> 1993 > Agustos - İslâm'sız Evrensel Ufuk Olmaz > Anadolu ve Balkanlar'da Yesevî İzleri
İslâm'sız Evrensel Ufuk Olmaz
090.jpg
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

Anadolu ve Balkanlar'da Yesevî İzleri
Hasan Mısırlı
1993 - Agustos, Sayı: 090, Sayfa: 009

Ahmed Yesevî, Türkler arasından yetişen ilk mutasavvıf değildir şüphesiz. Hz. Ömer devrinden itibaren müslümanlık ve müslümanlarla tanışmaya başlayan Türklerin içinden pek çok mutasavvıf yetişmiştir "Horasan diyarı" olarak bilinen, İranlılar île Türklerin müştereken yaşadıkları bölge, mutasavvıflar için münbit bir arazi durumundadır. Horasan asıllı mutasavvıflardan İranlılar bulunduğu gibi, Türkler de vardır Nitekim Ahmed Yesevî'den yaklaşık elli yıl sonra vefat etmiş bulunan Yakut el-Hamevî (ö. 626/1228), Mu'cemu1-Buldan (Beyrut 1397/1977,2 , 350 vd ) adlı eserinde Horasan bölgesinin Irak'tan Hindistan'a kadar uzanan geniş bölgeyi içine aldığını belirtirken ünlü Arap dilcisi Cahız "Feth b. Hakan'dan naklen Horasanlılar île Türkler'in kardeş olduğunu ve aynı memlekette yaşadığını söylemektedir (Hakkı Dursun Yıldız, İslamiyet ve Türkler, s 42)

"Kütüb-i sitte" müelliflerinden imam Buharî, Müslim, Tirmizî ve Neseî Türk olduğu gibi Abdullah b. Mübarek de Türk muhaddis ve mutasavvıfıdır. Ne var ki bu ilk Türk-İslam alimleri, eserlerini o günün ilim dili olan Arapça'yla yazmışlardır. Ahmed Yesevî'nin öncekilerden farkı Türkçe konuşup Türkçe yazmasıdır. İranlı ve Farsça konuşup yazan Yusuf Hemedanî gibi bir üstadın talebesi olmasına rağmen, irşad ve tebliğ dili olarak içlerinde yetiştiği halkın dilini, Türkçe'yi seçmesidir. Türkçe yazdığı san'at endişesinden uzak, didaktik bir mahiyet arz eden "hikmetlerinden oluşan divanı, Türk halkı tarafından pek sevilmiştir. Yunus Emre gibi güçlü temsilcileri vasıtasıyla Anadolu ve Balkanlarda 'Tasavvufi halk edebiyatı" veya "Tekke Edebiyatı" adıyla bir edebi tasavvufi akımın öncüsü olmuştur. Sağlığında olduğu gibi, vefatından sonraki dönemdeki tesir ve nüfuzu genellikle hikmetleri ve halîfeleri sayesinde olmuştur. Beldelerin fethinden (fütuhu'l-buldan) önce kalplerin fethine (futuhuşl-kulub) çalışan derviş ve halifeleri onun adını ölümsüzleştirmiştir.

Ahmed Yesevî, yaşadığı Türkistan bölgesinde olduğu kadar Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlara doğru uzanan çizgide yaşayan müslüman Türk toplumlarında da derin izler bırakmıştır O'nun yaşadığı dönem Büyük Selçuklu devletinin çözüldüğü Anadolu Selçukluları devrine rastlar. O yıllarda Anadolu'yu yurt edinmeye çalışan Türk boyları daru'1-cihad olarak bilinen Anadolu'ya koşup gelmişlerdir. Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması olayında büyük payı bulunan muhtelif tarikatlara mensup dervişler arasında Yesevî dervişlerinin ayrı bir yeri vardır (bk Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar, Ankara 1976). Nitekim tarih, tabakat ve menakıp kitaplarında 'Horasan erenleri" olarak kaydedilen mutasavvıfların ekserisi Yesevî derviş ve halîfeleridir.

