarına yaklaşmayı kutlu bir hedef gibi önüme alacağım. Bu benim son abdestim olabilir diyeceğim. Bu abdestle huzura varabilirim.

Ömrümde bu duygularla alacağım abdestlerin sayısını arttırmağa çalışacağım. Bu şuuru kazanmanın çok önemli olduğuna inanıyorum çünkü.

Tam ve tamamlayıcı bir abdesti her zaman, ter ü taze yanımda hissedebilirsem; onsuz yapamayacak derecede abdestle ünsiyetim olur.

Uzuvlarımı abdestle, abdestimi namazla ferahlandırmayı itiyat edinebilirsem; Rahmân'ın çağrısına icâbet eden bahtlılar kervanına katılabilirim. Ve bunu alışkanlık edinebildiğim sürece namazlarım, işlerimin arasında öylesine geçiştiriverdiğim birer ariyet gibi olmayacaktır.

Gündüzlerin koşturmacası arasında, gecenin dinginliğinde abdest için suyun izzetine uzatacağım ellerimi. Uzuvlarım, ulvi gayelere akan suyun serinliğinde buluşacak. Suyun arınmışlığı ve paklığı, günahlarla benim arama, uykularla aramıza mukaddes bir perde gibi gerilecek.

*  *  *

Sevgili Peygamberimiz; "sizden biriniz öfkelenirse, hemen abdest alsın" buyurmuş. Bu gün, bu öfkeyi sadece kavga ve nizâ halindeki kızgınlıkla sınırlamamak gerektiğine inanıyorum. Elimi, ayağımı, yüzümü, gözlerimi bürüyen ihtirâsı ve nefs-i emmârenin arzularını abdestin manevi ikliminde teskîn edebilirim.

Bunu başarabilirsem eğer; iklimine girmekle bahtiyar olduğumuz oruç gibi abdestim de beni, bir kalkan gibi kötülüklerden koruyacak, iyiliklere sevk eden itici bir güç olacaktır.

Aradığım huzur ve dinginliğin, bir abdest suyu kadar yakınımda olduğuna inanıyorum.

NAMAZA BÖYLE DUR

Hâtem-i Esam Hazretleri, namazın hakkıyla edâsı hakkında şöyle der:

“Evvelâ namaz için gerekli hazırlığı en güzel şekilde yerine getir. Kâbe’yi iki kaşının arasına, Sırat’ı ayaklarının altına, cenneti sağına, cehennemi soluna al! Arkanda Azrâîl’in, senin tatlı canını almak için beklediğini tefekkür ile «bu namaz ömrümün son namazı» diyerek korku ve ümîd hâlinde Cenâb-ı Rabbü’l-âlemîn’in huzûruna dur! Tahkîk ile tekbîr al! Ağır ağır ve mânâsını düşünerek Kur’ân oku! Tevâzû ile rukû, huşû ile secde eyle! Bedenin, namazın tabiî erkânına devam etsin, ancak rûhun dâimâ secde hâlinde kalsın ve o vuslattan bir nefes ayrılmasın!..”

(İslâm İmân İbadet, Osman Nurî TOPBAŞ shf. 209)