> 2002 > Nisan - Din'in Neresindeyiz? > Bir Annenin Günlüğünden
Din'in Neresindeyiz?
194.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Bir Annenin Günlüğünden
Meltem Erdem
2002 - Nisan, Sayı: 194, Sayfa: 054

Bugün 3 Mart... Günlüğüme bu satırları, kızlarımın başucunda, solgun gece lâmbasının ışığında yazıyorum. Yanlarından ayrılmak istemiyorum; çünkü Ayşem sık sık kâbus görüp uyanıyor. Şimdi ikisi de melekler gibi uyuyor. İkisi de ölesiye yorgun... Hem nârin bedenleri, ondan çok daha fazla da gönülleri... Daha bu  yaşlarında çektikleri acılar ne kadar da olgunlaştırdı, onları... Gözümde bir türlü büyütemediğim yavrularımla üç arkadaş gibiyiz şimdi... Üçümüzün de içinde yangın yanıyor... Ve kimbilir kaç aile bizim gibi bu ateşle yanıyor...

Sahi, bugün Ayşe'nin doğum günü... Nasıl da unuttuk, telâştan... 17 yıl nasıl da geçti. Hatice henüz dört yaşındaydı. Ayşe'yi kucağına verdiğimizde nasıl da abla edâlarına girmişti. Rahmetli babaları, Peygamberimiz'in (s.a.) iki kız yetiştirenler için verdiği müjdeyi hatırlatmıştı bana. Hatice'nin ismini Hz. Hatice (r.anha) gibi seçkin, vakur ve hizmet ehli olmasını isteyerek koyduğumuz gibi; Ayşe'nin de Hz. Âişe (r.anhâ) gibi yüksek ilim sahibi bir hanımefendi olmasını temennî etmiştik.

Ayşe henüz beş yaşındayken, babası teröristlerin saldırısında şehîd olmuştu. Öğretmenlik yaptığı okulundan dönerken bulundukları otobüs teröristlerce durdurulup taranmış. Askerlerin bana haber vermesiyle koştuğumda, son nefeslerini alıp veriyordu. "Kızlarımı iyi okut. Vatana, İslâm'a hayırlı evlât olsunlar; Allah'a ve sana emânet" demişti zorlukla...

Nerden geldim yine bu konuya... Göz pınarlarım acıyla sızlıyor... Günlerdir sık sık gözyaşı, hepimizin gözlerini harâp etti tabii... Gökyüzü de sanki bana eşlik edercesine buğulu... Ayşeciğim, Dünya Kadınlar Günü (!) dolayısıyla yoldan geçen hanımlara vermesine polislerin izin vermediği karanfili elinde uyumuş,

sımsıkı sıkılmış avuçları. Yine gözlaşları var yanaklarında... Zulmün bu raddesini haliyle hazmedemiyor, anlayamıyor bir türlü yavrucak... Hatice farklı mı sanki? O da elleri başörtüsünü kavramış, sanki birileri başından çekecekmiş gibi ürkek...

Dile kolay tam oniki yıldır hem anne hem  baba olmak; yetimliklerinin buyrukluğunu hissetmemeleri için gözlerinde hep mutluluk, hep gülücükler olsun derken... Şu hâlimiz... Ağır bir imtihan bu... Rabbim başarıyla geçmeyi nasip etsin...

Ayşe İmam Hatip son sınıfta, Hatice'yse İlâhiyat 3. İkisinin de idealleri ve hayalleri alt üst oldu. Kendilerini her gün polisle karşı karşıya bulmak, o çok sevdikleri okullarının bahçesine bile alınmamak. Kendi vatanlarında: ikinci sınıf vatandaş, hatta terörist muamelesi görmek... Yardım et Rabbim. Güç ver onlara... Okudukları ve inandıkları gibi yaşamak istiyorlar sadece... Erkek olsalardı, başörtüsü inancı yüreklerinde olur, okullarına zararı olmazdı. Ama aynı inanç onların yüreğinde olunca... Kız olmaları mı suçları? İnanacaklar; ama yaşamak isteyince hayır! Bu nasıl iş? Kız çocuklarının mutlaka okutulmasını isteyenler, şimdi okulların etrafına olmadık engeller yığıyorlar.

Bu kadar derdimin arasında bugün, bir de polis olan kardeşim gelmez mi? Allah'tan kızlar bakkala gitmişlerdi... Yoksa zorlukla sâkinleştirdiğim acılı yürekleri, bir de dayılarının feryadıyla hırpalanırdı...

