> 1991 > Eylul - Önce İslâm > İlmi Toplantı
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

İlmi Toplantı
Mustafa Yaldız
1991 - Eylul, Sayı: 067, Sayfa: 037

MISIR'DA ÖNEMLİ BİR İLMÎ TOPLANTI: KELAM İLMİNDE YENİ YÖNELİŞLER...

"İslâm'a Göre Bir İlim Metafiziği Geliştirilmeli"

Haziran ayı Mısır'da önemli bir ilmî toplantıya sahne oldu. Ezher Üniversitesi Usûlu'd-Din Fakültesi ile Mısır Felsefe Cemiyetleri, Kahire Üniversitesi'nde "Yeni Bir Kelam İlmine Doğru" konulu bir seminer düzenlediler.

Mısır'ın değişik üniversitelerinden 150 kadar mütefekkir, araştırmacı ve ilim adamının katıldığı seminerde, konuyla ilgili 50 kadar tebliğ tartışıldı.

Seminer, Ezher Şeyhi Cadülhak Ali Cadül Hakk'ın gözetiminde gerçekleştirildi. Seminer'de hemen her görüş temsil imkanı buldu. Her görüş derken bunların içinde Eş'arî ve Matüridinin çağdaş tercümanı olduğunu belirten bilim adamları, Vasıl b. Ata'nın, Cahiz'in, Ebû Haşim'in temsil ettiği akılcı eğilimi temsil edenler ve hepsini bırakıp kıbleyi Batı' ya çevirmek gerektiğini savunan, İslâm ve diğer dinlerin üzerinde çözüm arayanlar...

Seminer Ezher Şeyhi'nin açış konuşması ile başladı. Şeyh Cadül Hakk, konuşmasında seminer konusunu belirleyen "yeni" sözcüğü üzerinde durdu ve şunları söyledi:

"Günümüzde içtimaî, siyasî ve iktisadî bir takım yeni görüşler ortaya çıkmıştır. Öyle ki bu yönelişler, birbiriyle içiçe girip karışmışlar, dolayısıyla da hedeflerini, gaye ve maksatlarını ayırıp temyiz etmek güçleşmiştir. işte Kelam alimlerinin ve felsefecilerin görevlerinden biri de bu prensipleri ayırıp temyiz etmek sureti ile insanlığa güzeli sunmaktır. Ta ki insanlık, bunların batıllarından yüz çevirip, güzellerine yönelebilsin. Görevimiz inanç esaslarını korumak, gözetlemek, anlatmaktır. "Seminerin birinci gününde söz alan Batıcı bilim adamlarının temsilcisi Zeki Necip Mahmud, Müslümanlar tarafından kurulan medeniyetlerin artık tarih olduğunu ifadeyle yola çıktı ve "Geçmişle övünmektense Batı'yı örnek alıp Batı tarzı yeni medeniyetler kurmak gerektiğini" söyledi. Zeki Necip Mahmud özetle şöyle dedi:"Felsefe temelde ilim ve medeniyetten ayrı düşünülemez. Bu sebeple, Batı'nın bilimini alırız ama düşüncesini, kültürünü ve hayat modelini almayız tarzındaki tavır yanlıştır." Zeki Necip Mahmut, bizde, asrın başında Ahmet Agayeflerin, Abdullah Cevdetlerin savunduğu düşünceyi savundu.

İkinci günün en kayda değer bildirisini Prof. Dr. Kandil Muhammed laiklik konusunda sundu. Prof. Kandil, Laikliğin Batı'daki gelişini seyrini tahlil ile başladığı konuşmasında daha sonra İslâm alemindeki laiklik uygulamalarını tahlil etti. Prof Kandil konuşmasında, özellikle, Prof. Dr. Hasan Hanefi ve Zeki Necip Mahmut'un savunduğu , "İslâm'ın aslında laikliği içinde barındırdığı" görüşünü eleştirdi.

