> 2002 > Nisan - Din'in Neresindeyiz? > Dünya Gündemi
Din'in Neresindeyiz?
194.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Dünya Gündemi
Beytullah Demircioğlu
2002 - Nisan, Sayı: 194, Sayfa: 050

BBC Ortadoğu Muhabiri Suriyeli Hüsnü Mahallî ile Ortadoğu Üzerine...

"İsrail Toplumu Şiddete Motive Edilmiştir"

* * * * *

Hüsnü Mahalli Kimdir?

Suriye Halep doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdikten sonra aynı üniversite de mastırımı, Uluslararası İlişkiler'de de doktoramı tamamladım. Tezimin konusu da "Türk Arap ilişkileri" idi. Aşağı yukarı 25 yıldır Türkiye'de gazetecilik yapıyorum. BBC, NBC gibi uluslararası televizyonlar başta olmak üzere hemen hemen bütün Arap ülkelerinin radyo, dergi, gazete, ajans gibi basın yayın organlarıyla çalıştım. İhtisas ve görev alanım Türkiye ve onu çevreleyen bölge diyebilirim. Yani Ortadoğu'nun tamamından Orta Asya'ya varıncaya kadar oldukça geniş bir bölge... Şu anda BBC'ye, Almanya'da bir, Arap ülkelerinde dört radyoya, üç gazete, bir dergi ve bir ajansa çalışıyorum..

* * * * *

İşgal altındaki Filistin toprakları, ikinci intifadanın başladığı Eylül 2000'den bu yana geçen ay olduğu kadar şiddet olaylarına sahne olmamıştı. Kasap lâkaplı Şaron iktidarındaki İsrail yönetiminin saldırgan politikası son haftalarda kelimenin tam anlamıyla topyekün bir katliama dönüştü. F-16'sından, tankına varıncaya kadar en ağır silâhlarıyla Filistin yönetimine ait kentleri işgal eden İsrail askerlerinin estirdiği terörün bilançosu oldukça ağırdı. Yüzlerce masum insanın katline, yüzlercesinin yaralanmasına, okullardan, kreş ve yerleşim yerlerine varıncaya kadar pek çok binanın harabe haline getirilmesine neden olan İsrail askerleri, vahşet, zulüm ve insanlık suçlarıyla dolu olan kara sicillerine bir yenisini daha eklemiş oldular.

Evet, işgal altınaki topraklarda şiddetin dozu her geçen gün katlanarak artıyor. Öte yandan Filistin'deki insanlık suçu görmezlikten gelinerek Irak etrafındaki çember de günler geçtikçe biraz daha daraltılıyor. Yani bölgenin tansiyonu sürekli yükseliyor.

İsrail-Filistin gerginliği daha nereye kadar devam edecek, İsrail ile Araplar topyekün bir savaşa doğru mu gidiyor? ABD, Irak'a askeri müdahalede bulunacak mı? Bulunursa sonuçları ne olur? gibi soruların cevaplarını Suriyeli gazeteci Hüsnü Mahalli'den almaya çalıştık.

Altınoluk: Ortadoğu özellikle de Filistin şu günlerde oldukça gergin. İşgal altındaki topraklar, 18 aydır süren ikinci intifadanın en sancılı ve gergin günlerini yaşıyor. Sizce bölge ne kadar daha taşıyabilecek bu gerginliği? Topyekün bir savaşa doğru mu sürükleniyor bölge?

Mahalli: Mevcut durum sürdüğü müddetçe bölgedeki gerginlik de dinmeyecektir. Yani bu gerginliğin temelinde yatan gasp ve işgal devam ettiği sürece bölgeye huzurun gelmesi mümkün gözükmüyor. Bu bir. Bölgeyi daha uzun süre gerginliğe mahkum edecek ikinci neden ise İsrail devletinin ve siyonizmin ideolojisinde barışın olmamasıdır. Çünkü barış olduğu zaman İsrail devleti diye bir şey kalmaz. Fırat'tan Nil'e uzanan topraklarda büyük İsrail devleti kurulmadığı sürece siyonizmin ideolojisine göre barışın tesis edilmesi ihtimal dışıdır. Bunu ben söylemiyorum. Bugün İsrail Başbakanı olan Şaron söylüyor. İsrail yönetiminde olan yedi tane ırkçı partinin liderleri söylüyor...

