> 2002 > Nisan - Din'in Neresindeyiz? > Türkçe Ezan ve Başörtüsü Yasağı
Din'in Neresindeyiz?
194.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Türkçe Ezan ve Başörtüsü Yasağı
Altınoluk
2002 - Nisan, Sayı: 194, Sayfa: 047

Türkiye'de devletin toplumu doğru okuyamadığının iki göstergesi olarak "Türkçe ezan" ve "başörtüsü yasağı"na ilişkin uygulamaları göstermek mümkün. Her iki olayda devlet toplumu doğru okuyamamış ve bunun sonucu olarak devlet-toplum ilişkisinde derin yaralar açılmıştır.

Başka her şey telafi edilebilirdi devlet-toplum ilişkilerinde, ama "Türkçe ezan" ve "başörtüsü yasağı"nın oluşturduğu travmayı telafi etmek çok zor. Ya da şöyle söyleyelim, bu tvarma ancak bu uygulamaların devreden çıkarılmasıyla etkisini kaybedebilir.

Sembolse sembol. Zaten İslam'ca baktığınızda da ezan "İslam'ın şiarları" arasında sayılıyor. Yani sembol değerleri. Bir ülke o varolunca İslam ülkesi oluyor, o kaldırılınca başka ülke haline geliyor. Tıpkı minare gibi, cami kubbesi gibi... Ve siz bir gün kalkıp ezan üzerinde oynuyorsunuz. Bin yıldır kendine özgü ifadelerle okunan ve insanımızın "Türkçe" gibi içine kalbinin en derinliklerine sindirdiği ezanın dilini Türkçeleştiriyorsunuz. Tıpkı yine bir garip Türkçeleştirme tutkusuyla "İstiklal Marşı""ulusal düttürü" haline getirdiğiniz gibi...Üstelik bunu "devlet kudreti" ile yapıyorsunuz.

Ne oluyor?

Kendinizi tatmin ediyorsunuz belki ama, toplumla devletin ilişkisine de balta vuruyorsunuz. Evet, toplumun devlet kudreti ile baş etmesi zor. Hele Türk toplumu gibi "devlete sadakat" duygusuyla yoğrulmuş bir toplumda, devlet kudretiyle imanı arasında sıkışıp kalmış bir toplumun yaşadığı ruhi travmayı düşünün.

Bunun ürünü küskünlük oluyor. Devlete küskünlük.

Bu yara o kadar derine işliyor ki, DP iktidarı gelip, ezanın asli ifadelerle okunmasına izin verildiğinde, Türkiye'nin bayramı oluyor. Anlatıyorlar: Sultanahmet Camii'nde ezan ilk defa asli ifadeleriyle okunduğunda meydanda toplanan onbinlerce insan göz yaşlarına boğulmuştu.

1932-1950 arasıdır ezanın mahzun günleri... Tam 18 yıl...

 Peki 18 yıllık yasak silmiş mi ezanı Türkiye'nin ruhundan? Hayır. Asla. Bir derin özlem halinde yaşamış ezan ve onu ilk bulduğunda toplum, belki de eskisinden daha derin bir aşkla, göz yaşına bürünmüş sevinçlerle sarılmış "Allahüekber" seslerine...

Şimdi başörtüsü yasağı...

Devlet gene tarihi bir hata yapıyor ve bu "sembol"ün bu ülke için ne kadar anlamlı olduğu gerçeğini kaçırıyor. Gerçekten devlet içinde bu ülkeyi, bu ülke insanını doğru okuyabilen bir etkin çizginin bulunmamasına hayret ediyorum. Hükümet anlamalıydı, Meclis anlamalıydı, MGK anlamalıydı, Türk Silahlı Kuvvetleri anlamalıydı ve biri diğerini "Yahu, ne yapıyoruz, Türkiye'de başörtüsü yasağı olur mu?" diye uyarmalıydı... Başörtüsü için sesini yükseltmeliydi...