Üçüncü günün en önemli bildirisini ise Darü'1-Ulum Fakültesi Yüksek Lisans bölüm başkanı Prof. Dr. Hasan Mahmud eş- Şafiî sundu.

Prof. Hasan Mahmud, bildirisinin önsözünde Kelam ilminde yeni yönelişin, İslâm'ın ve İslâm dünyasının çağdaş ihtiyaçlarını görmesi gerektiğini belirtti. Prof. Hasan Mahmud, şöyle bir çerçeve çizdi:

"Batı'nın maddî ve manevi hegemonyası var. Buna karşı Müslümanlar kurtuluş savaşı veriyorlar. Eğitim kurumlarında fikrî ve ideolojik tahrip söz konusu. Bu etkiler sonucu islâmî esas ve ölçülerde Batı tarzı yorumlama biçimleri ortaya çıkıyor.

Öte yanda ise itikadî sapışlar var... Sosyalizmin başına gelenler... Bu arada İslâm dünyasının kimi üniversitelerinde ilmî diriliş belirtileri... Dünyanın kimi bölgelerinde insan hakları, devlet, toplum, din ve vahiy merkezli yeni bir insan şahsiyeti üzerine başlayan ideolojik gelişme... Ve bütün bu gelişmelere Yeni Kelam'ın İslâm'dan hareketle geliştirdiği cevaplar... Yeni İlmi Kelam ilk doğuş dönemi ile bugünü karşılaştırmalı, ilmin konusunu, metodunu yeniden belirlemelidir.

Prof. Hasan Mahmud, Yeni Kelam İlminin ilgilenmesi gereken konular olarak şunları sıraladı:

- İslâm dininin inanç esaslarını Kur'an ve Sünnet'i kaynak alarak asrın anlayabileceği bir dil ve kültürel seviyede anlatmak. Yeni ortaya çıkan şüphe ve tereddütlerin izalesi. Ümmet içinde olsun dışında olsun. Bugün önemi kalmamış meselelerin tartışma dışı bırakılması.

- İslâmî nizam ve kanunların temel inanç esaslarıyla alakasının ortaya konulması.

- İnsanlığın uğraştığı ilimlere islâmî bakış açısı kazandırılması. Bu bir tür "ilim metafiziği" veya ilimlerin felsefi esasları olarak da nitelendirilebilir. Bu çerçevede şunlara dikkat çekilebilir: Bilgi ve araştırmada, terbiye ve ahlakta, siyaset ve idarede, iktisatta, güzel sanatlarda ve kanunlarda islâmî düşünce esasları nelerdir?

Prof. Kasan Mahmud, bu alanlarda bir görüşe ulaşabilmek için Kelam, Hadis, Tefsir, İslâm düşüncesi ve Fıkıh alimlerinin işbirliği içinde çalışmaları gerektiğini belirtti.

Prof. Hasan Mahmud, Yeni Kelam ilminin metodu üzerine konuşurken de "Bu ilmin şer'î ve aklî bir ilim olduğunu, ancak her halükarda şer'î naslardan bir dayanak bulmadıkça mücerred fikre itimad edilemeyeceğini" kaydetti. Metod olarak bir başka kuralı şöyle zikretti:

"Günümüzde bir takım çevrelerde yaygınlaşan metodsuz, dil ve şeriat kaidelerinden uzak, sahabeden bu yana İslâm ulemasının mirasını ihmal ve islâmî fikri tehdid eden Kur'ân'la doğrudan doğruya temas dedikleri indî ve şahsa özel Kur'an yorumu girişimlerinin aksine tefsir açıklamasında usul-i fıkıh ilminin kaidelerine uygun hareket etmelidir."

Prof. Hasan Mahmud'un üzerine basa basa söylediği bir cümle de şu oldu:

" Akılla vahiy, hikmetle şeriat ve aklî delil ile naklî delil arasında tenakuz olduğu varsayımı yanlıştır."

Seminerde tebliğ sunan bazı ilim adamlarıyla yaptığımız görüşmeleri de ileriki sayfalarımızda sunacağız.

