> 2002 > Nisan - Din'in Neresindeyiz? > Yularsız Aslan
Din'in Neresindeyiz?
194.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Yularsız Aslan
Mehmet Niyazi Özdemir
2002 - Nisan, Sayı: 194, Sayfa: 022

Dünyada hiçbir devlet yoktur ki yıkılması iki yüz kırk yıl sürmüş olsun. Osmanlı Devleti'nin ikinci Viyana kuşatmasıyla yıldızı sönmeye başladı; ancak 1922 yılında tarih sahnesinden çekildi. Her güçlenen devletin, topraklarına göz dikmesi de kan kaybını hızlandırıyordu. Dünyada yalnız ciddi bir İslâm devleti olması da durumunu dramatikleştiriyordu. Din ayrılığından dolayı güçlü devletler ona karşı kolayca ittifak yapabiliyorlardı. Bir savaş biter bitmez, daha soluk almadan bir yenisini başlatacak hasım sırada bekliyordu. Böyle çetin şartlarda hayatını sürdürmesine rağmen, O'na yüzyıllarca düşmanlık yapan Rus Çarlığı'ndan, Avusturya ve Almanya İmparatorluklar'ından sonra ruhunu teslim etmesinin üzerinde araştırıcı bir zihtiyetle durulmalıdır. Amerika Birleşik Devletleri olmasaydı, adadaki İngiliz İmparatorluğu'nun da yaşaması çok şüpheliydi. Nüfusunun azlığı, demir ve kömürün Avrupa'da çok çıkması, ilmi mahfillerin fesatlığa uğraması da Osmanlı'nın dezavantajlarıydı. "Ona ne güç veriyordu?" sorusuna sadece "cemiyeti" cevabını verebiliriz, çünkü başka bir kaynağı yoktu. Elbette her devletin bir cemiyeti vardır; ama Osmanlı'nın ki farklıydı; zira o başkalarının cemiyetiyle mukayese edilemeyecek ölçüde devletine yaşama gücü veriyordu.

Kişi cemiyetin kucağında gözlerini açar ve şahsiyetine kavuşur. Fedakâr, büyük işler yapan insanlar genellikle yüksek değerlere sahip cemiyetlerde yetişir. Değişik yönlerden yozlaştığı, cahilliğin de üzerine bir kâbus gibi çöktüğü halde Osmanlı son dönemlerinde bile gözü pek, vatan ve millet denince yıldırımlarla boğuşmayı göze alabilen pek çok evlât yetiştirmiştir. Bunlardan birisi de Sultan ll. Abdülhamid'in "Yularsız Aslanım" dediği Mihrali Bey'dir.

Mihrali Bey, Tiflis ilinin Borçalı sancağına bağlı Darvas köyünde doğdu. Onyedi yaşına gelince babası öldü. Ne hikmetse ağabeyi İsa Bey'in, Mihrali Bey'in bütün çabalarına rağmen babaları Abdullah Ağa'nın müslüman mezarlığına defnedilmesine Ruslar izin vermediler. Kendi mezarlıklarına gömdürdüler. O gece rüyasında babası Mihrali Bey'e "Beni bu mezarlığa nasıl gömdürdün! Utanmıyor musun? Cesedimi kafirlerin içinde korsan, sana hakkımı helâl etmem!" diye hiddetle bağırınca, uykunun kollarından sıyrılıp çıktı. Hemen giyindi; kılıcını beline bağladı, hançerini kuşağına soktu; yanına kazma kürek alıp, zifiri karanlıkta mezarlığın yolunu tuttu.

Orta boylu, çevik bir delikanlı olan Mihrali, bir sıçrayışta mezarlığın duvarına çıktı ve içeriye atladı. Çevreyi dinledi; bekçilerin onu fark etmediklerine kanaat getirince, babasının mezarına geldi; eşip naaşını çıkardı. Sırtına aldı; mezarlıktan çıkarken bir sesle olduğu yere mıhlandı. "Dur!" Mihrali dönünce iki Rus devriyesiyle karşılaştı; namlular ona çevrilmişti. Aynı ses ne yapması gerektiğini ona tekrar bildirdi. "Omuzundakini yere bırak; ellerini havaya kaldır!" Mihrali babasının naaşını yere bırakır bırakmaz, şimşek gibi bir sıçrayışla iki tüfeği, tekmeleriyle devriyelerin ellerinden fırlattı; aynı anda kılıç ve hançerini sıyırmıştı. Ne olup bittiğini anlayamayan iki Rus askerini cansız yere serdi. Babasının naaşını omuzuna aldı; müslüman mezarlığına getirdi ve defnetti. Gün ışırken eve geldi, olayı annesine ve ağabeyi İsa'ya anlattı. Rus güvenlik kuvvetlerinin peşine düşecekleri kesindi. Üçü beraber Keçeli köyündeki baba dostları Ahmed Ağa'nın yanına gitmesine karar verdiler. Kanaatlerine göre Ahmed Ağa babacan, dost yürekli bir adamdı; arkadaşının oğlunu bağrına basardı. Yanılmamışlardı.