Çırpındık, didindik, Sütçü İmam'ın savunduğu anneleri anlattık, şehit annelerinin başörtüsünü anlattık, milli mücadelede mermi taşıyan kadınları anlattık, tarlada bebeği sırtında çapa çapalayan, süt sağan, odun taşıyan, dua eden Anadolu kadınının temiz, nurani sliüetini anlattık... Ama kimseye duyuramadık. Türkiye'nin adeta mukaddesleri arasında sayılabilecek bu anneler, bacılar, eğitim gören kız çocuklarının başörtüsüne yasak getirilirken, Ankara'da bir intibah sağlayamadı. YÖK Başkanı hata yapabilirdi, bilmem hangi rektör hissine ve saplantılarına mağlup olabilirdi, ama Ankara'da bir sağduyu damarı bulunmalıydı bu ülkenin mukaddesler üzerinde duyarlılık sahibi olan... "Bu ülkede şunlarla oynanmamalı, onlarla oynanırsa devletin temeli sarsılır" diyebilecek birileri olmalıydı... Şunlarla yani mesela ezanla, mesela kadınların kıyafeti, özellikle de başörtüsü ile... Nasıl unutur bu ülke Kahramanmaraş'ta ilk kıvılcımın başörtüsü yüzünden patladığını? Sivil unutsa asker nasıl unutur?

İşin siyasi sonuçları uyandırmalıydı birilerini...

Bakın, YDH lideri Cem Boyner, çok flaş bir görünüm sergiledi siyaset günlerinde, ama onu yıkan bir tek sözcük oldu: "Bu ülkenin siyaseti Marks'ın ve Muhammed'in etkisinden kurtarılmalı" mealinde birkaç kelime... Sildi halk onu...

Bakın, eski DGM başsavcısı Nusret Demiral MHP'de siyaset yapmak istiyordu. Bu arada kendi adının (Nusret-zafer) bile Arapça asıllı olmasına bakmadan "Ezan Türkçe okunmalı" gibi bir laf çıktı ağzından...Ve daha o gün bitti siyasi hayatı... çünkü MHP onu halkın önüne çıkaramadı.

Bakın, DP, "ezanı asli ifadelerine döndürme"si sebebiyle efsaneleşti.

Ve bakın MHP, başörtüsü yasağına karşı "erkeklik" yapacağı vadiyle yüzde 18'lere çıktı...

İstismar öyle mi?

Hani "Biraz da devlet istismar etse olmaz mı bu işleri?" demek geliyor insanın içinden...  Devlet adına baskı yapılsın, devlet-toplum ilişkileri yaralansın, sonra bir siyasi ekip gelsin istismar etsin ve oy toplasın... Devlete hiç mi lazım değil millet muhabbeti? Hep buz mu kesmeli ilişkiler?

Eskiden CHP sahiplenirdi böyle operasyonlara ve halk faturayı CHP'ye keserdi. Ama 28 Şubat'tan bu yana "devlet adına" sahipleniliyor bu halkı yadsıyan tavra ve en çok da, 28 Şubat'a sahiplenen kadrolarla halkın ilişkileri yaralanıyor. Türkiye "Türkçe ezan" yanlışından 18 yıl sonra döndü. Halk kendi içinden siyasi kadrolar çıkarttı ve yanlışı düzeltti. Türkiye başörtüsü yanlışından da dönecek. Kur'an orada durduğu, Kur'an'da tesettür ayetleri mevcut olduğu ve bu halk Müslümanlığı en temel değer olarak benimsediği sürece, bir gün, başörtüsü yasağı da kalkacak.

Şunu söylemek isterim: Devlet, sivil-asker bütün birimleriyle, şu an halkı, maruz bırakıldığı "başörtüsü yasağı travması"ndan kurtarmak için acil bir değerlendirme yapmalıdır.

Devlet adına robokoplar ve halk adına 13-14 yaşlarındaki kız çocuklarının, annelerin ve babaların yer aldığı bir karşı karşıya gelişin açacağı yaraları doğru okuyacak bir "devlet aklı" arıyorum.

* Ahmet Taşgetiren'in 7 Mart 2002 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi'nde yayınlanan yazısı