Ezher Üniversitesi Usûlu'd-Din Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulmuti Muhammed Beyyûmi diyor ki:

"İslâm Akidesi Çağdaş Konuları da Yorumlamalı"


Kafi eş-Şeyh (Şey Vadisi) vilayetinde doğdu. İlk öğrenimini köyünde tamamladıktan sonra Ezher Üniversitesine kaydoldu. Usûlu'd -Din fakültesinden mezun oldu. Aynı fakültede mastır ve doktorasını tamamladı.

el-Liva el İslam'ı ve el-Ezher dergilerinde genel yayın müdürlüğü yaptı. Yerli ve yabancı gazetelerde makaleler yayınladı.

(Yeni ilmi Kelama doğru) adlı konferansın tertip komitesi başkanlığını yapan Beyyûmi halen Ezher Üniversitesi Usûlu'd-Din fakültesi Akaid-Felsefe bölümü öğretim görevlisi olarak hizmet vermektedir.

- Kelam ilmini öğrenmede takip edilmesi gereken en doğru yol nedir sizce?

-Öncelikle eski Kelamcıların mücadele metotları eski devirlerdeki fikri akımlar incelenmelidir. Bunun yanında olayların tarihi sebepleri sonuçları ve neticesinde ortaya çıkan Kelam okullarının durumları araştırılmalıdır. Bütün bu araştırmalardan sonra asrın şartlarına ve ihtiyaçlarına uygun bir dille, Kelam ilmini İslam akîdeleriyle mücadele eden günümüz fikir akımlarına karşı vazifelendirilmeli. Bu mücadele şeklinde müslümanların akîdesine zıt olmayan bir üslup bulunmalıdır.

- Kelam ilminde yenilik ne demektir? Hangi alanda yenilik? Ne için yenilik?

-Kelam ilminde, yenilikten kastımız akîdevî meseleleri yeni bir üslupla (asrımızın anlayabileceği yeni bir şekilde) ortaya koymaktır, İslam akîde esasları sabittir. Onlarda yenilik değişiklik söz konusu olamaz. Yenilik yalnızca bu esasları ortaya koyma ve müdafaa üslubunda olabilir. Bu manada her zaman yenilik mümkündür. Çünkü İslam dışı fikir akımları her zaman değişmekte ve bir çok yeni fikir akımı ortaya çıkmaktadır.

- Bu seminerden hedeflediğiniz gaye neydi? Bu seminerin özellikle Usûlu'd-Din fakültesi tarafından düzenlenmesinin sebebi nedir?

- Bilindiği gibi Harun Reşid ve 4 halife Me'mun zamanından günümüze dek İslam aleminde değişik fikir akımları arasında bir münazara yapılmadı. Tarihe şöyle bir göz attığımızda Mutezile, ehli sünnet, şia, Murcie ve hariciler arasında defalarca münazaralar düzenlenmiş olduğunu görüyoruz. Tarihte İslam dışı akımlar ile islamî grupların hepsini bir araya toplayan bir münazara düzenlenmemiştir.

Ben açış konuşmamda Ezher Şeyhine hitaben dedim ki, bu seminer gerçekten tarihi bir seminerdir. Ümidimiz bundan sonra düzenlenecek seminerlere örnek olmasıdır.

Biz bu seminere, hristiyanların, müslümanların, dinsizlerin, marksiztlerin, laiklerin, maddecilerin, varoluşçuların temsilcilerinin yanında yahudilerin de katılmasını istedik ama olmadı.

İkinci şıkka gelince; bu konferansı Usul ed-Din Fakültesi düzenledi. Çünkü bu görevi üslenmeye en ehil üniversite Usul ed-Din fakültesi idi.

Bin yılı aşan şerefli bir mazisi olan Ezher Üniversitesi bu seminerle hizmetlerine bir yenisini daha eklemiştir. Bu örnek tavır aynı zamanda Peygamberimizin, tebliğ tavrıdır. Efendimiz (s.a.v.) gelen yabancı heyetleri Kabe-i Muazzamada kabul ediyor, onlarla karşılıklı fikri muhaverelerde bulunuyordu.