Şimdi kimi çevreler dünya medyasının etkisiyle, işgal vakıasını görmezlikten gelerek Filistin halkını, şiddet uygulamakla suçlamakta. Bu ne akla, ne insanlığa, ne uluslararası hukuka ne de vicdana sığar. Orada bir gasp, işgal var. Bütün dünya dinleri, uluslararası hukuk, BM kararları "toprakları işgal edilen halklar, her türlü mücadele hakkına sahiptir" der. Filistin halkı da bunu yapıyor. Bunun ötesinde bir şey yapmıyor. Dolayısıyla işgal sürdüğü müddetçe hak arama mücadelesi de sürecektir.

Altınoluk: Suudi Prens Abdullah'ın sunduğu İsrail'in 1967'de işgal ettiği topraklardan çekildiği takdirde bu ülkeyle tam diplomatik ilişki kurma şartını içeren barış planını nasıl buluyorsunuz, sizce bu proje uygulanabilir mi?

Mahalli: Aslında Prens Abdullah'ın teklifinde yeni bir şey yok. Bu teklif 1981'de zaten Kral Fahd tarafından gündeme getirilmişti. Bu teklifin çok basit iki tane temeli var. Birincisi İsrail, işgal ettiği tüm Arap ülkeleri topraklarından çekilsin. İki Filistin devleti kurulsun ve İsrail, Filistin devletini tanısın biz de İsrail'i tanıyalım. 1991'de Madrid'de bütün Arap ülkeleri Amerika, Rusya, Avrupa ülkeleri oturup bu yöndeki bir anlaşmanın altına imza atmıştı zaten. O da yetmedi 1993'te Oslo'da teyit edilmişti bu teklif.. Dolayısıyla yeni bir şey değil.

Fakat İsrail'in, Filistin halkını topyekün yok etmeye girişmişken sanki yeni bir şeymiş gibi bu teklifin gündeme getirilmesi, bana göre son derece yanlış olmuştur. Katliamlarını had safhaya çıkardığı sırada sen çıkıp diyorsun ki; "İsrail şunu yaparsa ben de İsrail'i tanırım." İsrail, bahsedilen teklife sıcak baksa, 1991 Madrid kararlarından sonra bunu yerine getirirdi. Oslo anlaşmasından sonra yapardı. 1996'da Arafat'la Rabin'in tokalaşmasından sonra yapardı. Dolayısıyla Prens Abdullah'ın önerisi çok ciddi bir öneri değil. Yeni bir şey getirmiyor. Ama zamanlama açısından dediğim gibi kötü bir zamanlama.

Altınoluk: Şaron yönetiminin izlemiş olduğu şiddet yanlısı politikalar, kimi İsraillilerce bile "ahlaksız bir savaş" olarak nitelendirilerek eleştiriliyor. Kimilerine göre ise Filistinlilere karşı aciz kalınmakla suçlanıyor. İsrail kamuoyunun nabzı hangi yönde atıyor? Onların haleti ruhiyesine ilişkin tespitleriniz nelerdir?

