İslâm Şehri
101.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Bağdat
Doç. Dr. İsmail Yiğit
1994 - Temmuz, Sayı: 101, Sayfa: 019

Büyük edib Cahiz (öl. 255/869)'in, "sanki bir kalıba dökülüp kalıptan çıkarılmışçasına güzel'' dediği ve gördüğü şehirlerin en güzeli olarak tanıttığı Bağdat(1), asırlar boyu, Cennetu'l-arz (Yeryüzü Cenneti), Medinetü's-selam, Daru's-selam, Kubbetü'l-İslâm, Gurretü l-bilad (beldelerin yüz akı, gözdesi) ve Daru'l-hilafe isimleriyle meşhur olmuştur. (2), Tarihinde pek çok sıkıntılar geçiren bu şehrin, günümüzde İslâm dünyasını sembolize eden perişan manzarası, Müslümanların dinlerine sarılmalarıyla değişecek, şehrin ikbal yılları inşallah geri gelecektir.

Kuruluşundan itibaren bir kaç asır Abbasi Halifeliğinin merkezi ve İslâm dünyasının kalbi olarak kalan, daha sonra da ait olduğu dünyanın en önemli merkezlerinden biri olmaya devam eden Bağdat şehrinin kuruluşu, kaynaklarımızda geniş bir şekilde anlatılmıştır. Bu yazımızda, Bağdat'ın kuruluşu hakkında verilen bu bilgilerden, İslâm şehircilik tarihi açısından önemli gördüğümüz bazı malumatı aktaracağız İslâm da çevre anlayışını da yansıttığına inandığımız bu bilgiler, Abbasilerin gerçek kurucusu sayılan ikinci halife Mansur'un, hicri 145-149 yılları arasında, Dicle nehrinin batı yakasında inşa ettirdiği dairevi şehirle ilgilidir. Şehir, daha Mansur zamanında genişlemiş, hicri 157 (M. 774) yılında nehrin karşı tarafında (Rusafe Kerh) semti kurulmuştur. Bu büyüme devam etmiştir.

Kardeşi Seffah (132-136/730-754)'ın Kûfe yakınında kurdurduğu Haşimiyye'yi başkent olarak uygun bulmayan Mansur (136-158/754-775), kendisine hilafet merkezi edinebileceği yeni bir şehir inşa ettirmeye karar vermişti. Mansur, bu niyetini gerçekleştirmek için, önce, kurmayı düşündüğü şehir için uygun bir mevki arayışına girdi. Seçilecek mahal, halife, asker ve halkın ihtiyaçlarını karşılayabilecek, yerleşime müsait bir arazi olmalıydı. Bu iş için görevlendirilen uzmanlar, Bârimma yakınında tespit ettikleri bir mevkiyi halifeye anlattılar. Havasının güzelliğinden ve arazisinin verimliliğinden bahsettiler. Bahsedilen araziyi bizzat görmek isteyen Mansur, oraya giderek, bölgeyi inceledi. Havasının geceleri nasıl olduğunu öğrenmek maksadıyla, geceyi orada geçirdi. Her şey hoşuna gitmiş, mevkiyi beğenmişti. Beraberindeki devlet ricali de aynı kanaati paylaşıyorlardı. Ancak Mansur, her şeyiyle güzel görünen bu mevkiinin, halkın menfaatleri ve ihtiyaç maddelerinin temini bakımından elverişli olmadığını, arazinin kalabalık halkı geçindirmeye müsait görünmediğini söyleyerek onlara, yolda dikkatini çekmiş bir araziyi hatırlattı. Bağdat ismini taşıyan tarihi bir fuar kasabasının bulunduğu bu araziyi, verim ve gelirlerinin bolluğu açısından da uygun görmüştü.Geceyi orada geçireceğini ve havasını uygun bulduğu takdirde, şehrini, kendisinin ve halkının menfaatleri açısından daha müsait gördüğü o mevkide kurduracağını bildirdi.

Mansur ve beraberindekiler, bahsettiği Dicle ile Fırat'ın birbirine en ziyade yaklaştığı yere, Bağdat şehrinin kurulacağı mıntıkaya geldiler.Bütün bunlar, yaz mevsiminin bunaltıcı sıcaklarının yaşandığı günlerde geçiyordu. Gece ve gündüzü orada geçiren Halife, hem gece hem de gündüz havasını çok hoş bulmuş artık kesin kararını vermişti. Kararını şöyle açıkladı: "Burası, şehir için uygun bir yerdir, çünkü, her türlü ihtiyaç maddesi, Dicle, Fırat ve diğer nehirler yoluyla, kolay bir şekilde buraya taşınabilir. Askeri ve halkı ancak böyle bir mevki taşır." (3)