Kur'an-ı Kerim bütün din ve mezheplerin kayda değer görüşlerini ortaya koyup bu görüş ve fikirleri anlaşılabilir, mantıklı bir üslupla reddeder.

İşte biz de bu seminerde, asırlardır, Ezher'in de metod olarak benimsediği Kur'an-ı Kerim'in ve Hz. Peygamberin (s.a.) metodunu ihya etmeye çalıştık. Başarabildiysek ne mutlu.

- Kelam ilminden İslam akîdesi müdafa dışında başka bir alanda istifade edilebilir mi?

- Kelam ilminin esas görevi İslam akîdesinin müdafaadır. Kelam ilminin topyekün hayatı, İslam akîdesi temeli üzerine oturtmakla görevlendirmek mümkündür.

Bizler ilahiyat, semaviyyat ve nübüvvat konularına bir yenisini daha katmayı önerdik, "akîdevi gereklilikler". Bu başlık altında şu konuları işleyeceğiz inşaallah. İnsan hürriyetinin esasları, adalet esasları, eşitlik, şura ve demokrasi ilişkisi vs. Bunlar islami düşünceyi ilgilendiren, çözüm ve alternatif bakış açısı getirilmesi gereken konulardır.

- Metafizik ile gayb kelimesi eşanlamlı mıdır? Metafiziği inkar etmenin hükmü nedir?

- Metafizik kelimesi gayb kelimesi ile eşanlamlıdır. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Metafiziği felsefe olarak inkar eden demek istiyor ki, felsefi bir akılla metafizik alanında hiç bir neticeye ulaşılamaz. Böyle bir düşünceyle yani metafiziği felsefe olarak inkar eden dinden çıkmaz. Yalnız metafiziği gayb manasında inkar eden İslam'dan çıkar.

- İtikadi meselelerde sahih hadislerin delil alınması konusunda ne dersiniz?

- Sahih hadisler her zaman delil olarak alınabilir. Çünkü hadisler Kur'an-ı Kerimi tefsirden ibarettir. Kur'an'ın üslubu akla ve mantığa uygundur. Hadisler de öyle. Hadislerin Kur'an'dan ayrı tutulmasına ve ayrı olarak düşünülmesine karşıyım.

Akîdevi meselelerde "sünnet delil olarak alınmaz" görüşüne de karşıyım. Akîdevi meselelerde Hadisi delil olarak almayı nasıl reddedebilirim? Akîde esaslarını tebliğ eden o değil midir?

Efendimizin (s.a.) inanç esaslarını tebliğ ettiğine inanmamız Kur'an ile sabit iken onun sünnetini nasıl delil olarak almayı reddedebiliriz?

Ezher Üniversitesi Akaid Felsefe Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mustafa Galveş diyor ki:

"Kelâm Âlimi İslâm'ın Maslahat Güzârıdır"


Kelam ilmi nasıl doğdu, üsluplarında bir değişme mümkün mü?

- Soruyu cevaplamadan önce şunu belirtmek isterim. Kelam ilmi vahiyle inmedi. Ancak İslâm, Arap yarımadasında bulunan Yahudi, Hristiyan ve Müşriklerin şiddetli düşmanlıkları ile karşılaşınca, İslâm Akidesini savunan bir ilim olarak doğdu. Temel ölçüsü Kur'ân ve Sünnet'tir.

Kelam ilmi İslâm akidesine yapılan dış saldırılara karşı durduğu gibi, içteki fitne hareketlerine karşı da islâmî tavrın belirleyicisi olmuştur. Bir yandan İran'da varolan Mecusiliğe, bir yandan Hıristiyanlığa, bir yandan Yahudiliğe tavır belirleme ve esaslarının anlaşılır bir üslupla iptali gibi ağır görevler yüklenmiştir. Gerçeği söylemek gerekirse Kelam ilmi silahtır, İslâm alimlerinin geliştirdiği çok yönlü, kabiliyetli, zeki bir silah. Zamana ve mekana göre şekil değiştirebilen bir silah.