"Affet beni abla!" diye kapandı ellerime... Deliler gibi hıçkırıyor, çırpınıyordu... Anlamıştım... Kelimelere ihtiyaç yoktu... Ama yine de anlattı. İmam Hatip Liseleri'nden birinde görevlendirmişlerdi onu... Ne kadar bahane bulduysa da fayda etmemişti. Okullarının kapısından içeri girmek isteyen o mâsum yavruları, gün boyu engellemek zorunda kalmış; gözyaşlarını gün boyu akıtmıştı. Her kız çocuğunda sanki yeğenlerini görmüş; akşama kadar yüzlerce Hatice ve Ayşe görmek onu harâp etmiş, kaç kez ölüp dirilmişti... Benim hiçbir tesellimi duymadı... Kapıdan çıkıp giderken omuzları çökmüş, sanki bir günde ihtiyarlamış, yürüyen bir ceset gibiydi.

Saat gecenin yarısını çoktan geçti. Ayşe yine kâbus gördü herhalde "Diplomamı istiyorum!" diye haykırarak uyandı...

Bir müddet kucağımda bir bebek gibi avuttum. Saçlarını okşadım... Şimdi dizimde uyuyor... Rabbim ciğerim yanıyor. Mazlumuz... Hiç bir suçumuz yokken en tabii  haklarımız elimizden alınıyor...

Bir genç kıza zorla "başını kapatacaksın" demek ne kadar zorbalıksa, böyle açtırmaya zorlamak da öyle... Birçok dünya ülkesinde "kıyafet" diye bir sorun yokken biz niye hâlâ bu noktadayız? Neden kafalarına içiyle değil dışıyla uğraşıyorlar? Ah Ayşem... Son senesinde okulunun bahçesine bile giremeyecek hâle gelmesine hâlâ inanamıyor... İnanılacak gibi değil zâten. Dün içindeki bu fırtınayla okulun bahçesine girmedikte ısrar edince coplar çıkmaz mı karşısına?! Ben Hatice'nin yanından yeni gelmiştim. Can havliyle onca öğrencinin arasından geçip, onu nasıl çekip aldım; hâlâ inanamıyorum.

Benim bir fiske vurmadan el üstünde büyüttüğüm yetim yavruma nasıl da kıyıp vurdular. Babaları onların okulları uğruna geldikleri bu halden haberdâr mıdır acaba? Şehitler ölmediğine göre biliyordur ve ızdırabını duyuyor herhâlde...

Bir anne olarak günlerdir onların yanında dimdik durup, sürekli destek olmak, çoğu zaman soğukkanlı olmak zorunda kalmak; yüreğimi kaç türlü hâle soktu... Gözlerimdeki bu yaşlar, gönlümdeki çağlayanın sâdece sâhile vuran küçük kısmı... Bilmiyorum benim gibi yüzlerce gözü yaşlı ananın hakkını nasıl ödeyecekler, bu günlerin yükünü nasıl çekecekler.

Ayşem de, Haticem de, başörtüleriyle rahatça okuyabilmek, dinlerini öğrenip yaşayabilmek ümitleriyle seçtikleri okullarında nasıl da güzel hayaller kuruyorlar; ne büyük zevk ve istekle okuyorlardı. Yüksek başarıları okul idaresinin ve benim göğsümü kabartıyordu. Hatice profesörlüğe varan uzun soluklu bir maraton sevdalarıyla tutuşurken birden üzerimine çöküverdi bu yasak kâbusu. Dünyanın birçok ülkesi bilim ve teknik araştırmalarında çığır üstüne çığır açarken bizim içinde bulunduğumuz bu kısır döngü nedir? Oku, öğren, inan; ama inandığın gibi yaşama; inandığın gibi yaşayacaksan o zaman okuma. (!)

Ayşem dizimde bir o yana bir bu yana dönüyor... Belli ki yine kâbus görüyor. Umuyorum ki şafak sökmeden önceki son karanlıktır bu... Rabbim, sen bizi aydınlıklara çıkar... Mâsum yavrularımıza girdikleri bu ağır imtihandan yılmadan, zedelenmeden, dağılmadan, başarılarla feraha çıkmalarını nasîp et. Âmin...

* Bu yazı tüm başörtüsü mağduru talebe ve annelerinin duygularına bir nebze tercüman olabilmek amacıyla yazılmıştır.