Halifenin Bağdat şehrini inşa ettireceği arazinin, coğrafi konumu, verimliliği, iklimi ve diğer yerleşim birimlerine yakınlık-uzaklığı, hatta yabancı ülkelerin ticaret merkezleriyle ulaşım durumu hakkında bölgedeki idarecilerden bilgi aldığı da görülmektedir. Yapılan tanıtımlarda, mahallin, dört önemli yerleşim merkezinin orta bir yerinde kaldığı, Dicle, Fırat ve bu iki nehrin kolları üzerinde bulunması sebebiyle, bu nehirler yoluyla doğu ve batının ticaret mallarının oraya taşınacağı hatırlatılmıştı. Diğer taraftan, düşman saldırıları durumunda, ancak pek çok köprüden geçilerek ulaşılabilecek bu şehrin, köprülerin yıkılmasıyla düşmandan korunabileceğinden bahsedilmiş, hem dağa, hem denize ve hem de karaya yakın olacağı hatırlatılmıştı.Dinlediklerinden hoşlanan Mansur, kesin kararını vererek, şehir kurdurma işini, alimler ve devlet ricali arasından, fazilet, adalet, fıkhî vukufiyet, emanet ve hesap işlerinde temayüz etmiş kişilerden bir kurul oluşturarak, inşaat faaliyetinin bu heyet gözetiminde yürütülmesini emretti. (4)

Hatîb el-Bağdadî (öl 463/1073)'nin anlattığına göre, Bağdat şehrini tesis etmeye karar veren Mansur, başta mühendisler olmak üzere, meşhur inşaat ustalarını, arazi yapısı ve ölçüm işlerinde temayüz etmiş uzmanları huzurunda topladı. Kurdurmayı düşündüğü şehrin özelliklerini onlara anlattı ve şehri gözlerinde canlandırmaya çalıştı. Şehrini, daha önceden benzeri görülmeyen, dairevî bir plan üzerinde kurmayı istiyordu.Şehrini daire şeklinde genişleyen bir plan üzerine oturtmasından maksadı, şehrin ortasında kurulan sarayının şehrin her kesimine aynı mesafede olmasını arzu etmesiydi.Halbuki dikdörtgen veya kare planlı bir şehirde bu mümkün değildi. (5)

Şehrin ve etrafını çevreleyen iç ve dış surların planını çizdiren Mansur, anlaşıldığına göre, planın mükemmelliğini açıkça görüp anlamadan inşaatı başlatmak istemiyordu. Nitekim, şehrin alacağı durumu, canlı bir şekilde açıkça görmek istedi.Şehrin planını, arazi üzerine kül ile çizdirdi.Çizgilerini dökülen külün teşkil ettiği plan üzerinde, ana caddeler, ara caddeler, meydanlar, surlar ve sur kapılarının yerleri açık bir şekilde görülüyordu. Halife, bu plan üzerinde, sur kapılarının bulunduğu yerlerden girerek, şehrin kurulacağı araziyi dolaştı. Caddeleri, alanları ve sur içinde yer alan hendeği ve diğer birimleri teker teker gözden geçirdi. İnceleme işini bitirdikten sonra, çizgiler halindeki küllerin üzerine pamuk çekirdeği, onun üstüne de ham petrol (neft) döktürdü. Ardından bu yanıcı maddelerin tutuşturulmasını emretti. Yanmaya başlayan ateş, şehrin siluetini açıkça ortaya koyuyordu. Bu manzarayı yüksekçe bir yerden seyreden halife, düşündüğü planı gözleriyle de görerek rahatlamış, istediğinin gerçekleşeceğini anlamış oluyordu. Dolayısıyla gönlü rahat bir şekilde, inşaat faaliyetini başlattı. (6)

Mansur, dört kapısı bulunan iç içe iki dairevi surun çevrelediği dairevi (müdevvere) şehrinin tam ortasını, cami ve hilafet sarayına ayırmıştı. Onun kurduğu şehir de, Müslümanlar tarafından kurulan diğer şehirler gibi cami merkezli idi. Daha sonra komutanlarına ait evler ve ardından mahalleler geliyordu.Halife, Dicle ve Fırat nehirlerinden kazdırdığı birer kanalı, dairevi şehrin bütün caddelerinden ve sokaklarından akıttı. Kanallardan ayrılan kollar, kış-yaz suyu kesilmeden akıyordu.(7)

İslâm tarihinin önemli kaynaklarında geçen bu bilgilerden anlaşıldığı gibi, Bağdat şehri kurulurken, arazinin yerleşim bakımından durumu, verimliliği, diğer merkezlerle bağlantısı, havası suyu ve çevreyle ilgili diğer durumları ciddi bir şekilde incelenmişti. Bu sayededir ki İslâm şehircilik tarihinin en çarpıcı örneklerinden ve İslâm medeniyetinin en önemli merkezlerinden olan Bağdat bir tarihçinin tanıtımında, dünyada, en güzel ve en temiz havaya en tatlı ve en zarif rüzgarlara ve yine en tatlı sulara sahip şehirdi.Yerkürenin merkezi konumunda olup, bir benzeri yoktu .(8)

Dipnotlar: 1) Hatib el Bağdadî, Tarihu Bağdat Kahıre,1931,l,77 2) Yakut el Hamevî, Mu'cemu'l-buldan, Beyrut, 1979, l 460 3) Aynı eser, I. 458, Taberî, Beyrut, Mektebetu'l-Hayyar baskısı,t,y IX, 239 4) Aynı eser, göst. Yer. 5) Tarihu Bağdat, l, 66 72 6) Taberî, Tarih, age, IX, 241 7) Yakut, age. ,l. 460 8) Aynı eser, l. 461