Biz bu yazımızda kendi diliyle Yesevî soyundan olduğunu eserinin muhtelif yerlerinde ifade eden büyük Türk seyyahı Evliya Çelebi' nin Seyahatnamesini esas alarak Anadolu ve Balkanlar'da bulunan Yesevî mensuplarına ait türbe, dergah kurucularıyla bunların meydana getirdiği izlerden bahsedeceğiz. Evliya Çelebi eserinin muhtelif yerlerinde 'Ceddimiz Türk-i Türkan Ahmed Yesevî" gibi ibarelerle kendisinin o soydan olduğunu belirtmektedir (Bk. Seyahatname, İst 1314, l, 89, 100, 659, III, 349).

Evliya Çelebi, bütün Osmanlı ülkesini kapsayan gezileri sırasında görüp karşılaştıklarını kaleme aldığı Seyahatnamesinde belki kendisinin de Yesevî ailesinden olması sebebiyle pek çok Yesevî mensubundan onların kabir ve tekkelerinden bahseder. Verdiği bilgiler genellikle halktan duyduğu menkıbe türü rivayetlerden oluşmakla birlikte o günün Türkiye'sinde aradan geçen dört- beş asırlık zamana rağmen Yeseviliğin izlerini ve ona duyulan sevgiyi göstermesi açısından ilgi çekicidir.

Evliya Çelebi 'nin halk rivayetlerinden oluşan tespitlerinin zaman zaman tarihî bilgilerle çeliştiğini belirtmeliyiz. Bu yüzden O'nun gerek Hacı Bektaş Velî ve gerekse diğer bazı Anadolu velîleriyle ilgili verdiği bilgiler tarihî açıdan ihtiyatla karşılanmalıdır. Ancak bütün bunlara rağmen bu bilgiler halk kültürü açısından ve halkın Horasan erenleri île yesevilere gösterdiği teveccüh bakımından ilgi çekicidir Evliya Çelebi, batı Türkleri arasında Ahmed Yesevî izlerini gösterecek bilgiler vermektedir.

Kafkaslardan Balkanlar'a uzanan çizgi üzerinde Seyahatname'de aşağı yukarı on bir kadar değişik yerleşim bölgesinde Yesevî mensuplarına ait türbe tekke ve zaviye bulunduğu görülmektedir. Bunları sırasıyla şöyle özetlemek mümkündür:

l .Niyazabad' da Avşar Baba :

Niyazabad, Kafkas eteklerinde Şirvan île sınır olan bir Osmanlı yerleşim bölgesidir. Evliya Çelebi, ziyaret ettiği bu şehrin halkının ekserisinin sünnî ve hanefî olduğunu belirtmektedir. Şirvan'a komşu olması ve uzun yıllar Osmanlı idaresinde kalması bu şehrin Sünniliğinde etkili olmuştur Burada medfun bulunan Avşar Baba, Ahmed Yesevî halifelerindendir.

2. Tokat' ta Galga) Dede Türbesi :

3. Tokat - Zıle'de Şeyh Nusret Tekkesi:

4.Bozok-Hüseyinova'da Şeyh Emîr-i Çin Osman:

5. Merzifon da Pîr Dede:

6.Bursa'da Geyikli Baba ve Abdal Musa:

7. İstanbul-Unkapanı-Ayakapı'da Horos Dede:

8. Filibe yolu üzerinde Kıdemli Baba Sultan:

Filibe yolu üzerinde Adatepe'nin tepe noktasında bulunan bu zat, Ahmed Yesevî izniyle Rumeli'ne gelmiş Hacı Bektaş dervişidir. Yedi yıl süreyle şeyhlik ettiği bu memlekette pek çok kimsenin hidayet ve irşadına vesîle olmuştur. Vefatında da buraya defnedilmiştir. Çelebi Sultan Mehmed Han, onun ölüm haberini alınca Edirne' den adam gönderip kabrinin üzerine kubbe bina ettirdi Ayrıca bir âsıtane, imaret, kiler, mescid ve zikir için meydan yaptırdı. Bu hizmetlere finans sağlamak üzere yedi köyü bu zatın dergahına vakfetti Sağlığında çobanlık yapıp kaval çalan, melamî tavırlı bu mürşidin dergahı ve türbesi asırlar boyu bir kültür merkezi olarak hizmet etti (bk Seyahatname, III, 377-378).

