> 2002 > Nisan - Din'in Neresindeyiz? > "Kur'an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali " Üzerine Prof. Dr. Hamdi Döndüren ile... "Meal ve Zengin Bir Dipnot"
Din'in Neresindeyiz?
194.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

"Kur'an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali " Üzerine Prof. Dr. Hamdi Döndüren ile... "Meal ve Zengin Bir Dipnot"
Altınoluk Röportaj
2002 - Nisan, Sayı: 194, Sayfa: 014

Altınoluk: Niçin yeni bir meal çalışmasına ihtiyaç duydunuz?

Prof. Dr. Döndüren: Kur'ân-ı Kerim tarih boyunca Arapça'dan başka dillere çevrilmiş, kısa veya uzun tefsirleri yapılmıştır. Günümüzde yapılan çeşitli mealler de vardır. Orta öğretim öncesinde "hâfızlık" kısmet olmuş, diğer ilim çalışmaları arasında Kur'ân'ı düzenli hatmetmek fırsatı azalmıştı. Bu eksikliğin keffâreti olur, düşüncesi böyle bir meal hazırlamamızda etkili oldu. Kur'ân-ı Kerim'i harfi harfine başka dile çevirmek mümkün olsa bile, bunun anlam zenginliğini yansıtmada yetersiz kalacağında şüphe yoktur. Çünkü Kur'ân'da bütün sözcüklerin anlamı açık ve net olmadığı gibi, kimi sözcükler birden çok anlam taşır. Kur'ân âyetleri muhkem ve müteşabih diye ikiye ayrılır.1 Muhkem âyetler; hükme delâleti açık olan, te'vîl, tahsis ve nesh'e ihtimali bulunmayan lafızlardır.2

Müteşâbih ise; anlamı kapalı olan, birçok anlama gelebilen, tefsirinde güçlük çekilen âyet veya sözcüklerdir. Araştırma sonucunda, hüküm bildiren âyet ve hadislerde müteşabih bulunmadığı belirlenmiştir.3 Müteşabih âyetlerde, meselâ; Allah'ın eli "kudret", yüzü "zât", gözü "herşeyi görmesi", Allah'ın dünya göğüne inmesi ise "rahmetini indirmesi" olarak yorumlanmıştır.

İşte Kur'ân'ın bu özellikleri bizi, onu anlamada mücerred terceme ve mealin yetersiz kalacağı sonucuna götürmektedir. Anlamı kapalı olan kimi sözcükleri, tek kelime ile parantez içinde açıklamak mümkün olsa bile, "Namaz, oruç, umre, hac, zekât, infak, fey', ganimet, şefâat, Bedir, Uhud, Mekke fethi" gibi terim ve olayları açıklamadıkça, okuyucunun o âyetteki anlam zenginliğini kavraması mümkün olmaz.

Biz, mümkün olduğunca yüce kitabımızın anlam zenginliğini aktarabilmek amacıyla bu çalışmayı yapmaya karar verdik. Toplumun her kesiminin kolay anlaması için, sade bir uslup ve açık bir Türkçe dil kullanmaya çalıştık. Âyetlerin nüzul sebebi, başka âyetlerle olan bağlantısı ve o âyetle ilgili hadisler, verilmeye çalışılmıştır. Diğer yandan ilgili âyetin dip notunda; inanç, ibadetler, muameleler, ceza, keffâret vb. "temel bilgiler" mealimizde genişçe yer almıştır. Böylece araştırıcı ve okuyucu için, pratik bilgileri de içeren rehber bir çalışma hedeflenmiştir.

Altınoluk: Yaptığınız meal çalışmasını biraz tanıtır mısınız? Nelere dikkat ettiniz? Ne tür farklılıkları var?

Prof. Dr. Döndüren: Mealimizde ve açıklamalarında sade, açık ve yaşayan bir dil esas alınmıştır. Açıklamalar dip notlarda verilmiş, böylece Kur'ân âyetlerinin metninden ayırdedilmiştir. Açaklamaların "efradını câmi ve ağyârını mâni" olacak ölçüde tutulmasına özen gösterilmiştir.

Baş tarafa eklenen, kapsamlı "konu, isim ve terim indeksi" ile mealden yararlanma kolaylaştırılmıştır. İndekste, geniş açıklama bulunan âyet numarasının önüne (+) işareti konulmuştur.

