> 1988 > Nisan - Zamanı İslam'a Ayarlamak > En Hayırlı Gün
Makale Tavsiye EtMakale Yazdır

En Hayırlı Gün
Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan
1988 - Nisan, Sayı: 026, Sayfa: 009

Ebû Hureyre radıyallahu anh'ın haber verdiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Üzerine güneş doğan günlerin en hayırlısı cum'a günüdür: Adem aleyhisselam o gün yaratıldı, o gün cennet'e kondu, yine o gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet de cum'a günü kopacaktır. " (l)

CUM'ANIN ÜSTÜNLÜĞÜ

Cum'a gününün faziletini dile getiren hadislerde kullanılan üstünlük ifadeleri farklı olmakla birlikte, hepsi de hemen hemen aynı manayı vurgulamaktadırlar. Birinde "günlerinizin en faziletlilerinden" buyurulurken, bir başkasında "günlerin efendisi ve faziletçe en büyüğü" tesbiti yapılmaktadır. Hatta cum'anın, kurban ve ramazan bayramı günlerinden de üstün olduğu belirtilmektedir. Onun, "fakirlerin haccı" demek olduğu, "Allah katında nafile hacdan daha sevimli" olduğu da diğer hadislerdeki tesbitlerdendir.

Hadisimize baktığımız zaman cuma gününün hayırlılık sebebi olarak Hazreti Adem'in o gün yaratılması, o gün cennete konması, o gün cennetten çıkarılması ve kıyametin o gün kopacağı sayılmaktadır. Bunlardan ilk ikisini anlamakta bir güçlük olmasa gerektir. Zira insanoğlunun yaratılışı ve cennete konulması, hayırlılık olarak yeterlidir. Fakat cennetten çıkarılmanın ve kıyametin kopmasının, cum'anın hayırlılığındaki yeri, pek öyle kolayca anlaşılabilir gibi değildir. Ayrıca hadisin diğer rivayetlerinde Hz. Adem'in tevbesinin cum'a günü kabul edildiği ve İcabet saati'nin de cum'a gününde bulunduğu sayılmaktadır.

Hadis şarihleri, cennetten çıkarılıp yeryüzüne indirilmekte, insanın halifelik vasfının ortaya çıkması; Hz. Adem'e ve çocuklarına ilahî kitapların indirilmesi sonucunu görerek, fazilet ve hayırlılığı burada bulmaktadırlar. Cennette ihraç, insanoğlunu zelil kılmak için değil, kemal yollarını ona açmak içindir. Onun da günü cum'adır. Ayrıca şunu da söylemek mümkündür. Cum'a gününde işlenecek bir cürüm, yüksek mertebelerden kovulmaya vesile olacak kadar büyük bir cürümdür. Bu suretle de bu günün kudsiyetine ve faziletine riayet etmek gerektiğine dikkat çekilmiş olmaktadır.

Hadiste sayılan işleri, o günün faziletini gösteren deliller olarak değil, o günde olmuş ve olacak olan büyük işlerin sayımı olarak anlamak gerektiği görüşü de bulunmaktadır. Ancak bu genel bir kabul görmemiştir.

Kıyametin cum'a günü kopacağının o günün hayırlılığına delil olması ise, olgun insanların kendileri için hazırlanmış ilahî nimetlere kavuşmaları yönüyle yorumlanmıştır. (2)

İnsanoğlunun ve kainatın hayatını ilgilendiren en büyük olayların sahnesi olan cum'a günü, müslümanların haftalık ibadet ve zikir günü olarak belirlenmişse, bunun şükrünü yerine getirmek ve kıymetini bilmek gerekir. Hazreti Peygamber, daha önceki ümmetlere de aslında bu gününün ibadet ve zikir günü olarak verildiğini ancak onların buna riayet etmediklerini, başka başka günleri benimsediklerini bildirmiş ve bu durumun, ümmet-i Muhammed'in en sonra dünyaya gelmiş olmasına rağmen, kıyamet günü en başta olacağını gösterdiğini açıklamış, sonunda da, "yahudilerin ibadet günü yarın, hristiyanlarınki de öbür günüdür" (3) buyurmuştur.

Hadisimizden ilk çıkarabileceğimiz sonuç; ibadet ve zikrin daha yoğun olduğu günlerin mü'minler için daha "hayırlı" olduğudur.