Mahalli: Bir kere İsrail toplumunun teröre, şiddete motive edilmiş bir toplum olduğunu söylememiz gerekir. İsrail toplumunun iç yapısına baktığınızda, 100 ülkeden toplanıp getirilmiş insanlardan müteşekkil olduğunu görürsünüz. 90 yılında SSCB'nin yıkılmasından sonra 1 milyon insan İsrail'e getirilmiştir. Kazakistan'dan, Ukrayna'dan, Moldovya'dan, Bulgaristan'dan, Amerika'dan, Yemen'den tutup getirilen insanlar arasında nasıl ortak bir payda tesis edilmeye çalışılmıştır? Dışarıdan işgal altındaki topraklara getirilen Yahudiler "Yahudi Dilini ve Düşüncesini Oluşturma" diye tanımlanan bir merkezde altı ay eğitime tutulmuşlardı. Bu eğitim boyunca deyim yerindeyse tam bir beyin yıkama ameliyesinden geçirilmişlerdir. İsrail ideolojisi beyinlerine enjekte edilirken, tüm Filistin halkı kendilerine düşman olarak bellettirilmiştir. Tıpkı Hitlerin yaptığı gibi. Dolayısıyla bugün İsrail'deki kimi çevreler Şaron yönetimini "ahlaksız bir savaş" sürdürmekle suçlasalar da İsrail toplumunun genelinde şiddete motive edilmişlik vardır. Bu benim tespitim değil. Yapılan bütün sosyolojik, psikolojik testler İsrail toplumunun barışa yatkın olmadığını ortaya çıkarmıştır.

Altınoluk: Ortadoğu'ya ilişkin bir başka hassas konu ABD'nin Irak'a yönelik operasyon hazırlığı içinde olması. Washington yönetimi, bedeli ne olursa olsun Irak'a operasyon yapmaya azmetmiş gözüküyor. ABD yönetiminin Irak'a düzenleyeceği operasyon için civar ülkeleri ikna etmek için büyük uğraş veriyor. Sizce ABD, söz konusu ülkeleri ikna edebilecek mi?

Mahalli: Washington'un civar ülkeleri ikna etmesi mümkün değil. Bugün bölgede akıl almaz bir vahşet yaşanırken ve vahşetin baş müsebbibi durumundaki İsrail, uluslararası hiçbir kararı yerine getirmezken ve bütün fütursuzluğunca kan dökmeye devam ederken, "teftiş kurulunun ülkeye girmesine izin vermiyor" gerekçesine sığınarak Irak'ı vurmanız gerektiğine elbette kimseyi ikna edemezsiniz... Hiçbir Arap ülkesi Irak'ta yeni bir kargaşa yaşanmasını istemiyor.. Ama Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkeleri maalesef büyük ölçüde ABD kontrolündeki ülkeler ABD'nin baskısıyla böyle bir işbirliğine girebilirler.

Altınoluk: Irak'a ilişkin bir başka husus Washington yönetiminin, Saddam sonrası, Irak'ta ve çevre ülkelerde nelerin olabileceğine ilişkin endişeleri giderememiş olması. Bu konuda pek çok senaryo yazılıp çiziliyor. Sizin de muhtemel bir Saddam sonrası duruma ilişkin değerlendirmelerinizi alabilir miyiz.

Mahalli: Bir kere darbe tarzı girişimlerle Saddam'ı devirmenin çok zor olduğunu belirtmemiz lâzım. Çünkü Irak'ın iç dengeleri buna müsait değil. Saddam, öyle bir kontrol ediyor ki devleti, toplumu... Çok güçlü istihbarat örgütü var. Darbeyi önleyecek yüzde yüz kendine bağlı çok ciddi bir ordusu var. Dolayısıyla Saddam'a alternatif olabilecek kişinin Saddam'ın çevresinden birisinin olması lâzım. Şimdilik bu da zor gözüküyor.

Dile getirilen senaryolar arasında Suriye'nin desteğiyle gerçekleşecek darbe de var.. Irak ordusu içinde Suriye'ye biraz sempati duyan subayları, el altından desteklenip harekete geçirmek suretiyle Saddam'ı devirmek. Tabi buna ABD'nin sıcak bakmayacağı açık. Irak'da Suriye yanlısı bir iktidarın varlığı, Suriye ile Irak'ı birleştirmeye götürebilir. Suriye'nin İranla dostluğu da göz önüne alınırsa bu ihtimalin de ne kadar uzak olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.

