> 2002 > Nisan - Din'in Neresindeyiz? > İlim ve Dindarlık
Din'in Neresindeyiz?
194.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

İlim ve Dindarlık
M. Sâmi Ramazanoğlu
2002 - Nisan, Sayı: 194, Sayfa: 030

Allah Teâlâ buyuruyor: "Bizim uğrumuzda mücâhede edenlere gelince biz onlara elbette yollarımızı gösteririz." (Ankebût Sûresi /69) Ya'ni, bizim hidâyetimiz, kulların mücâhedelerine bağlıdır, buyuruluyor. Ve yine:

"Hakikat insan için kendi çalıştığından başka (bir şey) yoktur." (Necm Sûresi / 39), âyet-i kerimesi de yalnız maîşet-i dünyeviyyeye münhâsır olmayıp, maişet-i uhreviyeye de aiddir.

Hadîs-i şerîfte:

"Ulemâ, nebilerin vârisidirler" (Buhari, Müslim), buyurulmuştur.

«Ulemâ vâris-i nebîdir» denilmek câiz olduğu gibi, «kim vâris-i nebî ise ancak âlim odur» diye ma'nâ vermek de câizdir.

Bu i'tibarla bu hadîs-i şerîfe ikinci ma'nâyı vermek uygun olur. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ı bilmeyen ve tanımayan, Cenâb-ı Hak'tan korkmayıp ma'siyet işleyen kimseye hakîki âlim denilmesi câiz olamaz.

Âlim billâh olan, halkı, garazsız ve ücretsiz hiçbir menfaat mukabili olmayarak livechillâh Hakk'a, şerîat-ı mutahharanın emirlerine da'vet eder. Nitekim:

- Siz insanlar için (insanlığın faidesi çin gaybdan, yâhud levh-i Mahfûz'dan seçilip) çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırsınız (Âl-i İmran Sûresi / 110), buyurulmuştur.

"Allah'tan kulları içinde ancak âlimler korkar" (Fatir Sûresi /28), buyurulmuştur. Hadislerde de:

- "Erkek ve kadın her müslim için ulûm-i diniyyesini taleb edip öğrenmek farzdır." (İbn Mâce Keşfu'l Hafa, II / 56)

- "Velevki Çin'de dahi olsa ilim taleb ediniz" Keşfu'l Hafa, 1 / 54), buyurulmuştur.

Sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem Efendimizin bu hadis-i şeriflerde tahsîlini emir buyurmuş olduğu ilmi yalnız zâhirî ilme tahsis etmek doğru değildir. Çünkü ma'rifetu'llah'a ve havf-i İlâhî'ye mukarin olmayan ve dünyâdan zühdü artırmıyan ilim, ind-i ilâhî'de şâyân-ı kabûl bir ilim sayılmaz. Nitekim hadîs-i şerifte buyurulmuştur:

- Bir kimse ilmini ziyadeleştirir, fakat iktisâb eylediği ilim, onun dünya muhâbbetinden zühdünü artırmazsa, Cenab-ı Hak'tan uzak kalmaktan başka bir şey kazandırmaz."

Hazret-i Mûsâ -aleyhi's-selâm- hasta olunca Cenâb-ı Hak'tan devâ istemiş. Hak -celle ve alâ- Hazretleri «Şu nebât şifâdır!» diye ilâcını beyân buyurmuştur. Mûsâ -aleyhisselâm- o devâyı kullanmış, fakat iyi olmamış. Yine Cenâb-ı Hakk'a mürâcaat etmiş, kezâ aynı devâ beyân buyurulmuş, kullanmış, yine iyi olmamış. Üçüncü mürâcaatında, filân kimseye gitmesi beyân buyurulmuş, o tabîbe gittiğinde evvelce ta'rif buyurulan aynı ottan ilâç tavsiye etmiş. O da ilâcını tabîbin ta'rifi vechile kullanmış ve şifâ yâb olmuş.

Musâ -aleyhi's-selâm- demiş ki:

- Yâ Rab! Evvelce de aynısını kullandım, iyi olmadım. Bu tabîbin aynı devâyı ta'rîfi vechile yaptım, iyi oldum. Bunun hikmeti nedir? Buyurulmuş ki:

- Yâ Mûsâ! Her kulum hastalandığında bana mürâcaat edemez. Her ilmin, san'atın tahsîli için ehline mürâcaat lüzûmu vardır. Bu hikmete mebnî tabibin tarifinden istifade ettin.

Nitekim hadîs-i şerifte:

"Her san'at için ehil ve erbâbının yardımını isteyiniz!" buyurulmuştur.

Bir mü'min şer'i şerifteki noksanlarını daima sormalıdır. Nitekim nasıl bir bağı ve tarlası olan bir kimsenin zirâata müteallik husûsları dâima ehil ve erbabından sorup öğrenmesi lâzım geliyorsa, dînî mes'elelerdeki noksanları da öylece öğrenmeğe gayret etmelidir. Nitekim hadîs-i şerîfte buyurulmuştur:

"İlim, hazinelerdir. Anahtarları ise, suâldir."

Ramazanoğlu Mahmud Sami Musahabe 6. Sh. 117-122