MÜSLÜMAN CUM'A

"Güneşin üzerinde doğduğu günlerin en hayırlısı" olan cum'a'nın İslamdaki yerini, müslümanın yaşayışındaki önemini gözden geçirmekle yani "müslüman cum'ayı" tanımakla anlayabiliriz, şimdi biraz bu konuyu araştıralım.

İslam, toplum dinidir. İslam'a göre insan, yalnızca Allah'ın kuludur. Kulluğun şuur olarak sürekli olması, zamanı doldurması esastır. Kulu bu şuura ve bunun tabiî sonucu olarak da disiplinli bir amel hayatına sahip kılacak tedbir, "gün" denen zaman birimini en uygun yerlerinden ibadet saatleriyle donatmaktır.

Müslümanın şu ya da bu sebeple eda edemediği her cum'a ve her dinî görev, yüreğinde bir sızı, kendisini bundan alıkoyana karşı bir nefret yumağı oluşturur.

Dinimiz bunu beş vakit namaz uygulamasıyla gerçekleştirmiştir. Haftayı cum'a; ayı eyyam-ı bîyz; yılı kandil, ramazan ve bayram günleriyle donatmıştır. Müslümanlar beş vakit namazda mahalle mescidinde; cum'a namazında mahallin en büyük merkezî camiinde; haçta da "insanların hidayeti için konulmuş ilk ev" Kabe'de bir araya gelerek, İslam'ı topluca ve bütün zamanı etkileyecek şekilde değerlendirirler. İnsan hayatının değişik birimlerini belli çizgide tutmak bakımından diğer dinlerde de değişik tertib ve düzenlemeler bulunmaktadır. Bütün bu toplanmaların değişmeyen unsuru, ibadet ve zikir'dir. Zira ibadet, dinlerin ruhudur. Zira ibadetsiz din olamaz. Olay, Sakif elçileri ile Hz. Peygamber arasında geçti. Sakif kabilesi elçileri müslüman olmaya geldiler. Ancak;

Tapındıkları Lat putuna üç yıl dokunulmamasını,

Namaz kılmaktan muaf tutulmalarını istediler.

Hazreti Peygamber Lat putuna bir gün bile müsaade edemeyeceğini, ancak "kendi elleriyle devirmelerini" istemeyeceğini belirttikten sonra, ikinci dileklerini de;

"?İbadet olmayan dinde hayır yoktur!" buyurarak reddetti. (4)

Allah elçisinin beyanıyla "ibadetsiz dinde hayır olmadığı" gibi, ibadetsiz dindarlıkta da hayır olamaz. Zira dinî kişilik ancak ibadetle gelişir. İşte cum'a müslümanlar için topluca ve bir arada yerine getirilebilen haftalık ibadetin günüdür. Mü'minlerin hayatları ve İslamın zamana kazandırmak istediği anlam bakımından cum'anın önemi ve yeri bambaşkadır.

İBADET VE ZİKİR GÜNÜ

Cum'a, bayram ve ramazan gibi müstesna günlere dikkat edecek olursak, her birinde diğer günlerden farklı ibadet ve zikirler bulunduğunu görürüz. Yani bu günler kesinlikle günümüzde anlaşıldığı ya da anlaşılmak istendiği gibi birer "tatil günü" değil; birer "ibadet ve zikir" günüdürler.

Zaten dinimizde "tatil günü" yoktur. Cum'a gününün hafta tatili olarak resmen kabulü Tanzimat sonrası yılara rastlanmaktadır. 1935'de kabul edilen Hafta Tatili Kanunu ile de bu uygulamadan vazgeçilmiş önce Pazar daha sonra da cumartesi hafta tatili günleri olarak kabul edilmiş, haftalık iş ve mesaî günleri buna göre düzenlenmiş ve düzenlenmektedir. İşte bu alışkanlıkla müslümanların "hafta tatili", cum'a günü olduğu sanılmaktadır.

Hangi medenî ülkede hristiyanlar pazar ibadetinden, hangi yahudi cumartesi, ibadet ve istirahatinden menedilmektedir? Müslümanların kendi ülkelerinde cum'a ibadetlerini serbestçe ve rahatça yapmaları onların hem insanî hem de dinî haklarıdır.