Okuyucu ilgi duyduğu ya da karşılaştığı bir konuyu, indeksten yararlanarak kısa sürede, bizzat araştırma imkânını bulabilir. Âyetlerin birbiri ile bağlantısı kurulduğu, nesih konusuna dikkat edildiği için okuyucunun, âyetlerin anlamları üzerinde düşünürken bir yanlışlığa düşmeyeceğini umarız.

Açıklamalı Meâlimizin, her branşta üniversite öğretim elemanı ve öğrencilerine, müftü, vâiz, Kur'an kursu öğreticileri ile din bilgisi öğretmeni meslekdaşlarımıza ve okumayı sevenlere, bir çeşit "Kur'ân İlimleri Rehberi" vazifesi göreceğini umarız.

Altınoluk: Meal çalışmaları nasıl oluştu? Tek başınıza mı hazırladınız?

Prof. Dr. Döndüren: Çalışmalarımızda yalnız olduğumuz düşünülürse de, eser kendilerinden ya da eserlerinden uzun yıllar ilim, irfan ve feyz aldığımız üstad, gönül ve irfan ehli ricalin muâvenetiyle meydana gelmiştir. Kollektif çalışmanın kimi faydaları varsa da, üslup ve anlayış farklılığı doğmaması için eserin tek kalemden çıkması da önemli olsa gerektir.

Altınoluk: Ebatları ve genişliği ne olacaktır?

Prof. Dr. Döndüren: Açıklamalı mealimiz, genel olarak Kur'ân-ı Kerîm sayfaları biraz küçük konularak, dip notlarda açıklamalar şeklinde olacak. Ancak açıklamada sayfanın yeterli olmaması durumunda ek sayfa ya da sayfalar bulunacaktır. Kısaca okuyucunun Kur'ân ve İslâm üzerine ihtiyaç duyacağı temel bilgilerin de yer almasına özen gösterilmiştir. Fihristlerle birlikte Kur'ân-ı Kerîm sayfalarına 150-200 sayfa kadar ek olması ve tek cildi aşmaması hedeflenmiştir.

1. bk. Âlu İmrân, 3/ 7. 2. bk. Ahzâb, 33/ 53; Ebû Dâvud, Cihad, 35.

3. Fetih, 48/ 10; Hûd, 11/ 37; Rahmân, 55/ 27; Buhârî, Teheccüd, 15; Tirmizî, Deavât, 79.

1- Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.1
2- Hamd2 olsun, âlemlerin Rabbi,3
3- Rahmân ve Rahîm,4
4- Din gününün sahibi5 olan Allah'a6
5- Ancak sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım isteriz.
6- Bizi doğru yola,
7- Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapmışların yoluna değil.7

Dipnotlar:

FÂTİHA SÛRESİ Müddessir Sûresi'nden sonra Mekke'de inmiştir. 7 âyettir. Kur'ân'ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan anlamında "Fâtiha" denilmiştir. Hadislerde; Ümmü'l-Kitâb, Esâs, Vâfiye, Kâfiye, es-Seb'u'l-Mesânî ve Şifâ gibi sûre adları da verilmiştir.

Çoğunluk fakihler; "Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyunuz" (Müzzemmil, 73/20) âyetine ve "Fâtiha'yı okumayanın namazı yoktur" (Tirmizî, Mevâkît, 69; Dârimî, Salât, 36) hadisine dayanarak, namazların her rek'atında Fâtiha'yı okumanın "farz" olduğunu söylerken, Hanefiler; yukarıdaki âyeti ve namazını eksik kılan kişiye, Hz. Peygamber'in "Kur'ân'dan, bildiğin, kolayına geleni oku" (Buhârî, Ezân, 95; Müslim, Salât, 45; Ebû Dâvud, Salât, 144) hadisini delil alarak, namazda mutlak kıraatın "Farz" olduğunu, Fâtiha'yı okumanın ise "Vâcib" hükmünde bulunduğunu söylemişlerdir.

1. Hanefîlere göre, yalnız Neml Sûresi 30. âyetteki besmele Kur'ân'dan bir âyettir. Diğer besmeleler, sûreleri birbirinden ayırmak için Hz. Peygamber tarafından yazdırılmıştır. Bu yüzden, gerek namazda ve gerekse namaz dışında her Kur'ân okuyuşun ve her yemek yeme, su içme, yola çıkma gibi önemli işin başında besmele okunması sünnettir. Delil; "Yaratan Rabbi'nin adıyla oku." (Alak, 96/ 1) âyeti ile, Hz. Peygamber'in; "Besmele ile başlanmayan her önemli iş eksiktir." (Feyzü'l-Kadîr, V, 13) hadisidir. Şâfiîlere ve Ahmed İbn Hanbel'den bir görüşe göre ise sûre başındaki besmeleler birer âyet sayıldığı için, namazda veya namaz dışında okunması farzdır.