9. Bulgaristan'da Varna-Batova'da Akyazılı Baba:

Akyazılı Baba. Belh, Buhara ve Horasan tarafından gelmiş Ahmed Yesevî halîfesidir. Hacı Bektaş Velî île önce Bursa'ya gelmiştir. Bursa'nın fethinden sonra Hacı Bektaş Velîden izin alıp Balkanlara geçti. Orhan devrinden itibaren II. Murad devrine kadar yaşadığı söylenen bu zatın hayatına dair pek çok menkıbe nakledilmektedir. Gazî Mihaloğulları'ndan Arslan Bey'le pek çok menkıbesi vardır (bk. Seyahatname, III, 349-350).

Vefatında Varna şehri ile Balçık iskelesi arasındaki geniş bir ova içinde bir koru kenarında defnedildi. Mezarının yanına tekke, üzerine de Galata Kulesi'ni andırır bir türbe yaptırıldı.

Burada bulunan dervişler Evliya Çelebi'nin ifadesine göre şamdanlarla tekkenin dışını, zikirle de içini şenlendirmektedirler. Evliya çelebi diyor ki: "Bu asitanede marifet ehli olmayan dervîş-i dil-rîş yoktur. Hatta nicesi kara çalı kökünden beş yüz parçalı, doğrama saplı kaşık, keşkül, çevgan, arka kaşağısı, hançere kabzası vs günagün şeyler yapıp "Kazanan, Allah in sevgilisidir" diye her gelen yarana birer hediye verip hırka-baha edinirler. Amma lokmaları mah u sal bi'1-ğuduvvı ve'1-asal, pîr u civan, fakîr u ğanîye mebzuldür ki pîr hazretlerinin asrından beri ateş-ı matbahları sönmeyip daima taam-ı lokmaları daimdir. Çünkü nezrattan ve sair evkaftan gelirleri çoktur. Değirmenleri, koruları, koyun, hergele ve sığırları ve tarlaları vardır..." (bk Seyahatname, III, 351-352).

Dergahta yüzden fazla hizmetle meşgul derviş vardır. Her biri bir işle meşgul olup kimi kayyım, kimi meydancı, kimi türbedar, kimi çavuş, kimi usta-hancı, kimi firaşbaz, kimi

misafirhanecidir. Bu asitaneden başka bir misafirhane de vardır. "Hasılı Rum ve Acem'de böyle ulu asitane görmedim. Meğer ki Bağdat'taki İmam-ı Ali ve Hüseyin asıtanesi ola..." (Seyahatname, III, 352).

10. Trakya ve Balkanlar'da Sarı Saltuk:

Evliya Çelebi'nin verdiği bilgilere göre Sarı Saltuk da Ahmed Yesevî halîfesidir. Haseb ve neseb açısından temiz bir soydan gelir. Asıl adı Muhammed Buharî'dir. Ahmed Yesevî hazretleri, Horasan erenlerinden 700 kişiyle Muhammed Buharî'yi Rum diyarına Hacı Bektaş Velî'ye yardıma gönderdi. Bunları yolcu ederken şunları söyledi :

"Saltuk Muhammed'im, Bektaş'ım seni Rum'a göndersin. Leh diyarında dalalet-ayin Sarı Saltuk suretine girip o mel'unu bir tahta kılıçla katleyle. Makedonya, Dobruca, Yedi krallık yerde nam ve nişan sahibi ol!"

Muhammed Buhari, Rum'da Hacı Bektaş a gelip Ahmed Yesevî'nin emrini tebliğ etti. Hacı Bektaş Velî de onu Rum'a gönderdi. Dobruca kafiristanında yetmiş dervişiyle seyahat edip Kaligra mağaralarındaki ejderi katletti. Kırk bin kafir ve Dobruca kralı Pravadi kal'asında îmana geldiler. (Pra-vadi: Bir er vardı.)