Cum'a, cum'a ibadeti ve zikir günüdür. Diğer dinlerde olduğu gibi halkımızın deyimiyle, "kitli pazar", "kapalı cumartesi" uygulamasına benzer bir "cum'a tatili" yoktur. Sadece iç ezanının okunmasından cum'anın farzının bitimine kadar geçecek olan azamî yarım saatlik bir zaman kesiminde iş ve ticaret yasaklanmıştır. Bu süre, haftalık ibadet ve zikir anıdır ve bütün müslümanlarca birlikte yerine getirilecek cum'a namazı ve hutbe saatidir. Namazdan sonra, Allah'ın lütuf ve ihsanının tecellisi olan rızkı aramak maksadıyla yeryüzüne dağılmak, işinin başına dönmek herkesin tabiî hakkıdır. Ama işte hiç bir müslümana ne kendisi ne de bir başkası haftada bu yarım saati çok görmemeli, onu bundan alıkoymamalıdır. Çünkü bu ibadeti küçümsememek, ve terketmek kişiyi çok acı sonuçlara itecektir. "Köle, kadın, çocuk ve hasta olmayan müslüman erkekler üzerine cum'ayı cemaatla kılmak farzdır." (5)

Bu sebeple "mazeretsiz cum'ayı terkeden kişi, silinmez ve değişmez bir kitaba münafık diye kaydedilir" (6) Bu konudaki ihmal, Hz. Peygamberi "...Cum'aya gelmeyenlerin içinde bulundukları binaları yakasım geliyor" (7) diye hiddetlendirmiştir.

Cum'anın haftalık ibadet ve zikir günü olduğu, duaların kabul edildiği kısa bir süreden ibaret olan (saatün hafife) icabet saatî'nin cum'a gününde olduğundan da anlaşılmaktadır. Öte yandan dinimize göre bir farz, ancak kendisinden daha üstün bir farz için terkedilebilir. Öğle namazı farzdır. Cum'a günü cum'a namazı için terkedilmektedir. Bu da cum'a namazının, normal vakit namazlarından daha üstün olduğuna bir başka delildir. Ayrıca cum'a namazının mü'mine sağladığı faydayı Peygamber Efendimiz bir hadisinde şöylece belirlemiştir:

"Her kim, abdestini güzelce aldıktan sonra cum'a namazına gelir ve imama yaklaşıp sesini çıkarmaz, hutbeyi dinlerse hem o cum'a ile diğer cum'a arasında hem de fazla olarak daha üç gün içinde işleyeceği günahları mağfiret olunur." (8)

BİRAZ ANLAYIŞ

Müslümanın şu ya da bu sebeple eda edemediği her cum'a ve her dinî görev, yüreğinde bir sızı: kendisini bundan alıkoyana karşı bir nefret yumağı oluşturur. Hatta bana öyle geliyor ki, anlamsızlığı ve isabetsizliği kesin olan cum'a kılınır mı kılınmaz mı münakaşalarında dış müdahalelere duyulan nefretin tesiri oldukça büyüktür.

Cum'a ibadetini rahatlıkla yerine getirebilecek bir düzenleme yapılması halinde bütün gerginliklere, kurum ve kuruluşlardaki huzursuzluklara son verilmiş olacaktır. Bu da kahir ekseriyeti müslüman olan milletimize karşı gösterilecek anlayışla halledilecektir. Çağdaşlığın ve demokratlığın gereği de bu değil midir? Hangi medenî ülkede hristiyanlar pazar, ibadetinden, hangi yahudî cumartesi ibadet ve istirahatinden menedilmektedir? Müslümanların kendi ülkelerinde cum'a ibadetlerini serbestçe ve rahatça yapmaları onların hem insanî hem de dinî haklarıdır. Bunu anlamak için insan olmak yeter...

Zamanı İslam ile donatmak, "en hayırlı gün" cum'ayı cum'a olarak yaşamak yaşayabilmekle başlayacak ya da güç kazanacaktır.

Dipnotlar : 1. Müslim, cum'a 18, 2.bk. Aliyyu'l-kari, Mirkatu'l-mefatih, II, 2%5. 3. bk. Buhari, cum'a 1,12; Müslim, cum'a 19-22; Nesai, cum'a; 1 İbn Mace, ikame 78; Darimi, mukaddime 8; Ahmed b.Hanbel II, 236, 243, 249, 4. İbn Hişam, Siyre, IV, 184-185, Y5. et-Taç, l. 273, 6. et-Taç, l, 74 7. Ahmed b.Hanbel. l, 402, 422,449, 461 8. bk. et-Taç, l, 288; A.Naim. Tecrid Tercemesi, II, 11