Mihrali'nin yaptığı o civarda bomba etkisiyle duyuldu. Tiflis valisinin emriyle Darvas köyü basıldı; halka yaptıkları işkence sonunda onun Keçeli köyüne gittiğini öğrendiler. Sabaha karşı Ahmed Ağa'nın evini kuşattılar. Evin içinde bir kepenk vardı, o kaldırılır merdivenden ahıra inilirdi. Mihrali oradan ahıra indi; bir ata dizgin taktı; çıplak sırtına atladı; Rus askerlerinin arasından ok gibi fırlayıp çıktı. İran topraklarına geçti.

Onu yakalamakta kararlı olan Ruslar, yerli halka eziyete başladılar. Bu eziyete dayanamayan Keçeli köyünden Hacı Veli İran'a kaçtığını söyledi. Rus Çarı II. Aleksandır, yakalanıp teslim edilmesi için İran Devleti'ne başvurdu. İran'ın jandarmaları onu bir handa kıstırdılar. İkinci kattan bir atın sırtına atlayan Mihrali, süvarisini yere yuvarladı, dört nala sürdüğü atla kayıplara karıştı.

Bir gece evlerine geldi. O günlerde çobanını öldüren Dalaverli Mansur ile, zengin bir Türkü yaralayan Tavşankuloğlu Hüseyin dağa çıkmışlardı. Ağabeyi İsa onlarla kader birliği yaparsa, yalnızlıktan kurtulabileceğini söyledi. Kader birliği yapıp, Rus köylerinde dehşet saçmaya başladılar.

Rus güvenlik kuvvetleri, bunlarla başa çıkamayınca mesele başkente aksetti. Çar II. Aleksandır, hükümetle toplantı yaptı. Bunlardan kurtulmak için suçları az olan diğer ikisini affettiler. Onlar Tiflis Valiliğine baş vurup, teslim oldular. Rus Hükümeti canlı veya cansız Mihrali'yi yakalayana ve yakalatana büyük ödüller vaad edince, nerede ve nasıl yaşadığını bilen bu iki arkadaşının da peşine düşeceklerini tahmin ettiğinden, Osmanlı topraklarına geçti.

Osmanlı'nın menfaatini Ruslar'la iyi geçinmekte gören, halkın "Nedimof" dediği Mahmud Nedim Paşa o dönemde Sadrazamdı. Çar II. Aleksandır, Büyükelçiliği kanalıyla Osmanlı hükümetine, Mihrali'nin yakalanıp teslim edilmesi için müracaat etti. Bir ihbar üzerine bulunduğu yeri jandarmalar kuşattı. Çıkan çatışmada iki jandarma öldü; o yaralandı ve baygın yakalandı.

Gözlerini açtığında kolları ve ayakları zincire vurulmuş halde kendini Kars hapishanesinde buldu. Her görüşme gününde, hanımı ziyarete gelen Karslı Aşık Ahmed'le kaçmaya karar verdiler. Bir gün fedakar hanımı bir ekmeğin içinde eğe getirdi. Diğer görüşme günlerinde de entarisinin altında kazma, kürek hapishaneye sokunca, tünel kazmaya başladılar. Tünelin ağzının dışarıya çıkmasına çok az kalınca kazmayı durdurdular. Mahkemesi devam ediyordu, idama mahkum edildi. Evrak Temyiz'de tasdik edildikten sonra, padişahın iradesine sunulacaktı. Mahkûm olduğu gece, Aşık Ahmed'le hapishanede isyan çıkarttı. Kan gövdeyi götürürken Aşık Ahmed'le tünele girdi. Son taşı kaldırıp Mihrali daracık delikten çıkarken nöbetçi gördü. Kaçmasına fırsat vermeden tüfeğini çekince, süngüsünü bacağına sapladı. Mihrali süngüyü kavradı; nöbetçi tüfeğini çekince, süngüsü Mihrali'nin bacağında kaldı. Ani bir hareketle süngüyü çıkarttı ve ustalıkla fırlattı. Süngü gırtlağına saplanan nöbetçi yere yığıldı. Bu manzara karşısında ürken Aşık Ahmed hapishaneye geri döndü. Mihrali sürüne sürüne hapishanenin karşısındaki tarlaya girdi. Tarlada atlar için hazırlanmış otların içine girdi.

