> 2002 > Nisan - Din'in Neresindeyiz? > Dini Yalanlayanı Gördün mü?
Din'in Neresindeyiz?
194.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Dini Yalanlayanı Gördün mü?
Cafer Durmuş
2002 - Nisan, Sayı: 194, Sayfa: 008

Geçtiğimiz ay Kur'ân'ın gözümüz, gönlümüz ve zihnimizde olmasını arzuladığımız mevkie, onun günlük hayatımızda tutmasını istediğimiz sıklete dair bir yazı ile "Kur'ân Günlüğü"ne başladığımızı duyurmuştuk. Şimdi hepimizin hemen her gün namazlarımızda kıraat ettiğimiz Mâûn Sûresi âyetlerine "bismillah" diyelim, onun anlamını kavramak için, okuyup anladıklarımızla bir ufuk turuna çıkalım istiyorum.

Ey Muhammed! (a.s.) dini (âhiret cezâsını) yalanlayanı gördün mü? İşte o; öksüzü itip, kakar, yoksulu doyurmağa önayak olmaz.

Şu namaz kılanların vay haline! Ki onlar; namazlarından gaflet ederler. (kıldıkları namazın değerini bilmez, ona önem vermezler.) Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar. (Basit ev gereçlerini ödünç vermek gibi) en ufak bir yardımı esirgerler."

Her gün belki defalarca yüz yüze olduğumuz bu İlâhî uyarıyı nasıl algıladığımıza bir bakalım. Nefsimizi şöyle bir yoklayalım. Hesaba çekilmeden önce kendimize sorular soralım: "Gördün mü?" suâlinin ardı sıra sayılan vasıflara yakın durup- durmadığımızın ürpertisi, bam telimizi titretiyor mu? Sûre-i Celîle'nin başındaki muazzam suâli ne kadar üzerimize alınıyoruz, bir düşünelim.

Eğer müslümanlığımızı ince eleyip sık dokuyacaksak -ki hepimiz bununla mükellefiz- Kur'ân âyetleri arasındaki nükteleri iyi gözetmek, satır aralarındaki uyarı ve işaretleri titizlikle değerlendirmek durumundayız. Bu maksatla şimdi vaktimizi Mâûn Sûresi'nin anlamını düşünmeye ayıralım. Ondaki soru ve ikazları önce nefsimize yöneltelim. Herkesten evvel kendimizi şöyle bir silkeleyelim, diyorum.

O zaman göreceğiz ki Mâûn Sûresi âyetleri bir turnusol kağıdı, insan kıratını ölçen şaşmaz bir terazi, renkler cümbüşünü tebellür ettiren bir ayıraç, bir karakter tahlili, bir sakındırma... Çünkü burada Hazret-i Allah, Peygamberine yaman bir soru soruyor, onun ümmetini sarsıyor: "gördün mü şunları?" diye uyarıyor. Yetimi hor gören ve yoksulu gözetmeyenlere dikkat çekiyor.

Müslüman'ın karşısında duran münkiri, içine karışan riyâkarı teşhis ediyor. Böylelerini tanıyıp ayırt etmesini buyuruyor... Ancak inkarcılara, riyâkârlara yaraşır kötü vasıflardan ne derece arınabildiğini kontrol etmesi için, müslümanı ilk elden uyarıyor.

Mâûn Sûresi, "namaz sûreleri" dediğimiz kısa sûreler arasında bulunuyor. Hemen hepimiz günde en az bir defa bu sûreyi okuyoruz diyebiliriz. O halde bu yaman uyarı hiç de uzaklarda değil; hemen yanımızda, içimizde duruyor. Namaz sûrelerinden tanışıklığımız var onunla. Bunun anlamı şudur: "Ey mü'min, hele bir bak! Şu, din gününü yalanlayanı gördün mü?... Yazıklar olsun ona; şu, namazından gâfil olana dikkat ettin mi?"

Sonra, böyle olanların bâriz vasıfları sıralanıyor: "yoksulun elindeki lokmaya tamah etmek, yetimleri hor ve hakir görmek ve ileri derecede bir cimrilik. Bunlar, komşular arasında alınıp verilen en değersiz eşyayı bile bir insana vermekten imtinâ ederler. Koyu bir bencillik, gözleri bürüyen bir hırstır onların içine düştüğü, tam bir menfaatperestlik... İşte bunlar, ne çirkin sıfatlardır ey müslüman! Çevrende bulunan böyle insanlara ibret nazarıyla bakmalısın. Gördün mü? Görüp de tanıdın mı onları? Burada sayılan kötü vasıfların; mesela cimriliğin, meselâ riyâkârlığın üzerine sıçramamasına dikkat ediyor musun?" Bu sûreden alacağımız ibretleri ararken, bunun gibi sorularla düşünmek ufuk açıcı olacaktır eminim.

Bu vesileyle burada, şu hususları gündemimize alalım istiyorum. Her gün namazlarımızda lafzını okuduğumuz Mâûn Sûresi'nin anlamını yeniden dikkatlice okumayı, okuyup şunun gibi düşünmeyi: "Bu sûreyi her okuyuşumda en baştaki o muazzam soru ile sarsılıyor muyum, o suâlin ağırlığı yüreğimi titretiyor mu?" Toplumun şefkat ve ilgiye en çok muhtaç olan iki kesimi ile, yoksullar ve yetimlerle gereğince ilgilenmediğim takdirde hesap gününe olan inancımda bir örselenme olur mu?" sorusunu kendime soruyor muyum? "Veyl" sesindeki ürpertiyi duyabiliyor muyum?