Diğer yandan hayvan keserken veya ava silahla ateş ederken "Bismillâh" demek farz, Rahmân ve Rahîm'i eklemek ise sünnettir. Âyette; "(Kesilirken) üzerine Allah'ın adı anılmayan hayvanlardan yemeyin" (En'âm, 6/ 121) buyurulur. Besmele unutulursa, hayvanın eti yenir, kasten terkedilirse yenmez. Kur'ân okumaya sûre başından başlanırsa "Eûzü - besmele" yi birlikte okumak sünnet, sûrenin ortasından veya sonundan okumaya başlarken ise mendubtur. Âyette şöyle buyurulur: "Kur'ân okumak istediğin zaman kovulmuş şeytandan Allâh'a sığın" (Nahl, 16/ 98).

2. Hamd: Karşı tarafın, zorunlu olmadığı halde yaptığı bir iyiliğe karşılık onu saygı ve gönül hoşluğu ile övüp anmaktır.

3. Âlem: Yaratıkların her bir türü, yaratıcının varlığını, birliğini gösteren ve mâsivâ denilen Allah'tan başka her şey. Rab: Varlıklar âlemini yaratan, eğitip geliştiren, maddî ve mânevî kemâle doğru götüren Allah demektir.

4. Rahmân, Rahîm: Her ikisi de rahmet (acıma) mastarından, Cenâb-ı Hakk'ın mubalaga ifade eden birer sıfat ismidir. Meşhur görüşe göre, birincisi dünyada imanlı, imansız herkesi ve yaratığı, ikincisi ise âhirette yalnız iman edenleri esirgeyip, gözeten demektir.(bk. Ahzâb, 33/43).

5. Din günü: Herkesin dünyada yaptığının karşılığını göreceği âhiret günüdür.

6. Allah: Cenâb-ı Hakk'ın zat, sıfat ve fiillerinin bütününü ifade eden özel celâl ismidir. Çoğulu yoktur. Tanrı, Hudâ, İlâh, Rab ve Ma'bud gibi isimler ise cins isimler olup, Allah için de başka ilâhlar için de kullanılabilir. Arapçada "ilâh"ın çoğulu "âlihe"; "rabb"in çoğulu "erbâb" gelir. Farsça "hudâ" nın çoğulu "hudâyân" olduğu gibi, Türk dilinde de "tanrılar, ilâhlar, rabler ve ma'budlar" şeklinde çoğulları kullanılır. Buna göre, Allah isminin, başka dillere terceme edilememesi gerekirken, batı dillerine, bir cins isim olan "ilâh" ile terceme edildiği görülür. Fransızca "Dieu", İngilizce "God" sözcükleri gibi. Nitekim; "Allah ve ilâh" sözcüklerinin yer aldığı; "Lâ ilâhe illallâh (Allah'tan başka ilâh yoktur)" tevhîd kelimesi, M. Hamidullah'ın mealinde; "Point de dieu, que Dieu", Kasimirski'nin meâlinde ise; "Il n'y a point de dieu si ce n'est Dieu" şeklinde Fransızcaya terceme edilmiş olup, Türkçe'de "İlâh'tan başka ilâh yoktur" yerine, ikinci Dieu'nun büyük harf yazılışı nedeniyle "Allah'tan başka tanrı yoktur" anlamı verilmiştir. (bk. Hamidullah, Aziz Kur'an çevirisi, Sâffât, 37/ 35, ve Kazimirski Meali; .Elmalılı, Hak Dini Kur'an Dili, Azim, I,43,44).

7. Âyetteki doğru yol; İslâm'ın aydınlık yolu, kendilerine nimet verilenler; peygamberler, sıddîklar, şehidler, sâlihler ve onların yolunda gidenlerdir (Nisâ, 4/ 69). Gazaba uğramışların yahudiler, sapmışların ise, hıristiyanlar olduğu nakledilmiş (Tirmizî, Tefsîr, 1; Mâide, 5/ 60, 77), namazda imam sûreyi bitirince "âmin" diyenlerin bu onayı ile meleklerin onayı örtüşürse, geçmiş günahların bağışlanacağı bildirilmiştir. (Buhârî, Tefsir, 2). Diğer yandan Hz. Peygamber bu sûreyi "sûrelerin en büyüğü" olarak nitelemiştir. (Buhârî, Tefsir, 1).