Evliya Çelebi, Sarı Saltuk'un Ahmed Yesevî ve Hacı Bektaş Velî dervişlerinden pek çok kimse ile Moskova tarafına sefer ettiğini ve pek çok Tatar Türkünün müslüman olmasını sağladığını anlatmaktadır. (Bk. Seyahatname, I, 656-660)

Evliya Çelebi, eserinin bir başka yerinde (II,133-139) Kaligra kralıyla San Saltuk mücadelesini, ardından onun Balkanlar'da Kırım'daki hizmetlerini anlatır. Sarı Saltuk'un bir ziyaretgahının da Babaeski dolaylarında (III.481) bulunduğunu ; Babadağı'nda da bir makam ve ziyaretgahının olduğunu (III, 368) söyler.

Evliya Çelebinin verdiği bilgilerden buradaki ziyaretgahın II. Bayazıd tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Tekke, han, imaret, medrese, ve kervansaraydan oluşan bu külliyeye nezaret görevi de Kırım hanlığına bırakılmıştır. (Bk. Seyahatname, III, 368)

Seyahatname'den özetlemeye çalıştığımız bilgilerden Ahmed Yesevî ve Yesevîliğin Anadolu ve Balkanlar'da bıraktığı iz ve tesirleri şu noktalarda özetleyebiliriz :

1) Anadolu ve Balkanlarda beldelerin fethiyle beraber, hatta ondan önce kalplerin fethini sağlayarak şerîata bağlı bir din birliği sağlamak. Anadolu ve Balkanlar'da İslam'ın yayılmasında Yesevi dervişlerinin diğer tarık erbabıyla birlikte mutena bir yeri vardır.

2) İran'dan esen Şîa rüzgarına karşı Ehl-i sünnet İslam'ını yaymak. Türkler genellikle İranlılar vasıtasıyla müslüman olduklarından İran kültürüyle ilk zamanlardan itibaren temasa geçmişlerdi. İran'daki "şia" daileri zaman zaman Türk bölgelerine uzanarak o bölgelere tesir ve nüfuzunu ulaştırmaya özel bir özen gösterirlerdi. Ahmed Yesevi'nin başlattığı sünni İslam çizgisi Anadolu ve Balkanlar'da şiilik ve kızılbaşlık temayüllerine karşı da bir siper-i saika olmuştur.

3) Türkçe'nin tasavvuf dili olmasını sağlamak. Ahmed Yesevi'nin Anadolu ve Ortaasya'da belki de en önemli hizmeti Türkçüye gösterdiği titizliktir. Türkçe yazan ilk tarikat kurucusu olma-sı sebebiyle Türk halkının diline sahip çıkmış ve kendisinden sonraki takipçileri sayesinde türedilinin din ve tasavvuf dili olmasını sağlamıştır. Belki Ahmed Yesevi Türkçe yazmasa Yunus olmayacak, Türkçe tekke dili olamayacaktı.

4) Ülkü ve mefkure birliğini temin. Ahmed Yesevi müridlerine ve genelde Türk halkına İslam mefküresi etrafında toplanmayı öğütlemiş ve en uç Türk kabilelerini birleştirmeyi başarmıştır. Moğol istilasından sonraki dönemde de Anadolu birliğinin yeniden kurulması onun attığı temeller sayesinde gerçekleşmiştir.

5) İktisadî hayata canlılık, dervişleri meslek sahibi yapmak. Evliya Çelebi'nin Yesevi tekkelerini anlatırken verdiği bilgilerden Yesevi'lerin bir meslek ve sanat sahibi olmaya özen gösterdikleri anlaşılmaktadır. Ahmed Yesevi'nin bizzat kendisinin "el emeği ile geçinmek için tahta kaşık yontup satması, bu çığırın açılmasının sebebi olarak düşünülebilir. Ayrıca sanıldığı gibi tekke mensuplarının hazır yiyici değil, üretici olduğunu gösterir.