Ayaklanma önlendikten sonra, mahkumlar sayıldı; Mihrali'nin olmadığı görüldü. Hemen dört bir yana atlılar çıkarıldı; bütün aramalara rağmen bulunamadı. Tarladaki otları elden geçirmeyi kimse düşünmedi. Orada iki gece üç gün kaldıktan sonra biraz kendine geldi. Hapishane ve kışla derin uykuya daldığı sırada sessizce otların yanına indi. Sıra sıra dizili atlardan birini beğendi. Bir başka atın tek keçesini çıkarıp, onun ayağına sardı zira zemin taş olduğu için duyulurdu. Atın sırtına atlayıp, yıldırım hızıyla tarladan çıktı. Gündüz vadilerde gizlendi, gece yol aldı. Tekrar Rusya'ya geçti. Kısa zamanda kanun kaçakları, Rusların gadrine uğrayan ailelerin delikanlıları etrafında toplandı.

Bu sırada 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı patlak verdi. Balkanlar'da ve Kafkaslar'da ordular birbirlerine girdiler. Mihrali'da geceleri Ruslar'a baskınlar yapmaya başladı. Gittikçe büyüyen çetesi, yüzyirmi kişiye ulaştı. En umulmadık yerlerdeki hücumlarıyla Ruslar'a inanılmaz kayıplar verdiriyordu. Rus Çarı hizmet karşılığında onu çetesiyle beraber affetti; ama onun gönlü Osmanlı'dan yana idi; kardeşlerinin safında yer almak istiyordu. Karapapakların ileri gelenlerinden oluşan bir heyetle, Kars Kumandanı Hüseyin Hilmi Paşa'ya haber gönderdi. O da Doğu Cephesi Kumandanı Ahmed Muhtâr Paşa'ya durumu bildirdi. Ahmed Muhtâr Paşa'nın "suçları devletçe affedilmiştir; isterse ordumuza katılabilir" cevabı üzerine kuvvetleriyle Çıldır'a geldi.

Temmuz-ağustos aylarında savaş iyice kızıştı. Ruslar Kars kalesini kuşattılar. Osmanlı askeri azimliydi; fakat açlıkla baş edilemiyordu. Bir gece Mihrali emrindeki kuvvetle kuşatmayı yarıp çıktı; Güle ilçesi taraflarında büyük bir Rus birliğiyle karşılaştı. Mihrali hücum emrini verdi; kendisi de atını mahmuzladı. Çarpışma sırasında göğsünden vurulan atı kapaklandı; üç-dört metre ileriye fırlayan Mihrali havada perde atıp, ayakları üstüne düştü. Aynı anda tüfeğini ateşleyip, atını vuranı vurdu; üzerine gelen askeri de kılıcıyla biçtikten sonra, onun atına atladı. Ruslar kaçmaya başlayınca, ondört araba erzak orada kaldı. Bu arabaları Kars'a doğru sürdü; geceyi Kars'ın dışında bekledi. Gece kuşatmayı yarıp, ondört araba yiyeceği aç susuz askerlere getirdi. Bu can kurtarıcı bir olaydı; fakat aylardan beri et yüzü görmeyen askerler bitap düşmüşlerdi. Ahmed Muhtar Paşa Kars Kalesi'ni en az zararla nasıl boşaltabileceğinin hesabını yapmaya başlamıştı. Mihrali, Paşa'nın huzuruna çıktı; dönünceye kadar boşaltma kararını ertelemesini istedi. Paşa, onun ne yaman bir insan olduğunu biliyordu. Mihrali'nin herhangi bir şey yapmasına şartlar hiç de elverişli olmamasına rağmen kararını erteledi. Bir gece gene düşman hatlarını yarıp çıktı. Karadan yüz elli kadar kadona ile ahırlardan iki bin civarında koyun toplayıp getirince, Gazi Ahmet Muhtar Paşa sevinç gözyaşlarını tutamadı. Osmanlı ordusunun direnç gücü artınca, Ruslar kuşatmayı kaldırmak mecburiyetinde kaldılar.

Ruslar'a birbiri peşine vurduğu darbeler, Mihrali Bey'in ününü artırıyordu. Bizim insanımız duygusal ve kadirşinastır; bu iki vasıf kişiyi şair yapar. Mihrali'nin şahsı ve cenkleri hakkında destanlar şiirler yazılmaya başlandı. Meselâ bunlardan birisi de şu kıtalarla girizgâh yapan Aşık Sadık'ın destanıdır.

"Eye ağalar beyler bizim ellerde
Koçaklıktan yana birdi Mihrali
Cahallık eyleyip dağlarda gezdi
Epey zaman kaçak durdu Mihrali.

Kan kavga kopanda Kars'ın başına
Doksan üçte baktı yurdun işine
Dört-Beş yüz atlıyı yığdı peşine
Moskof'un cengine girdi Mihrali.

(Devamı Var)