- Kelam ilminin metodlarında nasıl bir yenilik mümkün?

- Yenilikten maksadımız silahın yenilenmesi gibi oktan, topa, toptan lazer ışınlarına, aynı şekilde temel hedef olan İslâm Akidesinin günün üslubuyla müdafaa edilmesi ve anlatılması, ortaya konması, kitlelere anlaşılır dille sunulmasıdır. Kelam ilminin iki temel gayesi vardır.

Biri, fertlerin tereddüdlerinin izale edilmesi ki, bu Kur'ân, Sünnet ve aklın yardımı ile olur.

Diğeri, İslâm inançlarına yöneltilen dış kökenli tehditlerin yine aklî ve naklî deliller kullanılarak bertaraf edilmesidir.

- "Kelamcılar, imandan sonra inançlarını güçlendirmek için delil araştırıyorlar. Felsefeciler ise önce araştırıyorlar sonra iman ediyorlar" deniliyor. Sorum şu: Bu iki yoldan hangisi Müslüman bir araştırmacı için daha uygundur?

- Kelam alimi Müslümandır ve İslâm'ın maslahatgüzarıdır. İslâm akidelerini müdafaa kudretinde insandır. Diğer yönden kendi şahsında İslâm inancı sabitleşmiş ve de Allah (C.C.) ona islâmî müdafaa etme gücü vermiştir. Bu özellikleriyle kelamcılar askeriyedeki seçkin zekalı, yetenekli, bir kaç dil bilen, paraşüt, tank ve top vs. eğitimli, sağlıkları yerinde, özel tim güçlerine benzerler.

Bu teşbihimizde şu sonuca varıyoruz ki kelam alimi kuvvetli bir Müslüman olmasının yanında saygı değer sıfatlara da sahip olup içinde yaşadığı asrın leh ve aleyhteki silahlarını kullanmasını bilen bir şahıstır.

Kelamcı İslâm'a herhangi bir saldırı karşısında onun safiyet ve berraklığını Kur'ân, Sünnet ve Akıl yoluyla müdafaa eder. Bu müdafaasında kelamcı Sadıku'1-emin Hz. Muhammed (s.a.v.)'i temsil eder.

Felsefecilerin Metoduna gelince:

Yalnız başına aklın gaybı bilmesi imkansızdır. Akıl sadece duyu organları vasıtasıyla edindiği bilgilerle hükmeder. Duyu organlarıyla bilemeyeceğimiz gayb alemini doğru bir haberciden aldığımız bilgiden yani Peygamberlerden öğrenebiliriz. Başlangıçta hiç bir şeye inanmayan filozof ve onun metodu gaybı bilemez ve böyle olunca onun metodu İslâm'ın nazarında batıldır. Sebebine gelince filozofun herhangi bir konuda bilgi edinmede ölçüsü ne olacaktır? Ölçü olarak aklı alacaktır. Akıl ise gaybı idrakten acizdir.

Kainattaki nizama, yaratılmış mahlukata ve semaya baktığımızda gördüğümüz herşey bizi bir yaratıcının olduğuna inanmaya çağırıyor ve akıl da bunu destekliyor. Yine akıl bu nizamın sebepsiz ve boş yere olamayacağına hükmediyor. Bir başlangıç ve yaratıcı olması gerektiğini söylüyor ve işte vahiy de aklın durduğu bu noktadan ötesini bize açıklıyor. Bizi ötelere daha ötelere ulaştırıyor. Yani insan aklı harikulade bir gücün olduğunu buluyor (inanıyor) vahiy ise bu gücün mahiyetini açıklayarak mücerret aklın ulaşamadığı hakikatları bize anlatıyor.

- Türkiyeli Müslümanlara bir mesajınız var mı?