Washington yönetiminin menfaatleri gereği bugün için Saddam'ın devrilmesi noktasında samimi olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla bütün bu senaryoların beyin jimnastiğinden öteye gidemeyeceğine inanıyorum.

Altınoluk: Amerika bugün Afganistan'dan Filipin'e, Irak'tan Gürcistan'a, Yemen'e varıncaya kadar neredeyse dünyanın dört bir tarafına el atmış durumda. Bu yayılmacı politikasını daha nereye kadar sürdürebilecek Washington yönetimleri?

Mahalli: Maalesef bizim gibi ülkelerde yönetimlerin, ABD politikalarına paralel tavırlar koyduğu sürece, bu ülkelerdeki halkların bezginliği, tepkisizliği, duyarsızlığı devam ettiği sürece ABD'nin bu tür müdahaleleri sürecektir.

Maalesef 1960'lı, 70'li, 80'li yıllarda bütün İslâm ve hatta diğer ülkelerde doruğa çıkan anti amerikancı, anti emperyalist, anti siyonist dediğimiz duygular, yüreklerde atan o nabızlar giderek köreliyor.

Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Yani biz oturduğumuz yerden birtakım şeylerin değişmesini bekliyoruz. Amerika'ya kızıyoruz ama bir şey yapmıyoruz. İsrail'in her gün kadın çocuk demeden yaptığı katliamları izliyoruz ve tek yaptığımız şey beddua etmek oluyor. Herkesin imkanı nispetinde tepki göstermesi, bir şeyler yapması lâzım. Sivil toplum örgütleri diye bir şey var. Dernekler, cemiyetler var. Bütün İslâm ülkelerinde tüm bu örgütler var ama kimse bir şey yapmıyor. Demeç vermenin ötesinde bir şey yok. Eskiden bu tür durumlar karşısında halkımız daha tepkiliydi. Bir şekilde seslerini duyurmaya çalışırlardı. Bu bezginlik, kabullenme zamanla ilgisizliğe götürecek. Yani Filistin'de bir günde 50 kişi ölüyor. "Ölsün bana ne"" demeye doğru sürükleniyoruz. Bugün orada ölüyorsa yarın burada 500 kişi ölmeyeceğini kimse uzak bir ihtimal olarak görmesin. Dolayısıyla bu gerçekleri unutmamamız gerekiyor. Amerika'nın çıkarı barışta değil. İran-Irak savaşmasaydı 10 yıl boyunca silah satabilecek miydi? İsrail tüm Arap dünyasını tehdit eden bir silah gücüne sahip olmasaydı, civar Arap ülkelerine milyonlarca dolar değerindeki silâhları satabilecek miydi? Siz bunu bilmedikçe ve buna karşı direnmedikçe bugün hiç ummadığınız şeyler bir gün sizin başınıza gelir.

Altınoluk: Teşekkür ederiz.

Dış Basından: İsrail'in Tek Şansı Var: BARIŞ

İsrail'de vatandaş ve askerlerden oluşan ordu krizde. Görevde ve görevlendirilmemiş 500'den fazla memur, bunun ahlaksız bir savaş olduğunu söyleyerek görevi reddediyor. Başbakan ülkeyi kaotik bir yenişememe durumuna sürükledi. Sadece iki önerisi var, biri pratikte uygulanamaz, diğeri de İsrail'i ahlâkî olarak çökertir.

Birincisi kökten ayrılık: Sınırlar, tel örgüler, hatta belki mayın tarlaları. Bunlardan bazıları başladı ama tam bir ayrılık ne coğrafi ne de ekonomik olarak uygulanabilir.

Diğeri ise etnik temizlik. Bazı Yahudi ekstremistler bunu istiyor. Bu şimdi kamu oylamalarında seçenek olarak sunulan bir tartışma konusu. Gözlemcilerin tespit ettiği gibi, bu İsrail demokrasisi için bir ilk. Bir politika seçeneği olarak insanlığa karşı suç.