> 2002 > Nisan - Din'in Neresindeyiz? > Tasavvuf Fıkıh Büyükleri Ne Dediler?
Din'in Neresindeyiz?
194.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Tasavvuf Fıkıh Büyükleri Ne Dediler?
Ebûbekir Sifil
2002 - Nisan, Sayı: 194, Sayfa: 045

Şimdi bu büyük zatlardan birkaçının konuyla ilgili tavrını birer-ikişer cümleyle nakledelim:

"Allah'a yemin ederim ki ey insanoğlu, eğer sen Kur'an'ı okur ve ona iman edersen, dünyada hüznün artar, korkun şiddetlenir ve ağlaman çoğalır" diyen ve devamlı hüzün halinde bulunmasından dolayı, görenlerin sanki az önce başına büyük bir bela gelmiş zannettiği (bkz. Ebû Nu'aym, "Hilyetu'l-Evliyâ", II, 156) el-Hasanu'l-Basrî, -o "hüzün abidesi"- hakkında ez-Zehebî, "İlim ve amel bakımından yaşadığı dönemin seyyidi idi" der. ("Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ", IV, 565.)

Yine ez-Zehebî'nin naklettiğine göre onun, birisi evinde, diğeri mescitte olmak üzere iki ayrı ilim halkası vardı. Evindeki özel halkada zühd ve batın ilimleri dışında birşey konuşmaz, mescitteki derslerinde ise Hadis, Fıkıh, Kur'an ilimleri, Lugat ve sair ilim dallarında dersler verirdi. (ez-Zehebî, a.g.e., IV, 579.)

İmam-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin talebeleri arasında -yukarıda isimleri geçen- Abdullah b. el-Mübârek, Dâvud et-Tâî ve Fudayl b. Iyâd gibi zühd ve vera ehli büyük imamlar vardı. (Bkz. el-Hatîbu'l-Bağdâdî, "Târîhu Bağdâd", XIV, 250.)

Hatta İmam Ebû Hanîfe'nin şöyle dediği nakledilir: "Hal ehli ulemanın tutumunun ve güzel ahvalinin nakledilmesi bana Fıkh'ın pek çok bahsinden daha sevimli gelir. Çünkü bu nakillerde onların adabı anlatılmaktadır." (Abdülfettâh Ebû Gudde, el-Hâris el-Muhâsibî'nin "Risâletu'l-Müsterşidîn"ine yazdığı takdim yazısı, 3-4.)

Süfyân b. Uyeyne şöyle demiştir: "Bir yerde salih zatlar zikredildiği zaman oraya rahmet iner." (A.g.e., 4.)

Selef alimlerinden pek çok büyük imam, meclislerinde gıyaben salih zatlar zikredildiğinde, onlara duydukları edepten dolayı toparlanır ve oturuşlarına dikkat ederlerdi. (A.g.e., aynı yer.)

İmam Ahmed b. Hanbel'in -bilindiği gibi- zühd hayatıyla ilgili hadisleri topladığı "Kitâbu'z-Zühd" adlı bir eseri vardır. İlginçtir, tarihte ve günümüzde Ehl-i Tasavvuf karşısındaki ifrat tutumlarıyla öne çıkan bir kısım Hanbelî ve Vehhabîler'in aksine, bu büyük imam da salih zatlara karşı edepde kusur etmeyenlerdendir. Birgün hafifçe yan yatmış bir vaziyette otururken, yanında, salih zatlardan olan İbrahim b. Tahmân'ın adı zikredildiği zaman hemen doğrulmuş ve "Salih zatlar zikredilirken bizim yan yatmamız uygun değildir" demiştir. (A.g.e., aynı yer.)

Ehl-i Beyt imamlarından, Hz. Hüseyin (r.a)'in torunu Muhammed el-Bâkır:

"Allah'ın dininin özü kimin kalbine girerse, o kişinin kalbi ondan başkasından arınır ve sadece onunla meşgul olur. Dünya dediğin nedir? Ha var, ha yok! Dünya, bindiğin binek, giydiğin elbise ve evlendiğin kadından başka nedir?" (ez-Zehebî, "Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ", IV, 405.)

Yine Ehl-i Beyt imamlarından, Muhammed el-Bâkır'ın oğlu Ca'fer es-Sâdık:

"Takva'dan daha üstün bir azık, suskunluktan daha güzel bir hal, cehaletten daha zararlı bir düşman ve yalandan daha onmaz bir hastalık yoktur." (Ebû Nu'aym, "Hilyetu'l-Evliyâ", III, 228.)

Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem anlatıyor:

"Birgün oturmuş abidler ve zahidler hakkında konuşuyorduk. Söz Zünnûn el-Mısrî'ye geldi. Tam o esnada içeriye Ömer b. Nübâte girdi. Ne konuştuğumuzu sordu, biz de abidler va zahidler hakkında konuştuğumuzu söyledik. Şöyle dedi: Allah'a yemin olsun ki Muhammed b. İdris eş-Şâfi'î'den daha fasih konuşan ve daha fazla vera sahibi olan birisini görmedim. Ben, o ve el-Hâris b. Lebîd Safâ'ya çıkmıştık. el-Hâris, "Bu, ayrım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik" (77/el-Mürselât, 38) ayetini okudu. eş-Şâfi'î'nin sarsıldığını ve hıçkırarak ağladığını gördüm. Bir süre sonra şöyle dua etti:

"İlahi! Yalancıların ahiretteki yerinden ve gafillerin yüz çevirmesinden sana sığınırım. İlahi! Ariflerin kalpleri sana boyun eğmiş ve müştakların kalpleri seninle dolmuştur. İlahi! Cömertliğinden bana ihsanda bulun, merhametinin örtüsüyle benim kusurlarımı ört, ilahi kereminle beni affet ey merhametlilerin en merhametlisi!" (Fahruddîn er-Râzî, "Menâkıbu'l-İmâm eş-Şâfi'î", 311.)

Bu olayı anlatan Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem'in söylemek istediği, İmam eş-Şâfi'î'nin abidlik ve zahidlik yönünün de Zünnûn ve diğer abid/zahidlerle birlikte anılması gerektiğidir.

Süfyân es-Sevrî -ki Hadis, Fıkıh gibi ilimlerde "imam" olduğunu ayrıca belirtmeye gerek yoktur ve hatta kendisinin bile kendisi gibi birisini görmediği, döneminin alimleri tarafından söylenmiştir- Fudayl b. Iyâd ile ilmî müzakerelerde bulunduktan, nasihatleştikten ve beraberce ağladıktan sonra şöyle demiştir:

"Bu meclisimizin, bereket bakımından meclislerimizin en önemlisi olmasını umarım." (ez-Zehebî, "Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ", VII, 268.)