- İslâm aleminde çok farklı bir konuma sahib, Türkiyeli Müslüman gençlik.. Asrımızın laik sistemlerinin baskıları altında doğmuş, büyümüş, bir gençlik... İmanlarının göğüslerinden bile dipçikle çıkarılmaya çalışıldığı bir gençlik... Senelerce imanlarını haramdan sakınırcasına, saklamak durumunda kalmış bir gençlik... Ve bütün bu zorluk ve zulümlere rağmen imanını korumuş yiğit Müslüman gençlik... Bundan dolayı ben Türkiyeli gençliğin imanından ve İslâm'ından ümitvarım ve onlara diyorum ki; "Babalarınızın bunca zulme rağmen zayi etmeyip sizlere emanet ettiği iman bayraktarlık görev ve bilincini kaybetmeyin. Bunun için de mutlaka Kur'ân dili ve ilimlerini iyice öğrenin, yani dininizi... İslâm aleminde Müslüman Türkiye'nin yeri doldurulamaz. Buna dedelerinizin hizmetleri en doğru ve canlı misaldir. Sizleri bu göreve davet ediyorum. Asalete davet ediyorum. Milyonlarca Müslümanın ümit ve beklentisisiniz.

Ezher Üniversitesi Arap D. E. Fak. eski Tasavvuf ve felsefe öğretim görevlisi Prof. Dr. İbrahim Muhammed Batavi'nin görüşleri...

Kûr'an Metodu Takip Edilmeli


- İlmi kelamda yenilik yaparken takip edilmesi gerekli doğru metod nedir? Konu, metod veya hedef yönünden nasıl yenileşme mümkündür?

M. BATAVİ: Kur'ân-ı Kerim'de cedel ve istidlal şekillerinin derinlemesine incelenmesi gerektir. Doğru metoda örnek olarak Hz. İbrahim'in Nemrut' a verdiği cevap alınabilir.

Bilindiği gibi Nemrud birisine önce idam cezası verip sonra da affetti ve işte gördünüz bende öldürüp diriltiyorum" dedi. Buna karşılık İbrahim (a.s.) müdafaa metoduna yönelmedi, hücuma geçti. Nemrud'un istidlalini düşürecek bir delil gösterdi. Dedi ki: "Allah güneşi doğudan doğdurup batıdan batırıyor. Hadi sen güneşi batıdan getir de görelim" dedi.

İşte ilmi kelamı üzerine inşa edebileceğimiz metod bu Kur'ân metodudur.

Aynı zamanda sünnetten gelen metotlar da göz önünde bulundurulmalıdır. Allah Rasûlü' nün Yahudi, Hristiyan ve çöl Bedevileriyle muhaverelerinde kullandığı metotlardan da istifade edilmelidir.

İşte Kur'ân ve sünnette varid olan istidlal türleri toplanıp derlenmeli. Bir sistem dahilinde incelenip kullanılabilecek metotlar, kaideler istidlaller haline getirilmeli.

Aynı şekilde eski cedel ilmi de tekrar gözden geçirilip bir takım düzeltmelerle yenilenmeli ve islâmî tebliğde ve İslâm akaidinin müdafaasında kullanılabilecek hale getirilmeli.

- Müslüman gençliğe bir mesajınız var mı?

-Söyleyeceğim şu: Dinin sabit kaide ve usullerine sarılın. Allah'ın emrettiği gibi cehaletten yüz çevirin. Birbirinizi sevin, birbirinize destek olun, küfrün karşısında yekvücud olun. Öncelikle Kur'ân'ı ezberlemeye ve anlamaya önem verin. Vakitlerinizi islâmî tebliğle değerlendirin.

Bu arada İhya u Ulûmiddîn, Tecrid-i Sarih, Camiussahih gibi kitapları takip edin.

Ayrıca ruhî terbiyeye de önem gösterilmelidir ki, asrı saran madde tuğyanının karşısında durabilsinler. İyi bir müslüman olmanın yanında müsbet ilimlerle de mutlaka iştigal edilmelidir ki memleketin refah ve saadetine katkıda bulunulabilsin.