Namazlarımda bu iki uyarının ağırlığından yüreğimin kalktığı, benzimin sarardığı anlar oluyor mu? Yoksa bunları hep dışarıda birilerinde; inkarcılarda, münâfıklarda arama kolaycılığına mı kaçıyorum?

Nifak alâmetlerinden birine yakın durmaktan ve ahiret hesabını hafife alan helâl-haram tanımazlara benzemekten; ateşten korkarcasına sakınmak gerekiyor. Çünkü bunlar sonunda, sahibini nâr-ı cahîme götüren yollardır.

Nitekim, Hazret-i Ömer münâfıklar arasında olmaktan korkuyordu. Demek ki insanın önce nefsini denetlemesi lâzım. Hep ümit ve korku arasında olmak gerekiyor. Kendimizi yoklamakta fayda var, diye düşünüyorum.

Çünkü Allah, "gördün mü" sualini her gün bize soruyor; namaz kılanlara. Bunun bir anlamı bu kötü sıfatların tamamını taşıyanlara dikkat çekmekse, bir diğeri ve belki de en önemlisi şudur; "Bu sûrede sayılan çirkin vasıflardan sakınmalısın. Bunlar; yani ahiret hesabını hafife alma, hukûk tanımazlık, namazdan gafil olma ve cimrilik... Bir mü'mine aslâ yaraşmaz." demek.

Şunun üzerinde hiç durduk mu?

Biz namaz kılıyoruz, O'nun huzûruna durmuşuz ve kıyamda okuduğumuz sûrede Allah; "vay o namaz kılanların haline ki!" buyuruyor. Tefsirde bu ikâzın muhataplarının; namazı âdâb-ı erkânınca edâ etmeyenler, onun kadr ü kıymetini bilmeyenler veya gösteriş için namaz kılıyor görünenler olduğu bildiriliyor, yazıklar olsun uyarısı bunlaradır, deniyor.

Şöyle bir düşünelim bu itâbın muhatapları hep bizden başkaları mıdır? Benim de namazımdan gâfil olduğum anlar oluyor mu? Dünya meşgalesine kapılıp gittiğim, namazlarımda savrulduğum, huşûdan uzak kaldığım oluyor mu? İşlerim, hangi sûreyi okuduğumu bana unutturacak kadar ibâdetime karışıyor mu? Böyle olduğu zamanlarda Allah'ın; "yazıklar olsun o namaz kılanlara!" buyurduğu zümreye dâhil olmaktan irkiliyor muyum?

Evet, namazlarımızda Mâûn Sûresi'ni okurken bu şuûra ermek olmalı gâyemiz. Bu güne kadar bunu kaç kere düşündüğümüzün muhasebesini tutmayı hangi güne ertelemekteyiz? Böyle bir ihmâlin sızısı tedirgin etmeli bizi; her şeyden önce bunlar uykularımızı kaçırmalı, diye düşünüyorum.

Ne okuduğumuzu unutturacak kadar dünya işleri namazımıza giriyorsa işte orada durmak, durup düşünmek gerekiyor gerçekten. O halde yapılacak ilk iş, bir Kur'ân meali açıp, namaz sûrelerinin manasını okumak olmalı. Namazlarından gafil olanlara yakın olmamak için bunu yapmalı; önce namazlarımızda huşûu aramalı, sonra dünya işlerimizi kontrol edip bir hizâya sokmalı, diye inanıyorum.

Günlük hayatımızda kul hakkına ne kadar riâyetkâr olduğumuza, yetimleri gereğince gözetip gözetmediğimize bir bakalım. Ancak bu şekilde Mâûn Sûresi'ndeki İlâhî îkâzın muhatabı olmaktan masûn olabileceğimizi ümit ediyorum.

Elmalılı merhumun tefsirinde şöyle deniyor: İbn-i Abbas'dan nakledilen bir rivâyete göre bu sûre, hem cimri hem de riyâkar olan bir münâfık hakkında nâzil olmuştur. Sûre, böyle bir kişi veya bunun gibi sıfatları taşıyanlar hakkında nâzil olmuştur. Ancak hükmü sadece haklarında nâzil olanlarla sınırlı değildir. Bu sûrede kötülenen sıfatların tamâmını taşıyan bu ilahi ikâzların hepsinden nasibini alır. Bunlardan biri veya birkaçı ile mâlûl olan, ona göre hissesini almak durumundadır.

Rabbim, cümlemizi bu sûredeki İlâhî ikâzlara muhatap olmaktan muhafaza buyursun... Münkirlerin dünyadaki rahat hayatına içimizde bir özenti doğmasından, bunun da bizi âhiret hesabını hafife almağa ve hak- hukuk tanımazlığa sürüklemesinden, ibadetlerimizde gevşekliğe sevk etmesinden ve hakkımızda; "eli sıkı, hayır işlemez" dedirtecek kadar mal düşkünü olmaktan Allah'a sığınıyoruz.

İmânımıza sahip çıkmada, amellerimizde ihlâsı bulmada muvaffakiyetler vermesi için Allah'a yalvaralım. Bu mânâda hepimize şuurlar, uyanışlar ihsân eylesin. Âmin.